|
“Kamu hizmeti alan ve veren
farklıdır. Üniversite öğretim üyesi başörtüsü takamaz, öğrencisi takabilir.”
Bu sözler herhangi bir resmi tez
destekçisine ait değil. Bu ülkede demokratlığından ve özgürlükçü anlayışından
şüphe duyulması zor bir ismin, Baskın Oran’ın seçim kampanyasında bu cümlelere
rastlamak ister istemez Türkiye’de solun özgürlükçü anlayışın neresinde durduğu
konusunu yeniden düşünmemize fırsat veriyor. Ne yazık ki sol ve özgürlük
kavramlarının bir arada yürümesinin aslında çok da kolay olmadığının delilini
de sunuyor Oran’ın seçim kampanyasındaki cümleler.
Kampanyanın kamusal alana ilişkin
açıklamasına yönelik söylenmesi gereken bir gerçek üzerinde durmamız lazım.
Şöyle ki, özgürlük dediğimiz kavram eğer bireylerin kendi yaşam alanlarına
yönelik kararlarını herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan alabilmeleri ve bu
kararları yine herhangi bir kısıtlamayla karşılaşmadan uygulamalarını ifade
ediyorsa, o zaman özgürlük parçalı değil bütünlüğü olan bir kavramdır. Eğer
özgürlükten bahsediyorsanız, sadece belli bir anlayışın ya da yaşam tarzının
değil birbirinden farklı tüm anlayış ve yaşam tarzlarının özgürlüğü anlaşılır
bundan. Ama bütüncül bir özgürlük anlayışı yerine parçalı bir anlayışı
savunuyorsanız, o zaman da sizin özgürlüğünüz sadece yetersiz kalmaz, aynı
zamanda da anti-demokratik beklentileriniz olduğu anlamına da gelir.
Sol düşüncenin en çok atıfta
bulunduğu değer halk ve bu bağlamda eşitliktir. Sol halk için, halkın yanında
ve halka eşitlik ve özgürlük getireceği iddiasındadır. Solun genel anlamdaki
açıklamalarına baktığınızda bunun kısmi olarak doğruluğundan bahsedebiliriz.
Ama bu tek başına bize solun içinde özgürlükçü bir anlayışı barındırdığını
söyleyemez. Baskın Oran’ın seçim kampanyasındaki kamu hizmeti alan ve veren
arasında yapılan ayrım bizi daha fazla özgürlüğe değil daha fazla faşizme
götürür. Faşizm diyorum çünkü faşist düşünce kamuya üstün bir anlam katar. Onu
kutsal bir varlık olarak görür ve en önemlisi kamuda görevli olanlara bir
ayrıcalık atfeder.
Kamu hizmeti vereni ve alanı
birbirinden en fazla işlem yapan ve o işlemden faydalanan olarak
ayırabilirsiniz ancak bunun dışında yaptığınız her ayrım aynı zamanda bireyleri
aynı hukuk zemininde farklı kategorilere sokmakla eş değerdir. Bir öğretim
üyesinin başörtülü olamayacağını söylemekle başörtülü bir bayanın öğretim üyesi
olamayacağını söylemek birbirine
eşdeğerdir. Böyle bir şey bireyleri yaşam tarzları ve tercihlerini dikkate
alarak onları sınıflandırmaktır. Böyle bir ifade bireysel tercihleri
değersizleştirmek ve kamunun birey üzerine keyfi şekilde tahakküm kurmasına
neden olacaktır. Kamu hizmeti veren kişinin başörtülü olamayacağını savunmak,
başörtüsü takan bir bireyin doktor, avukat, öğretmen, mühendis olamayacağını
söylemektir ki bunun adı da ayrımcılıktır. Türkiye’de her yönüyle yaşanan laik
anti-laik çatışmasının sınıfsal temelleri olabileceğini sol düşüncedeki
aydınlar ya görmek istemiyor ya da zaten sol düşünce söz konusu özgürlük olunca
tutarsızlıklarını sergilemeyi bir marifet sayıyor.
Eşcinsellere özgürlük vaat eden
sol, sıra başörtülülere gelince özgürlük kapısını kapatmakta maalesef. Bu
anlamda da solun özgürlükle bir arada yürümesinin mümkün olmadığını bize bir
kere daha anlatmış oluyor. Hayek’in sol ve faşizmin yakınlığı üzerine
düşüncelerinin ise hala sapasağlam durduğunu bize bir kere daha göstermiş
oluyor.
* Liberal Düşünce Topluluğu 2007 Yazı Yarışması Birincisi
|
.
Yazan:: Atilla (Misafir) Tarih: 11-09-2008 16:51