Solun Bir Kısmı Fena Çuvalladı Yazdır E-posta
Yazar Burak Başkan   
Çarşamba, 13 Ağustos 2008

http://www.cafesiyaset.com/todays_photo/20070716095308.jpg

Ergenekon davasında solun bir kısmı fena halde çuvalladı. Bu yazıda özellikle “bir kısmı” ifadesine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü Ergenekon Davası sürecinde blok halinde aynı tepkiyi veren tek bir soldan bahsedemiyoruz. Birçok konuda olduğu gibi bu dava sürecinde de sol kendi içinde ciddi görüş ayrılıkları yaşamakta. Ana hatlarıyla solda Ergenekon Davası ile ilgili üç farklı duruş ortaya çıkmakta. Bu duruşlardan ilki, ÖDP genel başkanı Ufuk Uras’ın başını çektiği son derece sağduyulu ve gerçeklerin açığa çıkması için çaba gösteren kesim. İkinci kesim ise sosyalist Birgün Gazetesi’nin sayfalarını karıştırdığımızda gördüğümüz “Bu egemenlerin savaşı, biz burada taraf olmayalım!” duruşu. Üçüncü kesim ise Ergenekon avukatlığına soyunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın başını çektiği grup.

Bu dava sürecinde ÖDP’li olan ya da olmayan herkesin takdirini kazanan Özgürlük ve Dayanışma Partisi, diğer sol akımlara demokrasi dersi verir nitelikte hareket ediyor. ÖDP Genel Başkanı Sayın Ufuk Uras birçok konuşmasında otoriter cumhuriyetin, demokratik cumhuriyete dönüşmesinin zorunluluğuna dikkat çekiyor. Ayrıca Türkiye’nin yakın tarihindeki darbe girişimlerinin ortaya çıkması için mecliste komisyon kurulmasını talep etmesi de son derece kayda değer bir hamle. Ufuk Uras solun bu dava sürecinde alması gereken pozisyonu şu şekilde açıklıyor: “Sol, özgürlük, eşitlik demek, demokrasiden yana olmak demek. Hem darbecileri destekleyelim hem de solculuk yapalım, böyle bir şey yok. Bazı parti yöneticilerinin darbe günlüklerinde bahsedilen gizli görüşmelere katılması çok önemli. Sayın Baykal ona buna cevap yetiştirmek yerine bu darbe toplantılarında kendi vekilleri ne arıyordu, bunun yanıtını versin.” Ergenekon Davası sürecinde sağduyusuyla hareket eden ve sadece kendi yandaşları için değil herkes için demokrasi istediğini bir kez daha kanıtlayan Ufuk Uras’ı tebrik etmek gerekiyor. Keşke tüm sol görüşlüler Sayın Uras’tan birazcık ders alabilse.

Aslında bu dava sürecinde “tarafsız kalalım”cı sosyalistlerin de kısmen çuvalladığını söyleyebiliriz. Ancak yazının başında bahsettiğimiz çuvallayan soldan bu kesimi kastetmiyoruz. Sayın Murat Belge köşe yazılarında solun bu “tarafsız kalalım”cı kesimiyle ilgili kendisine son derece katıldığım ciddi eleştirilerde bulundu.

Eğer ortada her ikisi de meşru iki taraftan söz edilmiş olsaydı tarafsız kalmak bir seçenek olabilirdi. Ben Ergenekon davasında güç mücadelesi veren ve aynı koşullara hâkim bulunan iki tarafın olduğuna inanmıyorum. Ancak farz edelim bu dava iki tarafın güç mücadelesi. Bir tarafta meşru bir şekilde iktidara gelmiş ve tek bir seçim yenilgisiyle elindeki tüm iktidar gücünü kaybedecek bir siyasi parti var. Diğer tarafta ise demokratik mekanizmaları tahrip etmeyi amaçlayan, antidemokratik bir güç odağı var, hatta iddianameye göre bu güç odağının terör örgütü olduğu iddia ediliyor. Kaldı ki bu güç odağı eğer bir kez amacına ulaşırsa onu ne seçimle indirebilirsiniz, ne de diğer demokratik mekanizmalarla. Bu mücadele olsa olsa hukuk devletini savunanlar ile hukuk devletini hiçe sayıp kavga ve kaos ortamı yaratmak amacındakiler arasında bir mücadele olabilir. Her duyarlı vatandaş gibi bizim de hukuk devletinin yanında olmamamız gibi bir durum söz konusu bile olamaz.

Burada solun çuvallayan kısmından kastettiğimiz tabiî ki, soruşturmanın açılmasına bile tahammül edemeyen, sanki bu ülkede daha önce hiç askeri darbe olmamış gibi davranmaya çalışan, gerçeklerin ortaya çıkmasından deyim yerindeyse ödü kopan Deniz Baykal ve destekçileridir. Bu dava sürecinde bu kesimin fena halde çuvalladığını belirtmemiz gerekiyor. Bir kere en başından beri davanın açılmasına bile tahammül edemediler. Üstüne üstlük davayı protesto etmek için parti teşkilatlarında nöbet tutmaktan tutun da, Ergenekon’un avukatlığını üstlenmeye kadar bir yığın saçma sapan tepkiler gösterdiler.  Demokrasinin bizzat tehdit altında olduğunu ifade eden bir iddianamenin önemsiz, uydurma olduğunu bile iddia edebildiler ve tabi aynı zamanda sosyal demokrat olduklarını iddia ederek. İki laflarından biri iddianamenin bir safsata olduğu, gerçek dışı olduğu yönündeydi. İlk önce iddianamenin asla tamamlanamayacağını iddia ettiler ama iddianame tamamlandı. Daha sonra mahkemenin iddianameyi reddedeceğini iddia ettiler ama mahkeme iddianameyi kabul etti. Üstelik dava sürecinde ortaya koydukları duruşu eleştiren herkesi hükümet yalakası olmakla suçladılar. Kendilerini savunacak herhangi bir cümle kurmaları mümkün olmadığı için, onları eleştirenleri suçlama yoluna gittiler. Onlara göre darbelere karşı olmak, demokrasiyi savunmak illaki Ak Parti yandaşı olmayı gerektiriyor. Deniz Baykal kendi çelişkiler yumağında boğuluyor, Deniz Baykal’lı CHP konuştukça batıyor. Hâlbuki bu kesimin ne yapması gerekirdi. Biraz şüpheci davranıp gerçeklerin ortaya çıkması için çaba sarf etmesi gerekirdi, Türk yargısına güvenmesi gerekirdi. Eğer ortada bir suçlu varsa cezalandırılmasını, suçsuzlar varsa da aklanmalarını isteyebilirdi. Ama böyle yapmadılar. En başından böyle bir davanın açılmasına bile karşı çıktılar. Gerçeklerin ortaya çıkması yönünde en ufak bir adım bile atmadılar. Eğer bu sürecin sonunda, mahkeme iddiaların doğru olduğuna karar verir ve söz konusu isimlerin ceza almasına karar verirse Deniz Baykal ve ekibi hangi yüzle bu milletin karşısına çıkacak büyük bir merak içindeyiz.

Bu noktada bir de aslında sivil olmayan sol cenahtan gelen sivil toplum örgütlerinin varlığına dikkat çekmemiz gerekiyor. Hani şu eylemlerinde “Ordu Göreve” pankartları açanlardan bahsediyorum. Ne ilginçtir ki bunlar sözde sivil toplum örgütü olmasına rağmen, bizzat sivil toplumun kendisinden korkan, sivil toplumun önünü tıkayan faaliyetlerle meşguller. Halk iradesinin tehlikeli olabileceğini, egemenliğin halka verilmemesi gerektiğini savunan örgütler bunlar. Herkesi etiketleyen, ötekileştiren, kendileriyle aynı fikri paylaşmayan insanlara ana avrat sövme konferansları düzenleyen örgütler. Başbakanın asılması gerektiğini, askeri darbenin bir an önce olması gerektiğini ya da geçmişte olan darbelerin ilerici olduğunu söyleyecek kadar kafayı yemiş sivil toplum örgütleri dünyanın başka neresinde görülebilir acaba. Bana kalırsa onlara sivil toplum örgütü demek, diğer sivil toplum örgütlerine hakaret olur. Bunlar olsa olsa darbeli toplum örgütleri olabilirler.

Sonuç olarak solun bir kısmı Ergenekon davası sürecinde fena halde çuvalladı. Türkiye garip bir ülke. Ne solu sola benziyor, ne sivil toplum örgütleri sivil toplum örgütüne, ne de medyası medyaya…

 

BURAK BAŞKAN

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

Son Güncelleme ( Salı, 12 Ağustos 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans