| Sol ve Özgürlük |
|
|
| Yazar Ercan Erensayın * | |
| Çarşamba, 18 Temmuz 2007 | |
|
“Kamu hizmeti alan ve veren farklıdır. Üniversite öğretim üyesi başörtüsü takamaz, öğrencisi takabilir.”
Bu sözler herhangi bir resmi tez destekçisine ait değil. Bu ülkede demokratlığından ve özgürlükçü anlayışından şüphe duyulması zor bir ismin, Baskın Oran’ın seçim kampanyasında bu cümlelere rastlamak ister istemez Türkiye’de solun özgürlükçü anlayışın neresinde durduğu konusunu yeniden düşünmemize fırsat veriyor. Ne yazık ki sol ve özgürlük kavramlarının bir arada yürümesinin aslında çok da kolay olmadığının delilini de sunuyor Oran’ın seçim kampanyasındaki cümleler.
Kampanyanın kamusal alana ilişkin açıklamasına yönelik söylenmesi gereken bir gerçek üzerinde durmamız lazım. Şöyle ki, özgürlük dediğimiz kavram eğer bireylerin kendi yaşam alanlarına yönelik kararlarını herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan alabilmeleri ve bu kararları yine herhangi bir kısıtlamayla karşılaşmadan uygulamalarını ifade ediyorsa, o zaman özgürlük parçalı değil bütünlüğü olan bir kavramdır. Eğer özgürlükten bahsediyorsanız, sadece belli bir anlayışın ya da yaşam tarzının değil birbirinden farklı tüm anlayış ve yaşam tarzlarının özgürlüğü anlaşılır bundan. Ama bütüncül bir özgürlük anlayışı yerine parçalı bir anlayışı savunuyorsanız, o zaman da sizin özgürlüğünüz sadece yetersiz kalmaz, aynı zamanda da anti-demokratik beklentileriniz olduğu anlamına da gelir.
Sol düşüncenin en çok atıfta bulunduğu değer halk ve bu bağlamda eşitliktir. Sol halk için, halkın yanında ve halka eşitlik ve özgürlük getireceği iddiasındadır. Solun genel anlamdaki açıklamalarına baktığınızda bunun kısmi olarak doğruluğundan bahsedebiliriz. Ama bu tek başına bize solun içinde özgürlükçü bir anlayışı barındırdığını söyleyemez. Baskın Oran’ın seçim kampanyasındaki kamu hizmeti alan ve veren arasında yapılan ayrım bizi daha fazla özgürlüğe değil daha fazla faşizme götürür. Faşizm diyorum çünkü faşist düşünce kamuya üstün bir anlam katar. Onu kutsal bir varlık olarak görür ve en önemlisi kamuda görevli olanlara bir ayrıcalık atfeder.
Kamu hizmeti vereni ve alanı birbirinden en fazla işlem yapan ve o işlemden faydalanan olarak ayırabilirsiniz ancak bunun dışında yaptığınız her ayrım aynı zamanda bireyleri aynı hukuk zemininde farklı kategorilere sokmakla eş değerdir. Bir öğretim üyesinin başörtülü olamayacağını söylemekle başörtülü bir bayanın öğretim üyesi olamayacağını söylemek birbirine eşdeğerdir. Böyle bir şey bireyleri yaşam tarzları ve tercihlerini dikkate alarak onları sınıflandırmaktır. Böyle bir ifade bireysel tercihleri değersizleştirmek ve kamunun birey üzerine keyfi şekilde tahakküm kurmasına neden olacaktır. Kamu hizmeti veren kişinin başörtülü olamayacağını savunmak, başörtüsü takan bir bireyin doktor, avukat, öğretmen, mühendis olamayacağını söylemektir ki bunun adı da ayrımcılıktır. Türkiye’de her yönüyle yaşanan laik anti-laik çatışmasının sınıfsal temelleri olabileceğini sol düşüncedeki aydınlar ya görmek istemiyor ya da zaten sol düşünce söz konusu özgürlük olunca tutarsızlıklarını sergilemeyi bir marifet sayıyor.
Eşcinsellere özgürlük vaat eden sol, sıra başörtülülere gelince özgürlük kapısını kapatmakta maalesef. Bu anlamda da solun özgürlükle bir arada yürümesinin mümkün olmadığını bize bir kere daha anlatmış oluyor. Hayek’in sol ve faşizmin yakınlığı üzerine düşüncelerinin ise hala sapasağlam durduğunu bize bir kere daha göstermiş oluyor. * Liberal Düşünce Topluluğu 2007 Yazı Yarışması Birincisi |
|
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 17 Kasım 2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

