İktisat Teorisi Notları 1: Anayasal İktisat Yazdır E-posta
Yazar Ercan Erensayın   
Cuma, 18 Temmuz 2008

http://www.roap.unep.org/images/law.jpgGünümüz demokrasilerinin en temel özelliği "sınırlı devlet" anlayışına dayanmalarıdır. Bu anlayışın asıl gerekçesi, demokratik usullerle yönetime gelmiş hükümetlerin ve hükümet tarafından belirli yetkilerle donatılmış bürokratik mekanizmanın, birey hak ve özgürlüklerini ihlal etmelerini engellemek; devletin neler yapabileceği kadar, neler yapamayacağını da belirlemektir. Anayasa sahibi devletleri aynı zamanda anayasal kılan da bu özelliğe sahip olmalıdır. Hatta İngiltere örneğinde olduğu gibi, yazılı bir anayasası olmasa da liberal demokrasi ilkeleriyle donandığı için "anayasal demokrasi" çerçevesine bağlı olması ve bunun yerleşmiş kurumlar ve değerler aracılığı ile gerçekleşmesi de bir ülke rejiminin anayasal olarak nitelendirilmesi için yeterlidir.Ancak siyasal ve sosyal hakların korunmaya alındığı bu çerçevenin, ne yazık ki söz konusu ekonomik haklar, özellikle de girişim ve mülkiyet hakları olduğunda, anayasalarda ya da anayasal kurumlarda yeterince benimsenmediği görülmektedir. Bu bağlamda, Virginia İktisat Okulu'nun öncülüğünde gelişen Kamu Tercihi Teorisi ya da anayasal iktisat teorisi oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu okulun, bu düşünce ekolünün amacı devletin ekonomik güç ve yetkilerinin niçin ve nasıl sınırlandırılması gerektiği  sorusunu cevaplamaktır.

Kamu tercihi teorisinin ya da anayasal iktisat anlayışının temel varsayımları şunlardır:

a.) Metodolojik bireycilik: Ekonomi ile ilgii analizlerinde temel birim bireydir.Kamu Tercihi Okulu, politikada da metodolojik bireyciliği benimseyerek, politikacıların toplum faydasından ziyade bireysel çıkarlar için çalıştığını  ve politik yozlaşmaya karşı, politikacıları ve bürokratları sınırlandıran bir ekonomik anayasanın hazırlanması gerekliliğini savunmuşlardır.

b.)Ekonomik insan ve rasyonellik: Her türlü ekonomik karar fertler tarafından ve kişisel çıkara bir öncelik vererek alınır ve gerçekleştirilir.Bireylerin amacı, faydalarını maksimize etmektir. Bu bağlamda, politikacaların da ekonomik kararları alırken kişisel çıkarlarını ön planda tutacaklarını, oy satın alma güdüsüyle hareket edeceklerini; vatandaşların da oy satarak kendi  çıkarlarını gerçekleştirtmek isteyeceklerini söylemek mümkündür.

c.)Politik mübadelenin varlığı: Ekonomik kararlar her ne kadar "kamu çıkarı" iddiasıyla alınıyorsa da gerçekte her ekonomik karar, bir politik mübadele; bireyler, çıkar grupları, bürokratlar ve politikacılar arasında yapılan çeşitli pazarlıklar neticesinde alınır.

Anayasal iktisadın en önemli özelliği, "piyasa başarısızlığı" tezine karşılık "kamu başarısızlığı" teorisini geliştirimiş olması ve ekonomik anayasa önerilerini de bu kamu başarısızlığını göz önünde bulundurarak yapmasıdır. Devletin başarısızlığının ardında yatan temel faktörler mali disiplinsizlik sorunu ve artan kamu harcamaları sonucunda kamu borçlanma ihtiyacının artmasıdır. Mali disiplinsizliğin sonuçları arasında devletin sürekli büyümesi ve kamu harcamalarının sürekli olararak artma eğilimi göstermesi, bunun sonucunda kamu gelir ve giderleri arasında dengesizlik yaratılması ve oluşan mali istikrarsızlık ortamında kamu kesiminin bu dengesizliği kapatmak için borçlanma yoluna gitmesi, gitmek zorunda kalması yer alır. Kamu kesimi borçlanma ihtiyacını karşılamak için genelde sonuçları açısından olumsuz olan şu üç yola başvurabilir:

a.) Vergi ile finansman

b.) Borçlanma ile finansman

c.) Merkez bankası kaynakları ile finansman

İlk olarak vergi ile finansmana bakarsak, vergi yükünün artması ile yatırımlarda bir azalma ve buna bağlı olarak istihdamda istikrarsızlık gerçekleşir ve bu, ekonomik büyümede istikrarsızlık ve verimliliğin azaması ile neticelenecektir. En nihayetinde ekonomide bir stagnasyon(durgunluk+enflasyon) kaçınılmazdır. Borçlanma ile finansmanın olumsuz yönü ise, iç ve dış borç yükünün artması ve  buna bağlı olarak faiz yükünün artması ve döviz kaynaklarının azalmasıdır. Bunun sonucunda ise ödemeler dengesinde istikrarsızlık kaçınılmazdır. Merkez Bankasının kaynakları ile finansmanda ise parasal istikrarsızlık ve paranın değer kaybederek fiyatlar genel düzeyinde bir artış gerçekleşmesi kaçınılmazdır.Bu üç çözüm yolunun da ekonomik anlamda sorunları gidermek bir yana çetrefilleştirdiği de apaçık bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.

Anayasal iktisadı savunanlara göre, devletin sahip olacağı mutlak siyasal gücün ve bunun bir çıktısı olan siyasal yozlaşmanın önlenmesi için ekonomik bir anayasaya ihtiyaç vardır.Siyasal yozlaşmanın sebepleri, devletin yani devleti yönetenlerin güç ve yetkilerinin sınırlandırılmamış olması ve siyasal süreçte yer alan aktörlerin aslında kendi çıkarları peşinde koşmalarıdır.Bu siyasal yozlaşmanın ekonomik bir yozlaşmaya da dönüşmeyeceğini savunmak mümkün değildir, bu yüzden devletin siyasal alanda sınırlandırılmasının etkin olabilmesi için ekonomik alanda da sınırlandırılması ve anayasa da vergilendirme ve borçlanmaya ilişkin esaslar açık olarak belirtilmelidir.

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Temmuz 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans