Marx ve Marksist Sistemin Bitişi Yazdır E-posta
Yazar Soner Hoca   
Salı, 10 Haziran 2008

Aşağıda yer alan notlar, Soner Hoca tarafından, Avusturya Okulu’na mensup, dönemin yetiştirdiği en önemli filozoflardan Eugen Von Böhm Bawerk’in “Marx ve Marksist Sistemin Bitişi” adlı kitabından, içine  yorumlar katılarak derlenmiştir. Birebir alıntılar olmayabilir.

Marx’ın sisteminin dayanaklarını kendi değer kavramı ve kendi değer teorisi oluşturmaktadır. Marx, “değerin izi”ni ararken, incelemenin alanını metalar ile sınırlar.Ancak sözkonusu ‘metalar’dan, tüm iktisadi malları değil piyasa için üretilmiş emek ürünlerini anlamamız gerekmektedir. (cilt I, s.47)

Bir meta, hem niteliksel olarak (kullanım), hemde niceliksel olarak (mübadele) olarak iki farklı değere sahiptir.

Marx, Aristo’dan etkilenip eşitlik olmadan mübadelenin mevcut olamayacağı ve orantı olmadan da eşitliğin olamayacağı görüşünü benimsemiştir.

Marx, ‘ortak öğe’ olarak emeği göstermiştir.

Madem emek bu kadar ortak bir öğedir, o halde mübadeleye konu olan tüm mallarda da bulunması gerekir.Ancak toprak, su, ağaç, maden yatakları, petrol rezervleri, altın madenleri, taş ocakları, maden suları gibi doğanın armağanlarında böyle bir durum sözkonusu değildir.

Doğanın armağanları -ki bu mallar en büyük mübadelelere konu olan mallar arasındadır- neden araştırma konusu dışındadır?

Marx bu yönde ilerlemeye mecbur kalmıştır zira araştırma konusu dahiline, toprak gibi doğal malları dahil etseydi, ortak öğe’nin ‘emek’ olmayacağı açık hale gelecekti.

Bawerk sorar : “Bu metaların, talebe oranla kıt olmaları [da], onlarda ortak olan bir nitelik değil midir?”

Artı-değer, Marx’a göre, kapitalistin işçiyi günün bir kısmında, karşılığında hiçbir ödemede bulunmadan kendisi için çalıştırmasının bir sonucudur.İşçinin çalışma günü iki kısıma ayrılabilir : ilk kısım “gerekli emek zamanı”, ikinci kısım “artı-değer zamanı”(I s.239)Artı değer oranı, ödenmemiş emeğin, ödenmiş emeğe oranı ile özdeştir.

Teknik nedenlerden ötürü, farklı “üretim alanları”ndaki sermayelerin “organik bileşimleri” (III, s.172) zorunlu olarak farklıdır…her bir üretim dalı farklı, özel bir kar oranı getirmek zorundadır.

Bawerk, transformasyon sorununu kısaca şu cümleyle özetler : “Ürünlerin uzun dönemde fiilen kendilerine ait emek ile orantılı olarak mübadele edilmeleri durumunda, sermaye kazançlarının eşitlenmesi mümkün olmayacaktır; ya da sermaye kazançlarının birbirine eşitlendiği bir durumda, ürünlerin kendilerine ait emek ile orantılı olarak mübadele edilmelerine devam edilmesi imkansız olacaktır.” (capital and interest, s.362)

Marx, Kapital’in ilk cildinde bize, bütün değerlerin tek başına emeğe dayandığı ve metaların değerlerinin kendi üretimleri için gerekli olan emek zamanı ile orantılı olduğu iddia etmekteydi ancak üçüncü ciltte ise bize, ilk ciltte öğretilene göre olması gereken şeyin hiçbir zaman olamayacağı, münferit metaların onlarda ihtiva edilen emek oranından farklıbir oranda birbirleriyle mübadele edildiği ve edilmesi gerektiği, bunun tesadüfi ve geçici olmak yerine zorunlu ve daimi birşey olduğu söyleniyor.

Şöyle der Bawerk : “değer ve emek (effort), değerin emeğin kaynağı olduğu görüşünü derhal kabul etmeyi mecbur kılacak kadar birbirleriyle yakından bağlantılı olan tasavvurlar değillerdir.Bir nesne üzerinde çalışmış olmam ile o nesnenin benim çalışmamın değerinde olması farklı iki olgudur.Teknik bilgi eksikliğinden, kötü spekülasyondan ya da sadece şanssızlıktan ötürü değer içermeyen ürünler için israf edilmiş olan emeğin mevcut olması ; ve bu sayısız durumun çok azında, küçük bir çalışmanın oldukça büyük bir değere sahip olan bir ürün vermesi vasıtasıyla kanıtlanmıştır.”

Marx, ‘metalar’ diyerek, ‘mallar’ kavramından çok daha dar bir anlam kullanarak okuyucuyu doğanın armağanlarında yer almayan emeği sorgulamaktan uzaklaştırmaktadır.

Bu durum, bütün cisimlerde ortak olan bir niteliği -örneğin ağırlığı- keşfetmeyi arzulayan bir doğa filozofunun, münferit bir grup cismin -örneğin saydam cisimlerin- niteliklerini elemesi ve saydam cisimlerde ortak olan bütün nitelikleri gözden geçirdikten sonra, diğer herhangi bir nitelikten kaynaklanmadığını ispat edebilmesi nedeniyle, saydamlığın ; ağırlığın nedeni olduğunu ilan etmesine benzemektedir.(s.63)

Smith ve Ricardo’da değerin gerçek izini bulmak için epey uğraş verdiler ancak çelişmemek adına kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin olmadığı mitsel zamanlara doğru geri çekilmek zorunda kalmışlardı.

Bawerk şöyle der : “Hepsinde de aynı miktarda emek zamanı “somutlaşmış” olmasına rağmen, bir helkeytraşın, ince iş yapan bir marangozun, bir keman yapıcısının, bir mühendisin vb. günlük ürünü, sıradan bir emekçinin ya da fabrika işçisinin günlük ürünü ile aynı olan bir değeri kesinlikle içermemekte, bu üründen daha fazla değer taşımaktadır.”

Marx, bu sorunu tartışmaya açar.Kendisi nitelikli emeği kabul eder ve bir heykeltraşın 1 günlük emeği ile bir taş kırıcısının 5 günlük emeğinin birbirine eşit olduğunu belirtir.Ancak, açıktır ki 1 günlük emek ile 5 günlük emek birbirine eş değildir.Demek ki Kapital’in ilk sayfalarında rahatlıkla kullandığımız ‘emek’ kavramını artık o kadar da rahat kullanamayacağız.Tüm emekleri ‘niteliksiz emeğe’ indirgemek zorundayız.

Peki heykeltraşın 1 günlük emeğinin, taş kırıcısının 5 günlük emeğine eşit olduğuna nasıl karar verebileceğiz?

Marx bize bu kararın “toplumsal süreç ve gelenekler tarafından…” verildiğini söylemektedir.

Bawerk şöyle sorar : “Bu koşullar altında, bu indirgemenin ölçüsünün belirleyici öğeleri olarak, “değere” ve “toplumsal sürece” başvurmak ne anlama gelmektedir? Diğer bütün şeylerden ayrı olarak, bu sadece Marx’ın meseleyi kapalı bir daire içinde tartıştığı anlamında gelmektedir…Bu toplumsal süreç neyin nesidir?…”(s. 75 ve 76)

Bawerk çarpıcı bir örnek verir : “…Marx’ın muhakeme biçiminde mevcut olan yanlışlığı çok açık bir şekilde göstereceğini düşündüğüm bir diğer örnek vereceğim.Metalarda bulunan malzemenin miktarının mübadele değerinin kökenini ve ölçüsünü oluşturduğu -yani, metaların onlarda içerilmiş olan malzemenin miktarı ile orantılı olarak mübadele edildiği - önermesi, aynı muhakeme ile iddia ve ispat edilebilir.10 pound ağırlığında malzeme içeren belirli türden bir meta, 10 pound ağırlığında malzeme içeren diğer türden bir meta karşılığında mübadele edilmektedir.Doğal olarak bu ifadenin açıkça yanlış olduğu, çünkü 10 poundluk altının 10 poundluk demir ile değil, ancak 40.000 poundluk demir ya da daha büyük bir ağırlıktaki kömür ile mübadele edilebileceği şeklinde bir itiraz yöneltilebilir.Buna, Marx’ın yöntemini kullanarak, bir ölçü birimi olarak iş gören ortalama ortak malzeme miktarının değerin oluşumunu belirlediği şeklinde yanıt verebiliriz.İncelikle işlenmiş ve özel nitelikte olan pahalı malzeme, ancak bir bileşik ya da daha ziyade çoğalmış ortak malzeme olarak dikkate alınmaktadır.Böylece, ustalıkla biçimlendirilmiş olan küçük miktardaki bir malzeme, ortak malzemenin daha büyük bir miktarına eşit hale gelmektedir.Bu indirgemenin sürekli olarak yapıldığını hayat göstermektedir.Bir meta, en zarif malzemeden yapılmış olabilir; ancak bu metanın değeri, onu, ortak malzemeden oluşan metaların değerine eşitleyecektir.Bu nedenle, söz konusu meta ortak malzemenin yalnızca belirli bir miktarını temsil etmektedir.Varlığından şüphe eidlmeyen “toplumsal bir süreç”, ham altının ağırlığını 40.000 pound ağırlığındaki ham kömürün ağırlığına ve ham gümüşün ağırlığını da 1500 pound ağırlığındaki ham demirin ağırlığına indirgemektedir…(s.77 ve 78)

Bawerk kitabında yazmamış ancak, benim bir okuyucu olarak aklıma takılan soru şu : Farzedelim ki nitelikli emekleri nihai ve kesin (tanrısal bir şey olduğunu kabul ediyorum) olarak niteliksiz emeklere ingirgeyen bir makine icat edildi ve Marx bu açmazdan kurtuldu.Aynı mantıkta, organizasyon yeteneğine (nitelikli bir emek) sahip girişimcilerin karları meşru hale gelemez mi? Zira yüksek bir organizasyon becerisine sahip zeki bir girişimci, üretim araçlarını, işçileri, tedarikçileri, mühendisleri, satışı vs’yi örgütlemesi sayesinde ortaya bir zenginlik çıkartıyor.Acaba oradaki kar, ortalama emek zamanına indirgenen bir niceliğin meşru yansıması mı? Açıkçası, acaba Marx kendi kendine bir çukur mu kazmıştı?

Bawerk der ki : “…satıcılar ve üreticiler de belirli güdüler tarafından harekete geçirilirler…fiyatların oluşumunu açıklamak için rekabete atıf yapıldığından, aslında, kolektif bir isim altında, piyasanın her iki tarafını da yönlendiren bütün ruhsal saiklerin ve güdülerin fiili hareketine başvurulmaktadır.”(s.83)

“Her tarafsız insanın da bildiği ve kabul ettiği üzere, kullanılan emek miktarının, malların daimi fiyat seviyesi üzerinde gösterdiği etki, yalnızca arzın ve talebin hareketi vasıtasıyla, diğer bir değişlerekabet vasıtasıyla işlemektedir.İstisnai mübadelelerin ve tekellerin olduğu durumlarda, içerilmiş olan emek zamanı ile hiçbir biçimde bağlantılı olmayacan (ve hatta yatırılmış olan sermaye iddiasından bağımsız olan) fiyatlar meydana gelebilir.”(s.84)

“…istediğimiz herhangi bir bilimsel amacı hoş göstermek için, canımızın istediği her soyutlamayı yapamayız.Örneğin, farklı cisimlerin “sadece kütlelerden ibaret olduklarını” düşünerek işe başlamak belirli dinamik meselelerde meşru olmakla birlikte, bu, akıstik veya optik meselelerin söz konusu olduğu durumlarda açıkçası uygunsuz olacaktır.Hatta, dinamik biliminde, örneğin takoz kanunu ifade edilirken, şekil ve yoğunluğu soyutlamak kesinlikle kabul edilebilir birşey değildir.”(s.101)

“Marksist öğreti, metaların mübadele ilişkileri hakkındaki bilimsel araştırmayı ve eleştiriyi, oldukça kuvvetli bir şekilde, metaların “sadece ürünlerden ibaret oldukları” düşüncesine dayandırmaktadır.”(s.102)

“Emek, özellikle mübadele ilişkileri söz konusu olduğunda, birçok mal için nesnel açıdan en önemli olan koşul değildir.” (s.102-103)

Son Güncelleme ( Salı, 10 Haziran 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans