Devlet Beni "Teşvik Etme" Yazdır E-posta
Yazar Alper Akalın   
Salı, 16 Eylül 2008

http://www.businessfacilities.com/images/incentives0701.jpg

Devlet’in regulasyonlar yoluyla bozduğu piyasayı, deregulasyonla duzeltmesi gerekirken, tamir için yeniden regulasyona basvurması ne yaman çelişkidir, bilmiyorum. Herhalde “hizmet verdiklerini” göstermek amacıyla olsa gerek, politikacılar ilk önce mevcut durumu bozuyorlar, sonra da “bakın nasıl çok çalışıyoruz” ayağına, populist vaatlerle ortalığı daha da karıştırıp, piyasayı daha da işin içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. 

Bu yazıyı yazmama ilham veren Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, bugünkü Dünya Gazetesinde çelişkilerle dolu tespit ve vaatleri ile beni hem güldürdü, hem de kızdırdı. Zafer Çağlayan vaatlerinin en başında, esnaf ve KOBİ’lere devlet eliyle verilecek olan 18 aylık sıfır faizli kredi geliyor..

Sıfır faiz ne demek? Piyasada % 16-18 civarında verilen paranın faizi nasıl sıfır olabilir? Devlet bu maliyeti nereden karşılıyor? Bu soruların cevabı çok önemli, tek tek cevaplamakta fayda var..

“Sıfır faiz” tarzı populist kredilerin türk ekonomisine ve sanayisine hissettireceği “kötü” yan etkileri, anlatmakla bitmez. En başta, işletmeleri verimsiz çalışmaya özendiriliyorlar.

Bir ülkede faiz oranları; girişimcilerin tasarruf veya yatırım kararları verirken göz önüne aldıkları ilk değişkendir. Mesela, finans piyasalarında mevduat faizi %16 civarında diyelim. Bir işveren, yapacağı 100 YTL’lik yeni yatırımın 16 liradan fazla kar getireceğini düşünüyorsa, parasını o yatırıma harcar; yoksa gider tasarruf eder, parasını bekletir ve büyütür.  Sektöründe daha fazla karlılık ve ülkedeki risk faktörlerinin azaldığı anı yakaladığı anda, tasarruflarını yeniden yatırıma dönüştürerek, etkin ve verimli bir işletmeye sahip olma anını kovalar da kovalar..

Şimdi siz sıfır faizle, yatırımcıya ne diyorsunuz? “Bak kardeşim, senin referans noktan sıfır. Yani, al sana para, sen zarar etmediğin sürece, bu parayı istediğin gibi harca. Ne de olsa bu parayı 1.5 sene sonra enflasyon dahil aynı miktara geri ödeyeceksin; onun için istersen git mal al, ister tesisini büyüt; verimlilik veya etkinlik önemli değil, yeter ki zarar etme“. Siz bunu dedikten sonra; yani yatırımcıyı verimsiz ve görece karsız bir yatırıma teşvik edip, büyütmeye çalıştıktan sonra; tekrar ortaya çıkacaksınız ve ülke sanayisinin “katma değeri” düşük, “Çin ile baş edemiyoruz” diye yakınacaksınız. İşte burada adama gülerler..

Kaldı ki, en düşük tüketici kredileri bile piyasada %18’lerde dolaşır iken, sıfır faizli kredi vermenin maliyeti olmadığını düşünenler ancak saf olabilirler. Sonuçta, sıfır faiz, özel bankalara “özel” ödenek veya kamu bankalarını zarar ettirme yoluyla, halka mal ettiriliyor. Zarar eden Kamu İktisadi Teşebbüslerini de , ya da devletten “şahıslara” ayrılan “özel” ödeneklerin tek finansörü, vergisini veren ve çıkar grupların çıkarlarından bir haber olan halk.

Ayrıca, ucuz kredilerle yerinde olmayan tüketimi özendirdiğiniz vakit, zıplayacak olan enflasyon ve işletme borç yükümlülükleri de, sıfır faizin dolaylı etkilerinin cabası..

İş bu sebep olduğu zararlı yan etkilerinden dolayı; “teşvik”, oldum olası nefret ettiğim bir kelimedir.   İlla ki sanayi canlandırılmak isteniyorsa, yapılacak olan şey; birinin cebinden çalıp diğerine aktarmaktansa, direkt cepten çalmamak olmalıdır. Mesela, çalışan maaşları üzerine konulan yüksek sigorta vergileri ve gelir ya da kurumlar vergisini azaltmak neden akla gelmez? Yoksa acaba bu, yaklaşan seçimler öncesi populizm damarları kabaran ve oy için avuçları kaşınan,  “halk uğruna” harcarmış gibi gösterip halkı harcayan sosyal devletçilerin işine mi gelmez?

Özetle, sıfır faizli kredilerin işletmecilere getirdiği özensiz ve verimsiz kaynak kullanımı, ileride bu şirketlerin daha çok borç sarmalına girmelerine ve batmalarına sebep olduğunda, olan o kredinin maliyetini vergileriyle ödeyen halka ve bizzat sanayicinin kendisine olacak. Teşvik ve yardımları bol bol pohpohlayan “sosyal devlet harcamalarının” sebep olduğu bu mantık dışı sonuçlara rağmen, seçmenlerin hala populist iktidar anlayışlarını iş başına getirme arzusunu anlamayan biz liberaller, Mises’in “İnsan Eylemi” ve James M. Buchanan’ın “Kamu Tercihi Teorisi”’ni  okumaya devam edelim. Bakalım bir cevap bulabilecekmiyiz?

Son Güncelleme ( Pazartesi, 15 Eylül 2008 )
 

Yorumlar  

 
0 #1 Teşekkürlerasuman orhun 2010-02-27 12:26
Gerçekten Çok Teşekkrler
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans