| Türban Yasağının Esas Nedeni: Parasız Eğitim |
|
|
| Yazar Alper AKALIN | |
| Pazartesi, 25 Ağustos 2008 | |
|
Üniversitelerin eğitim-öğretim hayatına başlamalarına az bir zaman kaldı. Eminim ki eylül ayından itibaren, “kampüse türban girmeli mi girmemeli mi” tartışması, Anayasa Mahkemesi’nin türban serbestisi ile ilgili yasa düzenlemesini bozan kararı ve son cumhurbaşkanı rektör atamaları ile beraber yeniden gündemimize girecek. Yakın zamanda türban yasağı, özgürlükçü olarak bildiğimiz blog sitelerinde de, hafif kafa karıştıran argumanlarla ile de savunulmadı değil. Ekonomitürk’ten Barış Bey, devlet üniversitlerinin, devletin kurucu ideolojisine uygun bazı kurallar koyduğunu, vatandaşların da bu kurala uymakla yükümlü olduğu manasına gelebilecek bir çıkışla tartışmayı başlattı. Liberal makaleleriyle takip etmekten zevk aldığımız bazı bloglarda , Barış Bey’in savunması sıkı bir eleştiriye maruz kalsa da, bu eleştiriler, resmi ideolojinin hakim kıldığı ezberci zihniyeti eleştirmekten öteye gidemedi. Esasında ben, olaya farklı ama daha derinsel bir açıdan bakma niyetindeyim. 10 yıllardır süren kavganın temel problemini ve artık bıkkınlık veren bu problemin çözümünün yine problem içinde saklı olan yönleriyle çıkarmak, artık büyük bir elzemdir düye düşünüyorum.. Ben, Türkiye’deki türban meselesi ile beraber bir çok esas sorunun nedenini, hakim kemalist zihniyetlerde değil, o zihniyetin yeşermesine imkan veren kurumsal yapılarda; en başta “devlet” nosyonunun ülkemizde konumlanmış olduğu futursuz pozisyonunda görmekteyim. Ve “doğal” yetki ve sorumluluklarını çoktan aşarak bir ”leviathan”a dönen bu fütursuzluğun sonucunda, bireylerde şekillenen “devletçi kafa” ya da “her şeyi devletten bekleme” algısının yarattığı kalıplaşmış ama gayri-ahlaki duruşlar da sorunun ikincil nedenleri olarak karşımıza çıkmakta. Bu yüzden, bireylerin devlete karşı bağımlılığı (dependability) arttıkça, devlet bürokrasinin vermiş olduğu irrasyonel, gayri-insani, gayri-vicdani ve en önemlisi birey hak ve özgürlüklerini ihlal eden kararlarına karşı eğilip bükülmek (Barış Bey’in gösterdiği ilkesiz duruş gibi) çok rahat içselleştirilebiliyor türk toplumu tarafından.. Burada irdelenmesi gereken esas mesele, biz neden devlete bağımlıyız ya da devlet ne hakla bizi kendisine bağlı kılmakta? Bir başka açıdan da, bireyler olarak biz, neden devlete bağımlı olmayı, olması gereken bir durummuş gibi sorgulamaktan aciziz. Devlete bağımlılıktan kastım, esasında ekonomik temellere dayanmaktadır. Mesela, biz millet olarak devlete vergi vermeyi çok severiz.. Vergi bizim ülkemizde kutsaldır.. Vergi vermeyen namussuzdur, vergi vermek namus borcudur.. Hırsız olan, elimize cebini zorla sokan devlet değil, hakkı ile kazandığı parasını vermek istemeyen vatandaştır.. Amma velakin verdiğimiz verginin karşılığını da her platformda isteriz.. Sadece iyi bir sağlık ve eğitim sistemi ile bitmez isteklerimiz; tütün üretiriz mesela, devlet alsın fazla tütünü deriz.(Hatta alsın, bir de üstüne yaksın ki, piyasa fiyatı düşmesin). Tütün, fındık, şeker pancarı; bunları keşke hep devlet alsa da, biz de rahatımıza baksak derdindeyizdir. Ne de olsa devlet para babasıdır; parası bitse bile darphaneden basar gene alır ürünümüzü.. Devlet bize iş bulsun, lütfen elektriğe zam yapmasın, mümkünse estetik ameliyat masraflarımızı bile devlet karşılasın.. Konuyu şuraya bağlayacağım; biz devlete kul köle olmayı o kadar içselleştirmişiz ki; devlete o kadar çok görev vermişiz ki; kavga da zaten devlet iktidarı kavgası.. Kemalist Statuko da, modernleşen muhafazakar kesim de bu büyük iktidarın peşinde.. Halbuki, güç yozlaştırır; 80 yıldır yozlaşan bir kemalizm var, 22 temmuzdan sonra da yozlaşmanın ilk tadlarını bize yaşatan ama daha yoz kemalizmin gazabına ugrayarak frene basmak zorunda kalan muhafazakarlık ise öbür elde.. Halbuki, madem ki, beceremiyoruz bu kadar büyük bir gücü yönetmeyi, (ki 200 yuzyıldır avrupada monarşiler bu yüzden yıkılmıştır / ya da sembolik hale gelmiştir), neden “bu gücü dağıtmayı denemiyoruz” diye sormuyoruz kendimize.. Mesela, devlet üniversiteleri neden devletin? Neden devlet bu üniversitelere sahip diye hiç kendimize soruyormuyuz? Ucuz oldugu için mi; ucuz olduğunu söyleyen kim. Devlet bütçesinin %11′i (en çok pay ayrılan bakanlık) eğitime gidiyor. Devleti finanse eden, vergi ödeyen halk olduğuna göre, para aslında paralı eğitim taraftarı veya muhalifi herkesin cebinden çıkıyor ve yine eğitim dolaylı da olsa paralı hale geliyor. İkincisi; bir araştırma gösteriyor ki, devlet üniversitelerini okuyan kişilerin %80′inin geliri yoksulluk sınırının üstündeki orta sınıfa ait. Üçüncü veri, üniversiteye gidenlerin %90′ı dersaneye gitmiş ve her yıl bu dersanelere ve özel derse akıtılan kişi başı para 4000 dolar civarında.. Birileri eğitim bedava mı dedi? Kesinlikle değil.. Peki devlet üniversitelerinin bir an özel olduğunu düşünelim.. Bir kere, rekabeti baltalayan devlet üniversiteleri ortadan kalkacağı için ücretler aşağı inecek bu bir. Dersanelere gerek kalmayacak zira özel üniversiteler, avrupadaki gibi genelde lise diplomasına göre veya özel bir kurumun uyguladığı (toefl) gibi sınavlarla kayıt alacak ve dersahanelere akıtılan onca para üniversitelere akacak bu iki. Sıcak baktığım bir öneri değil ama; devlet eğitime harcadığı bütçeyi, öğrencilere özel üniversitlere gitmeleri için kredi veya bursa da harcar, böylelikle rekabeti baltalamamış ve üniversiteleri resmi ideoloji kışlalarına çeviremez olur, bu üç.. Zaten, özel üniversiteler olursa, YÖK’e de gerek kalmaz bu 4. YÖK kanunu olmazsa, türban düzenlemesi, doğal olarak mülkiyet kendilerinde olduğu için, her üniversitenin şahsına münhasır olur bu 5. Yani, türbanlıları ilke gereği üniversitlerine almayan üniversiteler de olacaktır ama daha büyük bir çoğunluğu, türbanlı öğrencileri de üniversitelere alacaktır, buna da devlet karışamayacaktır; zira dediğim gibi üniversite devletin değil bireyin mülkiyetinde, kim karışabilir.. Şimdi bu kadar analizden sonra, fakirler nasıl okuyacak diye soracak olanlara ; yukarıda da yazdığım gibi yine cevaplayayım, şu anki sistemde zaten fakirler değil orta sınıflar okuyor ve cebinizden de bayağa para çıkıyor.. Zaten, elbette hakeden fakirlere burs veren üniversiteler olacaktır zira çogu üniversitenin burslu kontejanı da var.. Devlet iktidarını halka (ya da piyasaya) dağıttığımızda, türban dahil bir çok kronik/ sembolik sorunun kalkacağı kanısındayım (buna bebek ölümlerinin azalması ve orman yangınlarının azalması da dahil). Bize yönetemeyeceğimiz ve uğruna daima kavga edip 5 darbe, onlarca kontrgerilla/ergenekon üreteceğimiz büyük devlet değil, aksine kavga etmeye gerek bile görmeyeceğimiz, 1 trilyonluk makam arabasına binmekten imtina edeceğimiz küçük ama etkin bir devlet lazım.. |
|
| Son Güncelleme ( Perşembe, 28 Ağustos 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


