| Muhafazakarlık Nedir, Ne Değildir? |
|
|
| Yazar Alper Akalın | |
| Cumartesi, 14 Haziran 2008 | |
Not: 3H Hareketi Üyesi Çiğdem Özkan’ın Teketek programında, konuşmacılara özgürlük dersi verdiği videosu ile ilgili bir çok olumlu tepki almamıza rağmen, niceliği olmasa da niteliği bakımdan önemli bazı kişilerden negatif eleştiriler de almadık değil.. Bu eleştirilerin başında, videoda konuşan baş örtülü bayanları islamcı olarak nitelendirmemizin, videoda beyan edilen fikirleri savunmayan bir çok muhafazakar baş örtülü bayan için basit bir genelleme olduğu geliyor.. Gelen eleştirilere göre, islamcı olarak nitelendirdiğimiz bayanlar yüzünden bütün baş örtülü bayanlar, videoyu izleyenler tarafından radikal bir unsur gibi algılanabilirmiş..Videoyu hazırlayan kişi olarak belirtmek isterim ki; Çiğdem, islamcılık ve muhafazakarlık ayrımını net bir şekilde programda yaptı ve konuşmalarını o ayrımı vurguladıktan sonra sürdürdü.. Ben bunu, çiğdemin mesajlarının bütünlüğünü göz önüne alarak videoya eklemedim ama dileyenler teketek programının websitesinden videonun tamamını izleyebilirler..Madem ki, videodaki jeneriklerde islamcılar kelimesini ben kullandım.. O zaman, islamcılar kelimesini neden kullandığımı ve kendi açımdan muhafazakarık ideolojisi ile islamcılık ideolojisi arasında gördüğüm temel farkları, eleştirilere cevap da olacak şekilde bu yazıda belirteyim istedim..Muhafazakarlık Nedir, Ne Değildir? “Ağır Çekim Darbe” öncesi, karıştırılmak istenen kavramların karşılaştırması... Türkiye bugünlerde, 28 Şubat dönemine benzer şekilde, belirli çevrelerce hazırlanmış olduğu alenen belli olan korku senaryolarının farklı varyasyonları ile yine karşı karşıya kalmış durumda. Sivil ve askeri burokrasinin önde gelenlerinin gizli buluşmaları bir tarafta dursun, kamuoyunun kafası daha başka bir çok şey ile karışmakta şu sıralar. Bu belirli çevreler neye ve kime hizmet ediyor bilinmez ama bildiğim tek şey; yazılı ve görsel basında gündeme gelen “medyatik” provakasyonlar ve çarpıtmaların, siyasal kavramlar üzerinde de bir kafa karışıklığına sebep veriyor olmaları. Medyatik çarpıtma olarak bahsettiğim şey; geçen hafta bir televizyon kanalında, baş örtülü bir bayanın “Atatürk’ü Sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum” demesi üzerine koparılan yaygara. Siyasi kavramların karıştırılması adına işaret etmek istediğim nokta ise, Türkiye’de kullanılan “muhafazakarlık” olgusunun evrensel manasındaki anlamından gittikçe kayıyor olması; ve işin daha da fenası, Türkiye’de modernleşen muhafazakarlık anlayışı ile, fundementalist siyasal islamcılığın aynı kefeye konma çabalarıdır. Sanırım bu yüzden, kavramların yerli yerine oturtulması ve Türkiye’de git gide birbirinden farklılaşan modern-muhafazakar ve siyasal islamcı akımların arasındaki farkların ortaya konması büyük bir elzemdir. Muhafazakarlık, Türkiye’deki yaygın kullanımının aksine, dünya literatüründeki anlamıyla, dini direkt referans alan bir ideoloji değildir. Modern dünyada muhafazakarlık, gelenek, düzen ve otorite değerlerine vurgu yapan ve toplumu atomize bireylerden çok, birbirine organik bağlar ile bağlanmış bir bütün olarak gören bir ideolojidir (1).
Muhafazakarlara göre, geçmişte var olan kurum ve uygulamalar, eğer bugüne kadar varlığını koruyabilmişse; bu durum, bu kurum ve uygulamaların tarih testinden başarı ile geçtiği anlamına gelmektedir. Bu yüzden, “doğal seleksiyon” süreci tarafından onaylanmış geleneksel kurum ve uygulamalar, gelecek nesillerin menfaati adına devlet otoritesi tarafından muhafaza edilmelidir (2). Muhafazakarlar, bireylerin rasyonalitesine pek güvenmez ve bireylerin içerisinde ahlaki yozlaşma potansiyelinin daima var olduğu inancına sahiplerdir. Bireysel özgürlük adına geleneksel kurum ve uygulamaları yozlaştıracak her türlü müdaheleye karşı devlet, otoritesini ortaya koymalıdır.. Fakat, 20. yüzyılın sonlarına doğru, muhafazakarlık, modern bir yorum ile özgürlük nosyonuna çok da mesafeli durmayan bir forma büründü. Dünyadan güncel bir örnek vermek gerekirse; 80’li yıllardaki Thatcher ve Reagan’ın uygulamış oldukları yeni sağ politikalar, geleneksel muhafazakar ideolojinin, neo-klasik liberal anlayışla revize edilmesinden başka bir şey değildi. Zaten, muhafazakarlığın entelelektuel açıdan kısıtlı bir ideoloji olması, onun aynı derecede esnek ve kendini revize edebilen bir düşünce sistemi olması sonucunu da beraber getirir. Örneğin, ingiliz muhafazakarlığının (toryism) babası sayılan Edmund Burke, hiç bir zaman değişime karşı kökten bir direnci savunmaz. O daha çok, “muhafaza etmek için değişim“ anlayışıyla fikirlerini ortaya sunan bir teorisyendi.. Evrensel muhafazakarlığın gelenek, otorite ve toplumsal dayanışma gibi olguları ile İslam dininin sosyal değerleri arasında bir uyumun söz konusu olması, Türkiye’de de, Avrupa’daki hristiyan demokratlar örneğinde olduğu gibi, muhafazakar ideolojinin müslüman kesim tarafından da sempati ile karşılanmasına yol açtı. Yalnız burada, siyasi muhafazakarlık ile siyasi islamcılığın arasındaki ayrıma dikkat çekmek gerekir. Bu ayrım, 80 sonrası modern dünyada yeşermeye başlayan yeni sağ hareketlerinin etkisi ile Türkiye’de kendini iyiden iyiye belli ederken, 2000’li yılların sonlarına geldiğimizde; eskiden ortak noktalardan hareket eden bu akımların, şimdi bir yol ayrımında olduğu, bir çok otorite tarafından da dillendirilen bir hadisedir (3). Bu ayrımın en belirgin yanlarından biri, evrensel muhafazakar ideolojinin direkt olarak dini değerlere atıfda bulunmuyorken; siyasal islamcılığın temelinde, din ve siyaset iç içe geçer. Mesela, malum programda, baş örtülü bayanların sempati duyduklarını itiraf ettikleri Humeyni de “Siyaset dindir” der. Siyasal islamcılara göre, şayet egemenlik kayıtsız şartsız milletin ise; milletin üstündeki tek hakim güç Allah olduğuna göre, “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır”. Ve bu çıkarım, siyaset ile dinin ayrı parçalar halinde ele alınamayacağının en güzel kanıtıdır. Bu yüzdendir ki, siyasal islamcılar, dini veya kutsal fikir ve değerlerin yerini dünyevi ve akılcı fikirlerin almasına olanak sağlayan sekulerizme sempati beslemezler. Sekulerizmin, toplumu birbirine bağlayan ahlaki bağları zayıflatması ve geleneksel dinin yok edilmesi amacıyla, batılı demokrasiler tarafından icat edilen bir kavram olduğuna inanırlar (4). Dünyada olduğu gibi, Türkiyedeki muhafazakarlar ile siyasal islamcılar ile arasındaki belirgin farkların en çarpıcısı, benim şahsi kanaatime göre, geleneksel din ve modernizm üzerine koydukları bakış açılarıdır. Muhafazakarlar, topluma ortak değerler ve kültür temeli sağladığından, dini, vazgeçilmez bir sosyal istikrar ve bütünlük kaynağı olarak görürler. Bunun yanında siyasal islamcılar, dini sadece kişisel davranış değil; sosyal, ekonomik ve siyasi hayatın düzenlenmesini dikte eden temel ve değiştirlemez ilkeleri olarak algılarlar. Bu yüzdendir ki, siyasal islamcılar, insan aklı ile yazılmış olan kuralların oluşturduğu modern anayasal demokrasiler yerine, kutsal kitap Kuran’da mevcut olan yazılı kuralların siyasal yaşamda referans alınmasını tercih ederler. Modern liberal yorumla yoğrulmuş yeni muhafazakarlığın aksine, siyasal islamcılık modern dünyaya keskin bir şekilde sırtını çevirmiştir. Zira modernizm bireylere, ilahi temelli bir ahlak sistemi yerine, başkalarının hakkına tecavüz etmeden kendi ahlaki kararlarını vermesini destekler. “Atatürk’ü sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum” çıkışı ile gündeme gelen ve islami hukuka dayanan yargı sistemininin mevcudiyetine büyük bir sempati ile bakan baş örtülü bayanlar ile, liberal-sekuler anayasal demokrasinin gereği olan din ve tercih özgürlüğü çerçevesinde haklarını arayan baş örtülü bayanları, bu teorik çözümlemeler ışığında bir kez daha iyi analiz etmek gerekir. Zira, türkiyede muhafazakar hareket, Özal Döneminden bugüne, geleneklerine bağlı bir şekilde kendini yenilemekte ve birey özgürlüğünü, zorbacı otoriteden üstün tutan liberal bir anlayışla yoluna devam etmektedir. Ama bunun yanında, belki ilki kadar güçlü olmasa da toplumun belirli kesminde mevcudiyetini muhafaza etmeyi başarabilmiş islamcı fundementalizm, keskin söylemini daha da radikalleştirerek tepkiselliğini git gide arttırmaktadır. Burada düşülmemesi gereken hata, basit indirgemeci bir tutumla, toplum içerisindeki farklı anlayışları, ülkede hüküm süren özgürlük karşıtı statukonun korunması adına, görmezlikten gelmeye çalışmaktır. Daha iddialı bir ifadeyle, Türkiye’de gelişmekte olan modern liberal-muhafazakar akımın, maksatlı bir şekilde siyasal islamcılıkla eş değer gösterilmeye çalışılması, ülkede hukuk sisteminin de alet olduğu ve ağır çekim ilerlemekte olan anti-demokratik darbe girişimlerine meşruiyet zemini oluşturma çabalarından başka bir şey değildir...
İleri Okumalar (1) Bekir Berat Özipek, Muhafazakarlık : Akıl Toplum Siyaset, Ankara : Liberte, 2004 (2) Andrew Heywood, Siyasi İdeolojiler, Ankara : Liberte, 2007 (3) İhsan Dağı, Transformation of Islamic political identity in Turkey: Rethinking the West and Westernization, Turkish Studies, 6:1, 2005 (4) Atilla Yayla, Siyaset Teorisine Giriş, Ankara : Liberte, 2003 |
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 15 Haziran 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
3H'nin Menüsü
- Bu Sitelere Girmeli
- Macroajans
Ziyaretçilerimiz
| Bugün | 332 |
| Dün | 353 |
| (C) macroajans | |





Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.