Marxın Bıyıklarında Debelenmek * Yazdır E-posta
Yazar Halil Berktay   
Çarşamba, 16 Temmuz 2008

Karşıtlarının küçümsemesine, yandaşlarının dırdırına aldırmazlığını ne güzel anlatır, Odas elementales’in içindeki “Oda a la critica”da  Pablo Neruda (kendi çevirim):

http://www.funkyafro.com/art/Karl_Marx.jpg

Ve sonra eleştirmenler çıkageldi: biri sağır,

biri dillere yetenekli,

ve daha niceleri ve niceleri:

körler ve yüz-gözlüler,

kırmızı iskarpinli

ve karanfilli züppeler,

kadavra gibi

düzgün giyimliler,

ve bir de, Marx’ın alnına çöreklenmiş

ya da bıyıklarında debelenenler...

Ben de iki yazı yazdım ya liberalizme ve özgürlüğe dair; işte o, Marx’ın bıyıklarında debelenenler hemen sökün ediverdi. Yeni duyup tuttuğum bir deyimle bu “kazma sol”un aklî ve ahlâkî pejmürdeliğine de sıra gelecek elbet. Şimdilik, işin özünü bir kere daha anlatmayı deneyeceğim. Liberal değilim ve liberalizmi salık vermiyorum. Ama Solun, cahilce kötülemek yerine, özellikle demokrasi ve özgürlük konularında liberalizmden öğrenmek diye bir meselesi olduğu kanısındayım. Çünkü demokrat ve özgürlükçü olamayış, Solun en büyük zaafı. Kaynağını görmek için, Voltaire ve Mill’den neler öğrenebileceğimize paralel, şu diğer soruyu da soruyorum: Marx’tan tevarüs edebileceğimiz bir demokrasi, çoğulculuk ve tolerans etiği var mı? Ya da, nereye kadar?

Benim kendi cevabım kısaca şöyle: Marx 19. yüzyıldaki şekli ve haliyle demokrasinin eleştirisi üzerinde yoğunlaştı. Özellikle Fransız, kısmen de İngiliz parlamenter demokrasisinin çarpık ve güdüklüğünü, ardındaki menfaat örüntülerini, bağrındaki sosyal uçurumları, kanunlar önünde eşitlik ilkesinin gizlediği korkunç sınıfsal eşitsizliği sergiledi. Güncel tarihe bu yaklaşımı için, Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850’ye (1850), Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i’ne (1852), Fransa’da İç Savaş’a (1872); ayrıca, Kapital’in birinci cildindeki (1867) çeşitli gözlem ve yorumlara bakılabilir.

Önemli olan şu ki, Marx bütün bunları, zamanın demokrasisinin onarımına, geliştirilmesine, düzeltilmesine kanalize etmedi. Tersine, o demokrasinin tepesinde oturan egemen sınıfların teşhiri ve devrim yoluyla devrilmesinin gerekçelendirilmesi için kullandı. Özetle, “burjuva” demokrasisini iflâh olmaz saydı. Zaten aynı bağlamdadır ki, o “burjuva” demokrasisini “burjuva diktatörlüğü”ne eşitledi; karşısına ise “proletarya diktatörlüğü”nü dikti ve işçi sınıfı, daha genel olarak bütün emekçi halk için gerçek demokrasi anlamına geleceğini varsaydı. Onun için, başlı başına bir demokrasi projesi yoktur Marx’ın. Evet, son tahlilde “tek yol devrim” kafasındadır. O “tek yol”un iki adım ötesinde ise Stalinizm yer alır. Bunu Marksizme arızî saymaktan vazgeçelim. Stalin’in şahsî gaddarlığı bir yana; komünizm veya “reel sosyalizm” uygulamasının teorik dayanakları, pekâlâ Marx’ta mevcuttur.

Buna karşılık J. S. Mill, dikkat ediniz, herhangi bir parlamenter düzenin uygulama ayrıntılarıyla değil, daha çok, genel özgürlük fikri ve icaplarıyla ilgilidir. Gerçekten özgürlükten yanaysanız, nasıl düşünmeniz, belirli konularda nasıl tavır almanız gerekir? Vazgeçemeyeceğiniz ilkeler nelerdir? Demokrasi, nasıl bir özgürlükçü siyasal kültüre dayanmak zorundadır? Bu yönleriyle Mill’de, Marx’ta olmayan bir şey var: mevcut demokrasiyi iyileştirme, özgürlük ilkesini demokrasiye hâkim kılma projesi. Onun içindir ki, 2008 Türkiye’sinin demokratik ahlâk ihtiyacına, Marx’tan fazla Mill ışık tutuyor.

Ve gene onun içindir ki, birey hak ve özgürlükleri konusunda liberalizmden öğrenen ve öğrenmeyen Sol akımlar arasında, zaman içinde muazzam bir fark oluştu. Özetle: birey hak ve özgürlükleri ile klasik demokrasi ölçütlerine saygının güçlü olduğu ülke ve toplumlarda, (a) bu değerler ile (b) 19. yüzyılın “içtimaî mesele”si karşısında sosyal adaletten yana bir duyarlılığın harmanlanması, Marksizmden türeyen Sosyal Demokrasi damarına hayat verdi. Böyle bir geleneğin olmadığı (Çarlık Rusyası veya Çin gibi) “şiddet toplumları”nda ise, Marksizm komünizme açıldı. Bu çizginin Ozymandias benzeri sonu (7 Şubat ’08: Shelley, Nâzım ve Sovyetler Birliği) bugün çok daha net görülüyor.

Murat Belge’nin Ertuğrul Özkök’e cevabında (17 Haziran ’08) belirttiği gibi, “Siyasî liberal... düşünce tarzının dünya fikir iklimine getirdiği büyük katkılar vardır ve liberalizmle kendi sentezini yapmayan, yapmaktan kaçınan bir ‘sol’ anlayış, gerçek bir sol anlayış olamaz. Genellersek, dünya sosyalist hareketi liberalizmin katkılarını özümsemiş bir solculuktur.” Ben de geçen haftadan bu yana, aynı fikri daha açarak yazıyorum. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

* Taraf Gazetesi, 10 Temmuz 2008

Son Güncelleme ( Salı, 15 Temmuz 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans