| İktisat Teorisi Notları 2: Mises'te İktisadi Düşünce |
|
|
| Yazar Ercan Erensayın | |
| Salı, 29 Temmuz 2008 | |
|
Ludwig von Mises, Avusturya İktisat Okulu'nun Hayek'le beraber en önemli iktisatçısı ve düşünürüdür. Mises, iktisat teorisine ilişkin çalışmaları ile klasik liberal düşünce geleneğinin günümüze taşınmasında ayrı bir yeri olan kayda değer bir isimdir. Her ne kadar kendisi Keynesyen müdahaleci iktisat modelinin baskın düşünce olduğu bir dönemde eserlerini vermişse de; 1970 sonrası liberal ekonomi politikalarının uygulanmasında fikirleri takip edilen, hayranlık uyandıran bir iktisatçı olarak, iktisat tarihinde sağlam, ama bir o kadar da mütevazi bir yer edinmiştir. Her halükarda; liberalizm, iktisat, müdahalecilik ve bilimsel metod üzerine analizleri dolayısıyla Mises, çok özel ve üzerinde durulması gereken bir şahsiyettir. Mises'i ve fikirlerini daha iyi tanımak için her şeyden önce, Avusturya İktisat Okulu'nun tarihine ve bu okulun iktisat teorisindeki yerine bakılmalıdır. Avusturya İktisat Okulu'nun kurucusu iktisatçı Carl Menger'dir.Menger, 1871 yılında yayınlanan "Politik İktisadın İlkeleri" isimli eseriyle, yeni bir iktisat ekolonün doğuş haberini vermiştir. Alman Tarihçi Okulu ile iktisat metodu üzerine yaptığı tartışmalarla adını duyuran Menger; Avusturya iktisadının temel çizgilerinden biri olacak, iktisat bilimi açısından ses getirecek ve sonraki iktisatçılar tarafından geliştirilecek "marjinal fayda prensibi"ni iktisat teorisine kazandırmıştır. Marjinal devrim diye de adlandırılan bu yeni prensip "subjektif değer teorisi"nin temellerinin atılmasına ciddi katkılar sağlamıştır. Avusturya İktisat Okulu'nun ilk kuşağında Menger ve onun öğrencileri olan Wieser ve Böhm-Bawerk vardır. İkinci kuşakta ise Hans Mayer ve uluslararası ilişkiler alanındaki çalışmaları ile bilinen Schumpeter ve Ludwig von Mises; üçüncü kuşakta en az Mises kadar önemli bir iktisatçı olan Hayek vardır. (1). Yahudi asıllı bir Avusturya'lı olan Mises, Avusturya'nın, özellikle de başkent Viyana'nın ekonomik ve kültürel açıdan oldukça geliştiği ve liberal ekonomik uygulamaların bu gelişmede önemli rol oynadığı bir ortamda, 1881 yılında dünyaya gelmiştir. Hem Avusturya hem de Alman kültürü etkisindeki diğer ülkelerde sosyal, kültürel ve ekonomik canlılığın önemli temsilcileri Yahudiler'di. Franz Joseph'in liberal yönetimi altındaki Avusturya, bir anlamda altın çağını yaşıyordu. Ne yazık ki bu refah dönemi Birinci Dünya Savaşı'na gidilen yıllarda müdahalecilik ve sosyalizme yönelik artan ilgi ve destek, Franz Joseph'in ölümünün ardından gelen yönetimin illiberal ekonomik politikalar uygulaması nedenleriyle sona ermiştir. İlginç olanı bu refahın yaratılmasında dikkat çeken bir role sahip Yahudi Avusturya'lıların, ileride kendileri için de çeşitli sıkıntılar yaratacak olan illiberal politikaları desteklemeleri ve sosyalizme duydukları aşırı ilgidir. Bu yıllarda üniversite yaşamına adım atan Mises, diğer birçok Yahudi'nin aksine klasik liberal fikirlerin en önemli savunucusu olacaktır.(2) 1900 yılında Viyana'da üniversite eğitimine başlayan Mises de ilk yıllarında sol eğilimli ve devletçi idi. Yine de yaptığı okumalar ve araştırmalar neticesinde Marxizme ve Marxist solculara uzak duruyordu. 1903 yılında Menger'in "Principles" kitabını okuyan Mises, hem liberal ekonomik politikalara hem de iktisat bilimine ilgi duymaya başlamıştır. Ancak, tüm bilgi birikimi ve entellektüel zekasına karşın, Mises hem Yahudi olması ve hem de sosyalizm karşıtı olması nedenleriyle profesörlük ünvanı alamayacaktır. Yine de Mises, ilk kez olarak 1912 yılında Viyana Kız Ticaret Akademi'sinde ders vererek hocalık hayatına başlamıştır. Mises, aynı yıllarda Viyana Ticaret Odası'na danışmanlık yapmaktadır. Mises, "Para Teorisi"ne ilişkin çalışmasıyla 1913 yılında doçentlik ünvanı elde eder ve Viyana Üniversite'sinde yardımcı profesör olarak ancak ücret almadan görev yapar. (3) Şair Virgil'in "Kötülüğe yenilme, daha da güçlü olarak karşı gel" mısralarını yaşamının felsefesi yapan Mises, dönemin egemen fikirlerine karşı koymuş, sosyalizm yerine liberalizmi, müdahalecilik yerine serbest piyasayı savunmuştur. Mises, 1922 yılında "Sosyalizm" kitabıyla büyük ses getirmiş ve Hayek gibi sola sempati duyan bir çok genç iktisatçıyı geri dönülmez bir şekilde liberalizme yönlendirmiştir. Mises, bu kitabında sosyalizme sadece mükemmel bilgiye ulaşılmaması açısından karşı çıkmak yerine; daha da can alıcı bir noktaya, sosyalist bir sistemde iktisadi hesaplamanın olanaksızlığına değinmiştir. Mises'e göre, sosyalist sistem er geç çökmeye mahkumdur. Çünkü üretim için gerekli olan en temel şeyden, üretim faktörlerinin fiyatlarından ve bu fiyatların oluştuğu bir piyasadan mahrumdur sosyalizm.(4) Her ne kadar profesörlük yapmasa da Mises, Avusturya İktisat Okulu'nun tarihinde özel bir yeri olan seminerlerde Avusturya İktisat ekolünün bir araya gelmesini sağlamıştır. 15 günde bir Cuma günleri yapılan bu seminerlere Hayek de katılmıştır. Mises, 1920-1934 arasında devam eden bu seminerlere, Cenevre'de bir enstitüden aldığı davet nedeniyle ara verir ve 2. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından, zorlu bir yolculukla Amerika'ya gideceği 1940 yılına kadar burada seminer ve dersler verir. Nazi tehlikesi nedeniyle göç etmek zorunda kaldığı Amerika'da 1945-49 arasında New York Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak ders verir. Çalışmalarına ve seminerlerine ara vermeyen Mises, Avusturya İktisat Okulu'nun ve kendisinin fikirlerinin hızla kabullenmeye başladığı bir dönemde,1973 yılında, Hayek'in "Mises-Hayek Konjuktör Teorisi" ile Nobel İktisat Ödülü almasından bir yıl önce, 92 yaşında vefat eder.(5) Mises'i önemli kılan yaşam hikayesinden ziyade onun iktisadi düşünceye yaptığı kayda değer ve oldukça tutarlı fikirleridir. Mises, kendinden önceki iktisatçıların başvurduğu metodların yerine kökleri çok eskiye dayanan ama unutulmuş bir metodu devreye sokarak çalışmalarını yapmıştır. "Eylem mantığı" anlamına gelen bu metodun adı "Praxelogy"dir. Praxelogy, özgür birey bakış açısını, dolayısıyla Avusturya iktisadının temel prensiplerinden biri olan sübjektivizmi destekler. Mises, bütün bilimsel çalışmaların metodolojik dualism, yani teori ve tarih ikiciliği ile yapılması gerektiğini savunmuştur. Buna göre, insanı ve onun eylemlerini inceleyen bilimlerle doğayı ve doğa olaylarını inceleyen bilimler bir tutulamaz. İnsanı yani bireyi, taşları ve atomları ya da gezgenleri vs. incelediğimiz gibi inceleyemez, değerlendiremeyiz.Sosyal bilimler, kendi içinde teori ve tarih diye iki kategoride ele alınmalıdır. Tarih, Mises'e göre, neden- sonuç ilkesi bağlamında olayları zaman ve mekana bağlı kalarak anlatır, yani a posteriori olanı, deney ortamında tekrarlanması mümkün olmayanı anlatır. Tarihe bakarak teorileri test edemeyiz, zira ikisi birbirinden ayrı iki kategoridirler.(6) Mises'e göre, iktisat teorisinin işlevi kişisel değer yargılarının altında yatan psikolojik faktörlerini incelemek olamaz. İktisat teorisi aslında, insanın yani bireyin davranışlarını mantık kalıplarıyla açıklamak için vardır. Mises'in iktisat teorisi analizleri, praxeologiye, yani eylem mantığına, yani davranış mantığına dayanır. Mises'e göre, praxeology, matematik ve mantıkla eş "statüde"dir. Praxeology, insan davranışının mantığını incelediğinden araç-amaç ilişkisine dayanır ve zaman boyutunu da içerdiğinden matematik ve mantıktan ayrılır. Zira matematik ve mantık, zaman içermez. Amaç-araç ilişkisinin bir özelliği zamansa, diğeri de nedensellik ilkesi, insan davranışı açısından sebep-sonuç ilişkisinin zorunluluğudur.İktisat teorisi, Mises'e göre, a priori yani herkesçe doğruluğu kolayca kavranılan düzeydedir. Ancak, burada ele alan araç-amaç ilişkisidir, amaç ya da aracın ne olması gerektiği değildir. A priori olarak, yani önceden bilinen tek şey, bireyin karar verirken kendisi için en uygun amacı ve en rasyonel araçları seçeceğidir. Bunun dışında kalanlar ise sübjektiftir, yani herkese göre değişen amaç ve araçlar vardır. Marjinal fayda ilkesi gereği değerler, yalnızca bireysel tercihler sonucunda belirlenir. (7) Mises, bireyin amacı her zaman için "memnuniyetsizliğin giderilmesi" ya da "tatmin sağlamak"tır, görüşündedir. Bu aksiyomun, önermenin çıkardığı sonuç bundan ibarettir, bunun dışında neyin asıl amaç olması gerektiği ya da hangi aracın bu amacı gerçekleştirmek için gerekli, anlamlı, rasyonel olduğu tamamen bireyin kişisel bakışına göre değişir. Bir şeyin rasyonel ya da irrasyonel olması tamamen bireyseldir, görecelidir. Bununla ilgili kesin ve herkesi bağlayıcı bir açıklama yapamayız. "Aktörlerin 'rasyonelliği' kendilerini rasyonel hissetmelerinden ibarettir." Bir eylemin bizim değer yargılarımız, kişisel zevklerimiz ve tercihlerimize ters düşmesi, onu irrasyonel yapmaz. Yani, Mises'e göre "insan davranışı", a priori, "tanım gereği rasyoneldir".(8) Avusturya Okulu'nun kurucusu Menger, marjinal fayda teorisinde, ekonomik mal ve hizmetlerin değerlerinin belirleyicisinin bireylerin yaptığı tercih sıralamaları olduğunu açıklar. Değer, sübjektif değerlendirmelerin bir sonucudur her şeyden önce. Avusturya Okulu'nun değer teorisinin merkezinde birey vardır, metodolojik bireycilik anlayışı vardır. Bir malın değerli ya da değersiz olması onun parasal miktar açıklaması değil, bireyin o mala ilişkin sübjektif açıklamasıdır. X malını Y malından değeri kılan, A kişisinin X'i tercih ederek yaptığı iktisat davranışıdır.Mises'e göre iktisatçılar, insan davranışlarını göz ardı ederek, "mekanik" bir şekilde, amaç-araç ve nedensellik ilişkilerini tanımaksızın, ekonomiyi açıklamaya çalışırlar. (9) Mises'in önemli çalışmaları arasında para teorisi ve iktisadi hesaplama sorunundan bahsedelim şimdi de (Mises'in Hayek'le beraber geliştirdiği Konjöktur Teorisi'nden başka bir yazımızda bahsedeceğiz). Mises'e göre, Makroiktisat'ın "Milli Gelir" ya da "Fiyatlar Genel Düzeyi" gibi kavramları "insan davranışlarından kopuktur". Aslında, Mises, para teorisinin merkezine, değer ve fiyat teorisinde olduğu gibi marjinalist analizi ve sübjektivizm prensibini koyar. Keynesyen iktisadi düşüncenin aksine, para arzındaki artışın sorunları çözmek bir yana, daha fazla sorun yarattığını savunan Mises; para arzındaki bir artışın, paranın satın alma gücünü azalttığını ve "nispi gelir ve fiyatları" (fiyatlar genel düzeyini değil) değiştirdiğini ortaya koymuştur. Mises'e ve elbette Avusturya ekolüne göre, bir paranın gerçekten anlam ifade edebilmesi için mal-para olması gerekir. Avusturyalılar, altın ve gümüş gibi aynı zamanda mal değeri olan değerli madenleri tercih ederler.Böyle bir durumda, para aynı zamanda mal olduğunda, devlet müdahalesine daha az olanak tanınmış olur.(10) İktisadi hesaplama sorununa gelince, Mises, iktisadi hesaplamanın ancak üretim faktörlerinin özel mülkiyet sistemine bağlı olduğu bir ekonomide belirlenebileceğini; özel mülkiyetin olmadığı yerde ise bunun olanaksız olduğunu savunur. İktisadi hesaplama yapabilmek için, bireylerin tüketim mallarını değerlendirme olanağına sahip olmaları şarttır, eğer bu mümkün değilse hesaplama yapmanın da bir anlamı olmayacaktır. Bir ekonomide etkin kaynak dağılımı, faktör piyasalarına bağlıdır. Faktör piyasaları, üreticilerin "maliyet hesapları ve proje karşılaştırmaları" yapmasına olanak sağlar (11); dolayısıyla, faktör piyasalarının olmadığı bir ekonomide, hesaplama ve karşılaştırma da yapılamaz. Bu tür bir hesaplama yapılamadığı için de ekonomide verimlilik ve etkinlik sağlanamayacak; ekonomi kaosa sürüklenecektir ve nihayetinde de Sovyetler Birliği'nde olduğu gibi çözülme yaşanacaktır.
NOTLAR
1.Turan Yay, "Avusturya İktisat Okulu'nun Tarihsel Gelişimi ve Metodololisi", Piyasa, 2004, Say :11, ss.2-7.
2. Mises döneminde Viyana hakkında ayrıntılı bilgiler için lütfen bakınız: A. Gülçin İmre, "Avusturya Okulu İçinde Ludwig von Mises ve İktisadi Düşünceye Katkısı", Doktora Tezi, İstanbul 2006, ss.13-32.
3. a.g.e, ss. 32-45.
4. a.g.e, ss. 40-48.
5. a.g.e, ss. 48-60.
6. a.g.e, ss. 69-75.
7. a.g.e, ss. 69-82.
8. a.g.e, ss. 78-85.
9. a.g.e, ss. 87-98.
10. a.g.e, ss. 100-112.
11. a.g.e, ss. 122-126.
|
|
| Son Güncelleme ( Salı, 29 Temmuz 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

