Piyasa Düşmanı Kapitalizm Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Özel / İz Yayıncılık   
Pazar, 31 Ağustos 2008

Aşağıda yer alan notlar, Mustafa Özel’in, “Piyasa Düşmanı Kapitalizm” adlı kitabından, içine Soner Hoca tarafından yorumlar katılarak derlenmiştir.Birebir alıntılar olmayabilir.

http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK981240EW336_250.jpg

Modern kapitalizm, sistemik faaliyetlerine bilinçli dahili toplumsal kısıtlar koymayan tarihsel bir sistemdir ve en merkezi faaliyeti kesintisiz sermaye birikimidir.(I.Wallerstein, The West, Capitalism and the Modern World System)

Kesintisiz sermaye birikimi iki türlü değer aktarımını ihtiva etmektedir : Çalışan kesimlerden sermaye sahiplerine doğru değer aktarımı ve Güney’den Kuzey’e (Doğu’dan Batı’ya vs..) değer aktarımı.

…Disiplinsiz bırakılmış piyasa düzeni, çok kısa bir zamanda orman yasalarının egemen olduğu bir ortama dönüşür.Bu ortamda güçlü güçsüzü ezer;tekeller, karteller oluşur; küçük sanayici, küçük işadamı büyükler tarafından yok edilir; tüketici sömürülür.(s.9)

Kapitalizm, rekabeti boğan bir sistemdi ve hep öyle olmuştu.Lenin’in “tekelci kapitalizm” nitelemesi, zekice bir ifade olsa bile, suyun su ile izahıydı.Kapitalizm zaten tekel demekti(s. 11)

Kapitalizmin bu işteki başlıca suç ortağı devlet idi.Siyasi iktidar, tekellerin garatörüydü.(s.11)

…Özel şirketlerin çoğu [yazar burada Türkiye’deki şirketlerden bahsetmekte], 1960lı yıllardan bu yana sürekli teşvik gören, gümrük duvarlarının arkasında korunan şirketlerdir.Mesela, otomotiv şirketleri.Çeyrek yüzyıllık korumaya rağmen hala montaj düzeyini aşabilmiş, yerli bir araba imal edebilmiş değiller…(s.12)

Adam Smith, bir rekabet düzeni olan kapitalizmde değişik toplum tabakaları arasında bir çıkar uyumu olduğunu düşünürken, Karl Marx rekabete rağmen, “üretim araçları sahipliğinin” dengeyi bozduğunu ve toplumun kapitalist kesimi ile emekçi kesimi arasında bir çıkar çatışması yarattığını söylüyordu.(s.15)

…Sosyal sistemler arasındaki temel tarihsel karşıtlık kapitalizm ile sosyalizm arasında değildir; çünkü her ikisi de tekelcidir.Birinde az sayıda sermaye sahiplerinin tekeli, diğerinde ise yine az sayıdaki bürokrat ve parti şeflerinin tekeli sözkonusudur…(s.15)

Wallerstein’in belirttiği gibi, eğer tekeller ancak devlet desteği ile var olabiliyorlarsa, o halde iktisadi/siyasi/kültürel her çeşit eşitsizliğe karşı mücadele aslında tek ve aynı mücadeledir.(s.24)

Sanayi Feodalizmi

Y.S.Brenner’i dinleyelim : “Eski tarz kapitalizm iç bakımdan tutarlıydı.Tutarlılığı, kendi kendini destekleyen bir mekanizmaya dananıyordu: Kazanma aşkı ve aç kalma korkusuyla sürdürülen bir mekanizma, yani, rekabet.Yeni kapitalizmde bu mekanizmanın işleyişi düzensizleşti.”

Japonya’da: Mitsui, Mitsubishi, Sumitomo, Marubeni gibi birkaç şirket, ülke ihracat ve ithalatının yarısından fazlasını gerçekleştirmekte ve onbinlerce küçük ticaret ve sanayi şirketine hükmetmektedirler.

Güney Kore : Chaebol adı verilen sanayi-ticaret gurupları ülke sanayiine yön vermekte ve ihracatının yarıya yakınını gerçekleştirmektedirler: Daewoo, Hyundai, Samsung, Lucky-Goldstar, Hyundai, Ssangyong,Sunkyong…

Almanya’da : Bankalar çok büyük.Deutche Bank, Commerzbank, Dresdner Bank.Deutche Bank70 şirkette hisselerin yüzde 10 veya daha fazlasına doğrudan sahip.Daimler Benz’in yüzde 28i, Avrupa’nın en büyük reasürans şirketi Munich Rai’nin yüzde 10u, Avrupa’nın en büyük mağazalar zinciri Karstad’ın %25i, Almanya’nın en büyük inşaat şirketi Philipp Holzmann’ın %30u; ve Avrupa’nın en büyük şeker üreticisi Südzucker’in %21i.

İttifaklar (son yıllar) : Daimler Benz-Mitsubishi, General Motors-Daewoo, Volvo-Renault vs..

J.K. Galbraith der ki “sanayi kapitalizmi, piyasa güçlerini büyük ölçüde pasifize eden bir sistemdir.”

Türkiye’de Teknolojisiz Sanayileşme

Klasik Osmanlı ekonomisinde, devlet üretim faaliyetlerine doğrudan katılmazdı.Alt yapı yatırımları da dahil olmak üzere , her türlü iktisadi faaliyeti özel sektör yapar; devlet sadece denetimle yetinirdi.Tarım dışı üretim ve inşa faaliyetleri loncalara ve vakıflara bırakılmıştı.Ancak, piyasalar sıkı denetim altındaydı.Ölçü birimleri, maliyet ve karlar titizce kontrol edilir, ahalinin ihtiyacının tam olarak karşılanması temel amaç sayılırdı…Devlet, müslüman bir girişimci kesimin oluşmasına nasıl önayak olmuyorsa, müslüman teb’a arasında da ticaretten ziyade memuriyet rağbet görüyordu.

İttihatçılar; ferdi kapitalizme iyi gözle bakmasa da,  uysal bir burjuvazinin ilk örneklerini yetiştirmişlerdi.

*Mehmet Nazmi ve Oğulları,

*Karamehmet Kardeşler (Çukurova Holding)

*Ömer ve Mehmet Biraderler (Sabancı Holding)

*Nemlizadeler ve Şürekası

*Koçzade Ahmet Vehbi (Koç Holding)

*Kurukahveci Mehmet ve Şerikleri

Bugün Türkiye’nin en önde gelen sanayi şirketlerinden dörtte üçünün yaşı 25in altındadır; yani 27 Mayıs 1960tan sonra başlatılan planlı ekonominin ürünüdürler.

Planlı ekonomi ithal-ikamesine dayanıyordu.Yerli sanayiciler yüksek gümrük duvarlarıyla korunuyor, sanayi şirketleri, vergi muhafiyetleri ve ucuz faizli kredilerle teşvik ediliyordu.Ne var ki, 25-30 yıllık korumaya rağmen, hemen hemen hiçbir alanda yabancı rakipleriyle özel desteksiz rekabet edebilecek nitelikte sanayi şirketlerine sahip olmuş değiliz.Otomotiv, elektronik, makine ve kimya sanayilerinde “Türk” imzası taşıyan önemli bir teknoloji geliştirilmiş değildir.En büyük sanayi şirketlerimizin büyük çoğunluğu hala yabancı lisans ile üretim yapmakta ve üretimlerinin büyük kısmını iç pazara satmaktadırlar.

Bu tarz kapitalizmin bir özelliği teknolojide %100 bağımlılık iken, diğer bir özelliği içeride aynı ölçüde siyasi odaklara karşı bağımlı ve güçsüz oluşudur.(örn.Ekrem Pakdemirli’nin bakan olacağı kesinleştikten sonra Tusiad’da yoğun ilgiyle karşılanması)

Rahmi Koç : “Yatırım yapamaz duruma gelen imalat sanayimiz kapasitesini arttıramamakta, ihracata dönük tesisler kuramamakta, teknolojisini yenileyememektedir” diyor.Özellikle 1960lardan bu yana en fazla devlet desteği görmüş olan bir gurubun tepe yöneticisi, bugün ihracata yönelebilmek için hala teşvik istemektedir.(s.52)

Atatürk’ün iktisat müşaviri Ahmet Hamdi Başar, 1930da amele ve esnafın niçin Serbest Fırka’ya mütemayil olduklarını şöyle izah ediyordu :

“Halk Fırkası’nın büyük şehirlerde ve hele İstanbul’da başına, inkılapçılar ve idealcilerden ziyade , istismarcılar ve menfaatçiler geçiyor.Bunlar halkı ve ameleyi fırkadan soğutuyor ve kendi çıkarlarından başka birşey düşünmüyorlar…”
Son Güncelleme ( Pazar, 31 Ağustos 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans