
Recep Tayyip Erdoğan 1998'de Siirtte kendi başına yaptığı bir mitingte bir şiir okumuş ve okuduğu şiir yüzünden yargılanıp cezaevine gönderilmişti. Bu duruma, milli görüş ideolojisiyle ilgisi olmayan liberal ideoloji mensupları sert tepki göstermişlerdi. Liberallikte esas olan, ideoloji ayırt etmeksizin ortada temel hak ve özgürlüğe, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne aykırı bir durum varsa derhal tepki göstermek ve haksızlığı yapanlara, olması gerekeni söylemek ve eleştirmektir. Maalesef günümüzde bazı liberal aydınların, bu ilkeli duruştan uzaklaşmaya başladığını ve kendi ideolojilerini iktidar partisi üzerinden tanımladıklarını ve yorumladıklarını görüyoruz. Elbette iktidar partisine şu anda anti demokratik bir müdahale yapılmıştır. Tabi ki de günümüzde yaşanan iç kargaşada demokrasiden yana tavır almak boynumuzun borcudur. Bunları tartışmam bile. Fakat ben bugün AKP’nin yani dün mazlum olanların, bugün kendisine muhalif olanlara yaptıklarını görüyorum ve hayrete düşüyorum. Mesela Tuncay Özkan ve Kanaltürk olayını ele alalım. Açıkçası Tuncay Özkan’dan her anlamda nefret eden biriyim… Biliyorsunuz ulusalcıların kalesi Kanaltürk el değiştirdi. Özkan tepkiler üzerine, hükümetin baskılarından bahsetmiş ve reklam almalarının hükümet tarafından engellendiğini ifade etmişti. Daha Tuncay Özkan gibi bir çok kişi “hükümet baskısı” gibi bir kavramdan bahsediyordu. Ben de bu sözlere gülüp geçiyor veya içimden oh olsun size diyordum. Sonra düşünmeye başladım. Acaba bu davranış ve düşüncelerim ilkesel miydi ? Hayır tamamen hayvansal bir ilkellikten kaynaklanıyordu…
Şimdi denilebilir ki iyi de kardeşim, adamlar ya yalan söylüyorlarsa. Aslında yalan olabilir ama şimdi de Fatih Altaylının hemen sümenaltı edilen bir haberine dikkat çekmek istiyorum… Hemen söyleyim Fatih Altaylı'yı da hiç sevmem… Altaylıdan direk aktarayım: Biliyorsunuz, Aydın Doğan’ın Petrol Ofisi’nde yabancı bir ortağı var. OMV adlı Avusturyalı bir petrol şirketi. Aydın Doğan, İş Bankası’ndan yüzde 50’sini 500 milyon dolar civarında bir paraya aldığı Petrol Ofisi’nin yüzde 34’ünü neredeyse 1 milyar euroya sattığı Avusturya şirketi. OMV ile Aydın Doğan yaklaşık 3 yıldır ortaklar ve Türkiye’de birlikte yeni yatırımlar yapmak istiyorlar. Bu yatırımların başında da Ceyhan’a kurulacak bir petrol rafinerisi var. Ancak Petrol Ofisi bu rafineri için gerekli ruhsatı yıllardır alamıyor. Çalık Grubu’na rafineri ruhsatı verilirken, Aydın Doğan’ın Petrol Ofisi’ne verilmiyor. Aydın Doğan medyasıyla iktidara yalakalık da yapsa, ölçülü bir muhalefet de yapsa bu ruhsatı almaktan umudu kesti. Bu nedenle de Hükümet'in yabancı sermayeye olan zaafını bildiği için devreye OMV girdi. OMV’nin CEO’su Wolfgang Ruttenstorfer Türkiye’ye gelerek Başbakan Erdoğan’la görüştü. OMV’nin CEO’su Başbakan’a “Türkiye’ye bir kaç milyar dolarlık yatırım planladıklarını ancak rafineri izni çıkmaması nedeniyle bu yatırımı gerçekleştiremediklerini ve bürokrasiye takıldıklarını, Türkiye’nin bu işten büyük kaybı olduğunu” söyledi. Avusturyalı CEO’nun bu sözlerine Başbakan Erdoğan çok kısa bir yanıt verdi. Başbakan Erdoğan Avusturyalı yöneticiye: “Siz Türkiye’de yanlış adamla ortaklık yaptınız. Siz Doğan’la ortak olduğunuz müddetçe herhangi bir yatırım için bizden izin alamazsınız. Rafineri izni almayı hayal bile etmeyin” dedi. Hatta OMV’nin CEO’suna rafineri için, izni olan Çalık’la ortaklık yapmasını önerdi. Bu haberin bir kaç yerden teğitli olduğunu da söylüyor Altaylı. Bu haber doğrudur yanlıştır onu bilemeyiz. Fakat “güç yozlaştırır mutlak güç mutlak yozlaştırır” liberal deyişini gayet iyi biliyoruz. Bana kalırsa AKP ve Başbakan gayet güzel yozlaştılar. Bu haberlerden artık o kadar fazla oldu ki, insanın yahu kardeşim hepsi mi yalan ? diyesi geliyor. Açıkçası bu konularda Başbakan hem özgürlük kısıtlaması yoluna gitmiş hem de serbest piyasa ekonomisinin ana prensiplerinden olan rekabetçiliği hiçe saymıştır. Liberallik çizgisinden her gün uzaklaşan Erdoğan, bu davranışlarıyla da tamamen köprüleri atmıştır. Özellikle ben ki bugüne kadar AKP’yi şiddetle savunmuş biriyim… Ama Soli Özel’in de dediği gibi, sadece iyi niyete dayalı bir işbirliğinin devamını doğru bulmuyorum. Başta da söylediğim gibi, eğer ilkeli olacaksam, AKP, en nefret ettiğim kişi ve kurumlara hayat hakkı tanımıyorsa, o’na dur demek ilkeli duruşun gereğidir, ilkel değil ilkeli olma zamanıdır… BİRAZ DA GÜLELİM Efendim siyasetin sıkıcı coğrafyasından sıkılanlar için harika bir gülmecem var. (Haydi ekran başına) (Burada anlatılacak kişi ve kurumlar tamamen gerçektir) 1950li yıllar… Türkiye’ye Endonezya Devlet Başkanı Sukarno gelir. Sukarno’nun en büyük özelliği her çiçekten bal alması… Türkiyedeyken bazı Demokrat Partililere haber edilir ki, Sukarno’nun cinsel ihtiyacını karşılaması gerekiyor… Hemen Lüks Nermin’e (50li yılların en ünlü genel ev patroniçesi) gidilir ve durum anlatılır. Lüks Nermin de en güzel kızlarından birisini Sukarno’nun emrine verir. Neyse efendim orayı geçiyorum (ayıptır)… Sukarno işini halleder ve ülkesine döner. Bir hafta sonra Endonezya Türkiye’yi protesto eder ve nota verir. Meğer bizim Sukarno bel soğukluğu hastalığına yakalanmış… (Rezaletin çapını düşünün artık) |
SANDIK..!
Yazan:: Attilas Yalcin Tuelue (Misafir) Tarih: 06-09-2008 10:59