Krizin İki Yönü Yazdır E-posta
Yazar Efe Baştürk   
Çarşamba, 01 Ekim 2008

http://www.civic-express.com/carine/images/comic/2006/09/2006.09.23_2.jpg

ABD’deki krize teknik iktisat açısından bakmak anlamlı ve mantıklıyken, konunun bir diğer boyutu olan uluslar arası sermaye piyasalarının ABD etkisiyle “dolar” egemenliği üzerine kurulu olmasının da krizin ortaya çıkmasında büyük payı var diye düşünmekteyim. 

Bu açıdan, konuya ilişkin iktisadi görüşleri yalnızca sınırlı ve dar bir çerçevede vermek suretiyle, ağırlığı konunun bu ayağına dikkati çekmek istiyorum.

ABD’deki krizin nedenleri üzerine bir yorumlama getirmek iktisadi bilgi kapasitemi aşan bir şey, ancak krizin sonuçlarına dair hayli enteresan bulguları ve bu nispette düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle, bu krizi kapitalizmin çökmesi olarak yorumlayan pek çok kolektif düşünce savunucuları, Amerikan kredi piyasasının bizatihi devletin tekelinde ve kontrolünde olduğunu unutuyorlar herhalde ki, saldırılarını kapitalizme yöneltiyorlar. Bu, sosyalistler açısından makul görülebilir bir şey, zira onlar Amerika’da olup biten ne varsa her şeyi kapitalizme bağlama niyeti ve alışkanlığındalar.

Oysa durum çok karışık, ve bu duruma yol açan temel sebep, piyasa üzerinde artan devlet müdahalesi ve bu müdahale sonucu zaten iyice karışan piyasaya ek tedbirlerle bir darbe daha vurarak onu işlemez hale getirmek. ABD’deki kriz, bu olgunun basit bir örneğidir, çünkü ABD, yıllardır doğal bir piyasa sayılan bu pazara, dış etkiler sonucu değeri değişen dolar politikası ile müdahale etmeyi denemiştir. Sonuç, piyasa işleyişinin tüketiciler ile üreticiler arasındaki doğal ilişkisini yapay dışsal faktörlere bağlama girişimleriyle piyasadaki arz talep dengesini sağlıksız biçimde bozmak olmuştur.

Kapitalizm, bir piyasada arz ve talebin dönemsel koşullara göre değişebileceğini, en ufak herhangi bir dış baskı veya etkinin, bu piyasadaki “sinyalleri” bozacağını, arz talep dengesini ihtiyaçlar ve üretim kapasitesinin dışına çıkaracağını, bu sayede piyasanın kendi seyrinden uzaklaşarak, müdahaleci bir sisteme doğru yol alacağını iddia emektedir.

ABD’de bugün görülen krizin kapitalizm açısından tanımlaması, kapitalizmin çökmesi değil, kapitalizm potansiyeli taşıyan bir piyasa modelini kapitalist modellerden uzaklaştırarak kapitalizmi imkansız hale getirmektir.

Krizin önümüzdeki kısa ve uzun vadede etkisi şüphesiz olacaktır, lakin özellikle yatırımların devlet müdahalesi baskısını sürekli üzerlerinde hissedeceklerinden hareketle, yatırımların dar piyasalara kısılacağını ve sadece belli risksiz sektörlere yöneleceğini söylemek mümkün olabilir. Rakamlar gösteriyor ki(Baran Tuncel, Radikal 28 Eylül Pazar) gelişmekte olan piyasalara fonlar azalıyor. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde uluslararası piyasalarda yatırımların azalması veya hızlarının kaybolması olasıdır. Bu, özellikle iç piyasasını uluslar arası gelişmelere bağlı olarak Amerikan dolarına göre düzenleyen ülkelerin de iç piyasalarını derinden etkileyecektir. Çünkü kriz, kısa vadede faiz oranlarını uzun vadede ise iktisadi yapıyı olumsuz etkileyecektir. Örneğin Türkiye’de krizin etkisini bu yönde görmek mümkün olabilir. Türkiye, Amerikan dolarının mevcut halinden ötürü ithalat-ihracat dengesini kuramayabilir. Kaldı ki pek çok ülke şu an bu haldedir ve rasyonel olarak ellerindeki dolarları ne yapacaklarına dair somut bir veri sahibi olmamalarından dolayı uluslar arası piyasanın göreli bir durgunluğa girmesi beklenebilir.

Küreselleşmenin Yeniden Dizayn Edilmesi

İngiltere Başbakanı Brown, şu anki krizin en ciddi küresel kriz olduğunu ısrarla belirterek, IMF ve Dünya Bankası politikalarının artık küresel gerçeklere cevap veremediğini belirtiyor. Ona göre, artık bu sistem değişmeli, küresel ekonomi sistemi risklerin ortadan kaldırılıp fırsatların ve özgürlüklerin yaratıldığı bir model haline gelmeli diyor. Peki ama nasıl?

Uluslar arası sermaye piyasaları sanki devletlerin müdahalesinden uzak bir sistemmiş gibi algılanmakta. Küresel sistem, devletlerin ötesine geçmiş, devletin etkilerinin görülmediği ya da hissedilmediği bir model gibi tasvir edilmekte. Oysa, uluslar arası piyasada yatırım yapan hangi kuruluş ya da müteşebbis, devletin etki alanı dışında karar verebiliyor? Amerikan Merkez Bankası’nın faiz politikası ile doların değeri üzerinde oynama yapması, dünyanın en büyük şirketlerinin alım satım oranlarını etkilemiyor mu ya da ihracatlarına yönelik bir belirleyiciliği olmuyor mu? Bu iddiaya karşı öne sürülecek tek argüman, büyük şirketlerin Merkez Bankası’nı, Amerika’yı  ve dünyayı yönlendirdiğine dair komplocu bakış açıları olacaktır. Fakat bu, şu an benim görüş bildireceğim bir şey değil.

Brown haklı olabilir, ancak çıkış yolu, küresel sistemde yeni bir IMF yaratmak ya da yeni mali politikalar oluşturmak olmamalı. Devletlerin para üzerinde belirleyicilikleri devam ettikçe bu krizler şüphesiz devam edecektir. Çünkü para, ekonomik ilişkilerin en önemli aracı olmakla beraber aynı zamanda tüketilen mal ve hizmetlerin değerini dolayısıyla da yeniden üretimi konusunda üreticilere gerekli işareti veren en önemli sinyaldir. Para, niteliksel olarak bir piyasada üreticilerin ve tüketicilerin beraber oluşturdukları bir şeydir aslında, para üzerinde herhangi bir oynama, üretici ve tüketicilerin birbirilerine dönük eylemlerini – doğal olarak piyasanın hacmini – etkileyecektir. Örneğin piyasa üzerinde devlet müdahalesinin olmadığı bir durumu düşünelim, fakat aynı zamanda devlet piyasada kullanılan para birimi üzerinde arz belirleyiciliği ve üstünlüğüne sahip olsun. Para arzını elinde tutan devlet, piyasaya arz ettiği miktar kadar piyasaya müdahale etmiş olur. Bunun nedeni basit, para insanların rasyonel eylemde bulunmalarına olanak sağlayan bir araçtır. Bunu kim arz ediyorsa, eylemlerin ne derece rasyonel ölçütlerde cereyan edeceğine de o karar verecektir.

Klasik ifadelerde, bir malın yeniden üretilip üretilmeyeceğine karar vermek için o malın piyasadaki değerine bakılır. Mal değerliyse yeniden üretimine talep var demektir ve üreticiye kar getirmesi için maliyetinden yüksek değerde kazancın olması gerekir – aksi halde üretici neden üretim yapsın? Sağlıklı bir üretim faaliyeti ve onun hangi imkanlarda tüketiciye ulaşacağı gibi olgular, para olmaksızın çözümlenebilir olmaktan uzaktır.  

Dolayısıyla piyasanın, kendi iç dinamikleri tarafından değil tamamen dış faktörlerin belirleyiciliği altında olduğu bir sistemde kapitalizmin varlığı tartışmalıyken bir de onun çökmesinden nasıl bahsedilebilir ki?  

Tüm bu sorunlar, krizler; kapitalizmle açıklanacak şeyler değildir. Aksine, kapitalizmin yokluğunda, piyasa dengesi kuramamanın en basit örnekleri olarak karşımızda durmaktadır. ABD, iç piyasasını düzenleme yoluna giderken, uluslar arası piyasada yarattığı durgunluk ve tahribatı uzun vadede hissedecektir. Çünkü en ufak bir müdahale yeni bir müdahaleyi doğuracaktır, ta ki kaynakların rasyonel dağıtımının en uygun olarak yapılabileceği piyasa mantığının işleyişine kadar. Bu nedenle çözüm yolları; devletin para arzı üzerindeki belirleyiciliğini sınırlandırmak, uluslar arası ticarette farklı para birimlerinin de yer almasını sağlamak, küresel finans sistemi ve ağını olabildiğince devletlerin müdahalesinden uzaklaştırmak, devletin piyasaya giren döviz miktarını belirlemesinin önüne geçmek, küresel ticareti frenleyen iç mali disiplin kurallarının katılığını gevşetmek ve böylece iç piyasaya hem para hem de mal girişinin önünü açmak olarak düşünülebilir. 

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Son Güncelleme ( Salı, 30 Eylül 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans