Liberalizm, gelenekselleşememiş ya da tam anlamıyla kavranamamış bir ideoloji olarak Türk siyasi tarihinde, bir türlü hakettiği yerini alamamıştır. Peki, küreselleşmenin ne denli yoğun olarak yaşanmakta olduğuna hep beraber şahit olduğumuz bu bilgi ve iletişim çağında, Kıta Avrupası’nda ve Anglo-Sakson Dünyası’nda bu kadar popüler olan ve bahsettiğim coğrafyanın iktisadi, siyasi ve sosyal anlamda gelişmesinde en temel rolü oynayan bu düşünce sistemi nasıl olur da Türkiye’nin siyasi sahnesinde başrolde olamaz?? Acaba, liberalizmi bizler mi abartıyoruz yoksa ortada Türkiye’li siyasi aktörlerin farkında olmadıkları büyük bir cehalet mi sözkonusu??
Liberalizm’in Türkiye’deki durumunu tartışmadan önce kendisinden kısaca bahsetmekte yarar var. Zira, Türkiye’deki eksikliğinden bahsediyorsak, ortada büyük ölçüde bilgi noksanlığı olduğu durumunu da göz önünde bulundurmamız gerekir.
Liberalizmin Temel İlkeleri
Liberalizm, modern iktisadi ve siyasi teorilerin en eskilerinden bir tanesidir. Klasik liberalizmin temel unsurlarını şöyle sıralayabiliriz;
1- Her türlü kollektivizme karşı olan bireycilik; 2- Bireysel Hak ve Özgürlükler 3- Serbest Piyasa Ekonomisi 4- Hukukun Hakimiyeti ve Sınırlı Devlet
Bu unsurları biraz açıklamakta yarar vardır diye düşünüyorum…
Burun kıvırdınız hep . Siz Cumhuriyetin aydın evlatlarıydınız. Biz cahil yığınlardık. Siz birinci sınıftınız hep. Ülkenin kaynaklarını ve kaymağını tükettiniz senelerce, laik , çağdaş ve Atatürkçüyüz diyerek. Biz artıklarınızla beslendik. Üstelik siz halkçıydınız.
Siz amirdiniz, subay, müdür, doktor, mühendis, avukat… Biz memurduk, kapıcıydık, işçiydik..Köyden gelmiştik. Siz; beyefendi, hanımefendi diye karşılandınız hep. Biz azarlanırdık devlet kapılarında. Doktor amca bile iğneyi daha sert yapardı bize. Annelerimizin başı örtülüydü. Biz size hizmet için vardık. Bu ülke sizindi.
Lojmanlarınız vardı sizin. Biz gecekondudaydık. Sizin yaz kamplarınız, sosyal tesisleriniz, hatta yazlık evleriniz vardı. Biz köye giderdik. Deniz görmeden büyüdük. Üç tarafımız denizlerle kaplıymış sizden öğrendik. Hastaneye bile belediye otobüsüyle gittik.Sizin arabanız vardı. Uçağa hiç binmedik biz. Türk hava Yolları sizinle uçardı.
Cağdaş demokrasilerde asker konuşmaz. Ulusal güvenlikle ilgili söylecekleri varsa dogrudan savunma bakanına daha olmadı başbakana söylerler. Bizimkiler törende konuşur, brifingde konuşur, elde kadeh resepsiyonda konuşur, en son moda internette konuşur. Bundan rahatsızım. Söyledikleri yüzde yüz doğru bile olsa konuşmalarına karşıyım.Bu en başta vatandaşa hakarettir. Bizi ilkel bir ülkenin zavallı tebaları haline düşürüyorlar.
“Elimde silah var konuşurum. Gerekirse asarım, keserim.” Geçmiste astılar, kestiler. Bu “yüce” millet gıkını çıkarmadı. Demokrasiyi bilmiyoruz, anlayamıyoruz, benimseyemedik. Karaoğlan diye cenazesinde ağlayan milyonlar 12 Eylulde Ecevit dipçikle gotürülürken seyretti. Babaları Demirel’i, Başbuğlari Türkeş’i, Hocaları Erbakan’ı asker götürüken sırtını döndü bu “asil” millet.Baibakan ve bakanları ipe çekti asker. Bu “büyük” millet seyretti. Daha beteri darbelere maruz kalanlar bile askerin tutumuna cesur karşılık veremiyor bu ülkede.Mikrofon uzatın yarım ağız konuşurlar. Demirel kendini zinadana koyan Kenan Evren’e sayın cumhurbaşkanım diyerek selam durdu.Ama sivil cumhurbaşkanı Turgut Özal’a birkez bile cumhurbaskanı demedi.
Demokrasi mitingi yapalim desek Çağlayan’daki kalabalığın onda birini toplayamayız. Çünkü bu asil millet o gün “mangal” yapmaya gider.
Ben askerin gölgesinde yaşamak istemiyorum. Oyumun tek belirleyici olduğu gerçek bir demokrasi istiyorum. Bunun aksini onursuzluk, şerefsizlik sayarım. Gerçek liberallerden de bunu beklerim.
27 Nisan 2007 günü, Genelkurmay, kendisinden beklenmeyen bir manevrayla, internetten yayınladığı bildiriyle, Türk demokrasi tarihine geçecek acı ve tatsız bir olaya imza atmıştır. Zaten, cumhuriyet tarihi boyunca, gelişmesine ve halk arasında içselleşmesine yeterince olanak bulmakta zorluk çeken Türk demokrasi kültürü, yavaş yavaş yeşererek büyüdüğünü düşündüğümüz son 5 yılında, gerekçesi ve temellendirmesi gayet saçma ve garip bir muhtırayla gaddarca budanmış ve gelişmesinin önü kesilmiştir. Bu e-muhtıra; laiklik odağı etrafında iktidarını elinde tutmaya çalışan bir takım dayatmacı zihniyetin, cumhuriyet geleneğine bağlı kalma dümeni altında içten içe ne kadar fena bir totaliter ruha sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu zihniyet, anayasanın ikinci maddesinde yer alan laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinin koruyuculuğundan ziyade, militarist totaliter faşist bir devletin çığırtkanlığını yapmaktadır ama temennim odur ki; bu sefer kazananlar sözde değil özde demokratlar olacaktır. Yani, anayasa hükümlerine ve işleyiş sürecine saygısı olan ve darbe çığırtkanlılarına karşı faziletli bir duruş gösterme cesaretine sahip olan gerçek demokratlar...
Genç Siviller ile yaptığımız taksim eyleminden sonra, bizim daha önceden düşündüğümüz bir eylemi yine aynı gece uygulamaya koyduk.
Bu eylemde, 27 Nisan e-muhtıra vakasının birinci haftası münasebetiyle bizler de, Liberalofis’ te TSK’ya bir e-cevap yazdık. E-cevap metnimizi aşağıda okuyabilirsiniz…
Demokrasi İstiyoruz
On yılda bir askeri müdahale kuralı gene bozulmadı. Bir e-muhtıramız eksikti, o da oldu. Demokrasi ayaklar altına alındı. Hukuk yok sayıldı. Dünya bize ikinci sınıf ülke gözüyle bakıyor artık.
Bunu yapanlar ülkeye büyük zarar vermiştir. Sorumlular bir an önce yargı önüne çıkartılmalıdır. Aksi halde bu son olsun inşallah demek boşunadır.
Muhtıraların muhatabı sadece hükümet değildir. Doğrudan millettir. Bunu herkes böyle bilsin. Çünkü asker müdahalesinin ağır sonuçlarını hep millet ödemiştir. Buna da kimsenin hakkı yoktur.
Demokrasiyi gölgeleyen geçmiş , gelecek her türlü müdahaleyi kınıyoruz. Vatanını ve milletini gerçekten seven hiç kimse buna yeltenmemeli.
Çünkü bu, Türkiye’yi küçük düşürmektir.
Sözde değil özde demokrasi istiyoruz ve herkesi demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz.