Gerilik, Sınır Tanımamaktır Yazdır E-posta

Yazan: Afşar Çelik, Tarih: 09-06-2008 00:09

Yayınlama yeri : Yazarlar, Afşar ÇELİK

Geri bir memlekete olmanın ölçüsü olarak genellikle teknoloji ve ekonomi esas alınır. İşte “Millî gelirimizi şu kadar değil!”, “Efendim sanayi malları imalatımız düşük!” falan gibi sözüm ona çok hikmetli sayısız makro ekonomik hikmet yumurtlanır.http://www.pakvizyon.com/wp-content/uploads/2007/07/paternalism.jpg

Oysa geri memleket demek medeniyetten nasiplenmemiş memleket demektir. Medeniyet ne demektir? Medeniyet teknolojik üstünlük, ekonomik “kalkınmışlık” falan değildir! Medeniyet insanın, doğduğu andan itibaren sahip olduğu temel haklarına gösterilen itinanın ölçüsü demektir. Bütün “ilerleme” bundandır. İnsanın fikirlerinin gerek şiddetten gerekse gasptan –ki bunlar devletten de gelebilir- muhafaza edilmesi yönünde mutabakatın temin edilmediği ülkelerde ekonomik faaliyetlerin müşevvikleri tahrip edilmiş demektir.

Geri memleketler, ferdin haklarının, diğer fertlerce çiğnenmesine izin vermeyecek kadar medenî olmakla beraber, bu hakların devletçe gasp edilebildiğinin fark edilemediği, bu açıdan temel hakların soyut özelliğinin idrak edilemediği memleketlerdir.

Geri memleketlerde mülkiyetin ihlali, tarla tecavüzü, adi hırsızlık, gasp gibi suçlar veçhesinden fark edilir ama meselâ bu tip ihlallerin ırza tasallut, telif haklarının ihlali, fikir eserlerinin yasaklanması gibi konuları içerdiği/ içerebileceği hiç düşünülmez.

Bu açılardan bakıldığında geri memleketlerde devletler de hukukun, bu “geri” biçimiyle hükmederler. Geri bir memleketin insanları için devlet, tarla tecavüzünü, gaspı vs.yi engelleyen, müeyyidelendiren bunların dışındaki konularda da istediğini yapabilen yaptırabilen bir “babadır”.

Temel hakların en somut biçimleriyle anlaşıldığı ülkelerde bu yüzden devletin “zor kullanma” işinin sınırlarını belirlemek zordur. Bu zorluk yüzünden de temel hakların daha soyut şekillerine yönelik devlet müdahaleleri engellenemez.

Böyle ülkelerde devlet , hakların ancak somut biçimleriyle veya sonuçlarıyla ilgilendiği için ifade hürriyetine dahil bütün haklar ve özgürlükler zımnî olarak “anlamsız” kabul edilirler.

Temel hakların somut biçimleriyle sınırlı bu hukuk ilgisi, aynı zamanda hukukî pozitvizimden de ciddi destek alır. Geri bir memlekette “kanun”, yasama organının herhangi bir tasarrufu anlamına gelir. Hakların korunmasına yönelik hassasiyetin hemen hemen hiç olmadığı bir memlekette bu dahi fazlasıyla soyut bir ölçüt olabilir.

Konuyu gündelik hayatla ilişkilendirirsek, temel haklara saygı konusuna dikkat edilmeksizin yasama organına verilen ve daha sonra 1961 Anayasası ile sulandırılan millî irade/ hâkimiyet kavramı, teorik anlamda asla tartışılmamış ve tek parti rejiminin, darbelerle sürekli kılınan bürokratik oligarşisince “değişmez” bir tanıma oturtulmuştur.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, “hakları” olup olmadığı hiçbir şekilde tartışılamayan “millî iradeyi” paylaşma durumunu kullanan bürokratik organların kendilerini tartışma üstü bir konuma yerleştirmeleri, hak ihlallerinden sorumlu tutulamaz bir hale gelmeleridir.

Bu anlayışın hâkim olduğu bir yerde, işi temel hakların muhafazasından ve vatandaşların emniyetini sağlamaktan başka bir şey olmayan sınırlandırılmış bir “hukuk devletinin” yeşermesi, olgunlaşması mümkün değildir.

Sınırlandırılmış devlet demek, faaliyetlerinde, kendisine ait bir zorlama gücü bulunmayan ve bu yüzden zor kullanımına her zaman açık/ korumasız haldeki fertlerin haklarını, kendisinin dahi gücünden/ zorundan korumak üzere daima uyanık ve hareketlerinde sınırlara dikkat eden devlet demektir.

Böyle bir devlet, yeni vatandaş tipleri yaratmak fikrine kesinlikle sıcak bakamaz. Dolayısıyla, vergileriyle varlığını sürdürdüğü vatandaşlarının fikirlerine saygıyı en başta kendisi gözetir. Bu saygıyı da yapısında barındırdığı hukuk organlarıyla teminat altına alır.

Geri bir memlekette ise devlet, böyle bir itinadan fersah fersah uzaktadır. Medenî bir memlekette devlet, temel işlerinin, vatandaşa karşı görevleri olduğunu düşünen memurlarla çalışırken, bizimki gibi memleketlerde memurlar varlıklarının vatandaş için bir nimet olduğu fikriyle hareket ederler. Medenî memleketlerde fertler devletin varlık sebebiyken, geri memleketlerde devlet hayatın kaynağı ve merkezidir.

Dolayısıyla medenî bir memlekette, “sınırlama” kavramı, soyut, uzak ve iyimser bir hayal olmanın ötesinde ciddi bir olgu halindedir.

Türkiye, anayasasında bir “hukuk devleti” olmak iddiasını taşımasına rağmen medenî bir memleket değildir.

Çünkü Türkiye’de devlet, millî irade karşısında alternatif bir irade, bir egemenlik odağı halindedir.

Son AYM kararı bunun inkâr edilemez bir örneğidir. Bu karar devletin organları üzerinde hukuk sınırlamasının olmadığının en belirgin delilidir. Millî irade dahi, temel haklarla sınırlandırılabilirken, devletin yüksek yargı bürokrasisinin –ki bu inanılması zor bir içten çelişkili tanımlamadır ve fakat gerçektir- herhangi bir sınırlamaya uymayacağını alenen göstermesi, hakkı olmayan bir “içtihatta” bulunması –ki sanırım okuması yazması olan her Türk vatandaşı Anayasa’ının meşhur 148. maddesini anlayabilir- üstelik bunun “derhal” hukuki bir müeyyideye uğramaması, dehşet verici bir vakadır.

Eğer “Anayasal düzeni yıkmak” diye bir suç var ise, mevcut anayasanın açık hükmüne açık şekilde muhalefet etmek, onu yıkmaya teşebbüs etmek demek değilse nedir? Bu durum, “ferdin temel haklarını korumak” idealinin anlamsız kabul edilmesi falan gibi içselleştirilmiş bir gerilik değildir. Bu bir yetki aşımı, sınır ihlalidir.

Eğer devlet, ferdin haklarına yönelik tecavüzlerin koruyucusu iken kendisi bu hakları ortadan kaldırmaya başlamışsa ve “sınırlandırılamıyorsa”, böyle bir memlekette “hukuktan” bahsedilebilir mi? Evet, Komünist Çin’de, Kuzey Kore’de, Küba’da vs.de de mahkemeler ve hatta anayasalar vardır, ama bu onların hukuk devleti ve hatta “meşru” devletler sayılmasına yeter mi?

Türkiye’nin geriliği, devletin, zor kullanıcıların üzerindeki soyut kuralları idrak etmeyi hâlâ önemsememesidir. Kadın nüfusunun yarıdan fazlasın başını örttüğü bir memlekette açık bir anayasa ihlali olan AYM kararının hiçbir sivil tepkiyle karşılanmaması, bürokratik tahakkümün zımnî gerekçesini oluşturmakta. Yasama organının tasarruflarının yok sayılabildiği bir memlekette, failler müeyyide görmezse, hukuktan bahsetmenin de anlamı kalmaz. Yarın aynı failler sokakta giydiğimiz ayakkabı marksı ile ilgili de keyfi “içtihatlarda” bulunurlarsa “Yüksek yargı kararı kesindir!” demek acaba meseleyi çözer mi?

Türkiye bir medenileşme mecraına girmiştir. Bu yolda en başta yapılması gereken de “kutsalların” ne olduğu konusunda devlet organlarını ciddi şekilde uyarmak ve sınırlandırmaktır. Kutsalları belirlemenin devletin işi olduğu kanaati değiştirilmedikçe seçimlerin de demokrasinin de hayatımızın, haklarımızın teminat altında olduğu kanaati de anlamsızdır.

   

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 

Yorum Sayısı: 15 / 15

TEPKİSİZLEŞTİK

Yazan:: kerem demirli (Misafir) Tarih: 16-06-2008 17:30

TEPKİSİZLEŞTİK

Yazan:: kerem demirli (Misafir ) Tarih: 16-06-2008 17:30

Her iki çiftçiden biri 'anasını da alıp gidiyorsa'; 
 
Her iki fındık üreticisinden biri ayaklandılar diye kendilerine dayak attıranlara teşekkür ediyorsa;  
 
Devlete vergi ödeyen her iki işçiden biri bu vergilerinin Anadolu takımlarına futbolcu transferinde kullanılmasına razıysa;  
 
Sokaklarda çöp bidonlarını karıştırarak karnını doyuran her iki insandan biri halinden memnunsa;  
 
Boş zamanlarında işportacılık yapan her iki memurdan biri mutluysa;  
 
Her iki şehit torunundan biri atalarının dedelerinin kanlarıyla sulanmış bu toprakların barzaniye peşkeş çekilmesinden rahatsızlık duymuy orsa;  
 
Her iki komşumuzdan biri AKP karşıtlığının din karşıtlığı olduğunu düşünüyorsa;  
 
Çocuklarımızın geleceğini şekillendiren her iki öğretmenden biri AKP nin icraatlarını onaylıyorsa;  
 
Oğlu işsiz olan her iki babadan biri 'benim oğlum da işsiz kalıversin' diyorsa;  
 
Evladını askere gönderen her iki kişide n biri 'askerlik yan gelip yatma yeri değil' diye düşünüyorsa;  
 
Her iki arkadaşımızdan biri 'hem laik hem Müslüman olunmaz' diyorsa,  
 
Ülke halkının yarısı şimdiye kadar cumhurbaşkanlığı yapan 10 kişinin 'dindar olmadığı' konusunda hemfikirse;  
 
Her iki vergi mükellefinden biri yabancı sermayenin sıfır vergiyle faiz kazanmasından mutluluk duyuyorsa;  
 
Parası olmadığı için öz el dershanelere gidemeyen ve dolayısıyla üniversiteye giremeyen her iki gençten biri başbakanın oğlunun bursla ABD de okumasından gurur duyuyorsa;  
 
Üniversiteyi bitirmiş boşta gezen her iki işsizden biri başbakanın oğlunun 500.000 dolarcık peşinatla aldığı gemicikten rahatsızlık duymuyorsa;  
 
403 YTL kazanan her iki asgari ücretlinin biri başbakan'ın 40.000 dolarlık saat takmasını doğru buluyorsa;  
 
Yeni doğum yapan her iki anneden biri b ebeğinin dünyaya 5.534 dolar borçlu gelmesinden şikayetçi değilse;  
 
İşine arabasıyla giden her iki kişiden biri 'dünyanın en pahalı benzinini kullandığı' için mutluysa;  
 
Borsada parası olmayan her iki insandan biri 'borsa yükseliyor demek ki ekonomi iyiye gidiyor' diyebiliyorsa;  
 
Her iki emekliden biri maaşını alabilmek için sabahın beşinde kuyruğa girmekte bir sorun görmüyorsa;  
 
Teröre 12.000 şehit, 20.000 yaralı vermiş ülke vatandaşlarının yarısı terörist başının 'saygıdeğer' olduğu konusunda hemfikirse;  
 
Kurtuluş savaşı vererek küllerinden yeniden doğan, ümmetten ulus yaratan bir ecdadın her iki evladından biri, bölgedeki idealleri uğruna ABD'nin empoze etmeye çalışt ığı 'ılımlı İslam devleti' modelinde bir sakınca görmüyorsa;  
 
Her iki kişiden biri 'şeyinin şey edilmesini' seviyorsa;  
 
Her iki kişiden biri önüne 4-5 yılda bir atılan makarnayla fasulyeye oyunu,ülkesini, çoluk çocuğunun geleceğini satmaktan utanmıyorsa;  
 
AKP sayesinde tatlı para kazanan, milyar dolarlık vergi kıyağı geçilen her iki holding patronundan biri 'Cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir, laik sistem çökmüştür ve onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz' diyen kişiyi Cumhurbaşkanı olarak görmek istiyorsa; 
 
Biz ne yapalım?  
Mücadelemize nasıl devam edelim?  
İnsanlara doğruyu nasıl gösterelim?  
Hani onurunuz, hani gururunuz, hani mağrur ve güçlü Türk halkı?  
Neredesiniz? 
 
Nereye saklandınız?  
Ha bir torba pirince satmışsınız ha bir kaç milyar dolara ne fark eder?  
Atatürk'ün, silah arkadaşlarının, günde bir tas şekersiz üzüm hoşafıyla Çanakkale'yi geçilmez kılan dedelerin torunları değil misiniz siz?  
Kubilay'ın başını kesenlerin torunlarına ve temsil ettikleri ideolojiye ülkeyi nasıl teslim ediyorsunuz?  
Neredesiniz? Yoksa Türk tarihi ölüyor mu? 
 
halkın yaşam tarzı öyle bir değiştiki bu olanları normal karşılıyorlar. gericilikten söz ederken bunları da gözöonünde bulundurunuz.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Gerici Kim, İlerici Kim?

Yazan:: Aysun Özkaya (Misafir) Tarih: 14-06-2008 20:24

Gerici Kim, İlerici Kim?

Yazan:: Aysun Özkaya (Misafir ) Tarih: 14-06-2008 20:24

Son zamanlarda ilericilik ve gericilik kavramlarını tersine çevirmek ve bu tersine çevrilmiş kavramlarla yargılamak pek moda oldu. 
 
İlericilik, Gericilik birkaç farklı ölçüte göre tanımlanabilir:  
1. İnsanoğlunun tarihsel gelişim sürecine göre.  
2. Üretim ilişkilerine göre.  
3. Tüketim ve paylaşım ilişkilerine göre.  
4. Siyasal rejimlere göre.  
 
1. İnsanlık toplayıcılıktan avcılığa, avcılıktan tarıma, tarımdan endüstriye, endüstriden bilişime doğru yol almaktadır. Bu çizgiye uygun bir değişmeyi amaçlayan ilerici, onu durdurmaya veya tersine çevirmeye çalışan gericidir.  
 
2. Üretim ilişkileri, ilkel, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist olabilir. Her bir üretim ilişkisini ileri götürmek isteyen ilerici, durdurmak veya geri döndürmek isteyen gericidir.  
 
3. Tüketim ve paylaşım ilişkileri gelir ve servet dağılımını adil olmayan bir biçimde merkezileştiren, sosyal adaleti bozan, veya bunun tersine, fırsat eşitliğini sağlayan, sosyal adalete uygun olan bir yapıda olabilir. Gelir ve servet adaletinin bozulmasından yana olanlara gerici, fırsat eşitliğinden, sosyal adaletten yana olanlara ilerici denir.  
 
4. Siyasal rejimler temel hak ve özgürlükleri güvenceye alan laik ve demokratik ilkelere dayalı veya, çeşitli gerekçelerle temel hak ve özgürlükleri askıya alan anti-demokratik uygulamalara dayalı olabilir. Demokratik ve laik rejimlerden yana olanlar ilerici, anti-demokratik rejimlerden yana olanlar gericidir.  
 
Demokratik ve laik rejimlerden yana olanlar ilerici, anti-demokratik rejimlerden yana olanlar gericidir.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Liberaller Hocamızı Savunmalı

Yazan:: Kemal Desen (Misafir) Tarih: 13-06-2008 19:27

Liberaller Hocamızı Savunmalı

Yazan:: Kemal Desen (Misafir ) Tarih: 13-06-2008 19:27

Liberaller hocamızı savunmanızı istiyorum. Madem gericiliğe karşısınız, çağdaş düşünen insanlarsınız. O zaman hocamıza da sahip çıkınız. ..Syhan ÇEAŞ anadolu lisesinde öğretmendi. namaz saattine gore ders zili ayarlanmasına karsı cıktı dilekce verdi ve simdi tayini cıkarıldı!!! bu duruma karsı sesimizi yukseltmek ve hocamıza sahip cıkmak için yarn saat 10 da okulda toplanıyoruz!!! bu ulkenn kaybedecek çağdaş hocası yok!!! Bize destek olunuz. En azından bu vesileyle arkadaşlar tepkisini göstersin.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Toplumun birey olmasi hakkinda

Yazan:: Murat Guzel (Misafir) Tarih: 11-06-2008 16:14

Toplumun birey olmasi hakkinda

Yazan:: Murat Guzel (Misafir ) Tarih: 11-06-2008 16:14

Merhaba Arkadaslar, 
 
Toplumun birey olarak dusunulmesi hakkinda bir kac sozum olacakti : 
 
Toplumlarin ortak karakterleri olduguna gore toplumlari da birer birey olarak kabul edebiliriz. Ornegin turkiyenin insani sicakkanlidir, misafirperverdir, ibadetini yapan da vardir yapmayan da ama cogu tek bir tanriya inanir..ve bunun gibi bir cok ortak ozelligi vardir..Hiccbiri olmasa bile bu ulkenin kimligine sahiptirler..Bu ulkenin havasini solumaktadirlar..Bu ulkenin cektigi acilari cekmekte ya da bu ulkedenin guzelliklerinden faydalanmaktadirlar..Bu yuzden tum toplumu da bir birey olarak saymamamiz icin hic bir engel yok..Ornegin ulkenin temsilcileri Baska ulkelerle diyalog icerisinde iken toplumun bu ortak ozelliklerini, karsi tarafa dogru yansitirsa, toplumun bir nevi ulkeler bazinda birey haline geldigi dusunulebilir. ama siyasetcilerimiz bireyler arasinda ortak yon bulmaktansa surekli farklilari ortaya cikarip insanlari ayirmaktan yana her nedense..birakin insanlar ayri goruslerinde yalnizligi, ayni goruslerinde ise birlikteligi ozgurce yasasinlar. Liberalizmin de bunu saglayacagina inaniyorum...gonulden birliktelikleri...gonulden ayriliklari..eger toplum hic bir zorlama olmaksizin sadece gonlunden geldigi ya da ikna oldugu icin birlik olmak isterse bunu liberalizm yanlis kabul etmemelidir...Ediyorsa liberalizmin en dogru sistem oldugu sorgulanmalidir..Eger toplumu olusturan bireyler tamaman dagilmayi ayrilmayi istiyorlarsa o zaman devreye liberalizm degil devlet kavrami girmelidir. Devlet bu topraklarin butunlugunden sorumludur ve bu ilk gorevidir..sonra adalet, liberalizm vs. gelir..kisaca devlet ayriliklarin maksimum derecesini, parcalanmayi engellemelidir..devletin basindaki kisi liberal olsun olmasin bu saglanmalidir. 
 
Saygilar 
 
Murat Guzel

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Sabancı'da zengin fakir farkı mııı!...

Yazan:: Doğanşah Genç (Misafir) Tarih: 11-06-2008 09:24

Sabancı'da zengin fakir farkı mııı!...

Yazan:: Doğanşah Genç (Misafir ) Tarih: 11-06-2008 09:24

Hülya hanım demişki Sabancı'da burslu öğrenciler eziliyor ve öğretmenler fakir zengin ayrımı yapıyor(hatta burslu öğrenci olmak daha etkiyelicidir)!.. Bu kesinlikle doğru değil! sabancı'da bir öğrencinin burslu olduğunu öğrenmek için o kişiye sorman gerek çünkü okula girdikten sonra herkes eşit oluyor. Örneğin ben yakın arkadaşlarımdan birinin burslu olduğunu 4 ay sonra öğrenmiştim ki bu kimse için sorun teşkil etmiyor. Siz söyle mi sanıyorsunuz  
-Abi sen burslu musun araban yok da 
-Evet, bursluyum 
-Aaaa o zaman ben oda değiştirmek istiyorum!.. 
Biraz mantıklı düşünün fakir zengin farkı çok eskilerde kaldı artık başarılı ve başarısız diye ikiye ayrılıyor üniversiteler (en azından benimkisi).  
 
Zaten sabancı'da paran olsada yapacak birşey bulamadığın için aradaki farkı anlamak imkansız. Yani zenginler su cafe'de fakirler su cafe'de yemek yiyorlar diye birşey yok!.. Tekrar araştırmanızı öneririm. Çünkü yazdıklarınız bana daha çok önyargı gibi geldi!..

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

toplum bu, boru mu?

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 10-06-2008 14:09

toplum bu, boru mu?

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 10-06-2008 14:09

Toplumu tek başına bırakırsanız ve hele hele bu tek başına bıraktığınız toplum bizim gibi gelişmemiş bir toplumsa; sosyal sonuçları çok ağır olur. Bunun için toplum yanlısı politikalar önemlidir. 
 
Şimdi bu satırlar iyi de "toplumu eğitecek" adamlar nereden çıkacak? Toplumu şöyle yapalım, böyle yapalım diyenler kendilerini toplumdan üstün sanıyorlar. Bu cumhuriyet elitinin yanılgısıdır ki toplumu inşaa edilebilir bir şey sanırlar. 
 
Toplum bir çocuksa -ki sizin gibiler onu eğitmekten bahsederken hep böyle kabul ederler- bırakınız düşe kalka yolunu bulsun. insan için başka bir "öğrenme" yolu henüz icat edilememiştir. 
 
Bunun yanısıra adına "toplum" denen sorumlu bir mega-birey de yoktur. Dolayısıyla "toplumu tek başına bırakırsanız" demek saçmalamaktır, kusura bakmayınız. Toplum zaten tek başınadır. Toplumun çobana ihtiyacı yoktur. Siz sanırım "toplum" deyince koyun sürüsüne benzer bir topluluk anlıyorsunuz ama hiç de öyle değil...

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

güç algısı yanıltıcıdır

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 10-06-2008 12:51

güç algısı yanıltıcıdır

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 10-06-2008 12:51

Berna Hanım karamsar düşünmeyi seviyor herhalde... Elbette bu tip düşünce çözüm için kısa yollar tasarlamakaçısından birebirdir. 
 
Öncelikle... 
 
Hangi sermaye olursa olsun, devlet tarafından kayırılmadıkça piyasanın görünmez elinden kaçamaz! O görünmez el de bilgileri sınırlı bireylerin eylemlerinin önceden bilinemeyen , tasarlanamayan sonuçlarıdır. 
 
TÜSİAD laikçi elitlerin kayırdığı yerli sermayedir. Bunların rakı içmeleri, açık dolaşmaları, nedense kendisinden nemalandıkları rejimin yani bürokratik oligarşinin eleştirlmesine sebep olmaz nedense... 
Yani rakı içen, başı açık dolaşan medenidir ama namaz kılan softadır. Bu basit kategorizasyonlar elbette acemi öyküler için iyidir de siyasette zararlıdır. 
 
Bir toplumun medenileşmesini istiyorsak ilişkilerin kesintisiz ve geçişkenliğe izin verecek şekilde sürmesi yani özgürlüğün temini gerekir! 
 
Bugün başını örten öğrencilerin hakları, özgürlükleri hukuki teminat altına alınsa, gerilim anında ortadan kalkar ve sonrasında dindarların içindeki radikal takım derhal iyot gibi açığa çıkıp kendi kampından dışlanır ve normalleşme hızlanır. Yemeğe çağırıyorlar, çıkmalıyım...

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Toplum Yanlısı Politika Üretmeliyiz

Yazan:: Hülya Akalın (Misafir) Tarih: 10-06-2008 12:47

Toplum Yanlısı Politika Üretmeliyiz

Yazan:: Hülya Akalın (Misafir ) Tarih: 10-06-2008 12:47

Toplum elbette aynı insanlardan oluşmuyor. Ama toplumu eğitmek de bizim görevimiz değil mi? Mesela liberaller diyor ki, eğitim özelleşsin ve her okul istediği müfredatı yapsın. Bu tür özelleşmiş ve serbestleşmiş bir eğitim sistemi kurmaya kalkarsanız, Türkiye'de ayrışmalara neden olursunuz. Eğitim özelleşirse fakirler burslarla okuyacakmış(LDP parti programından okudum). Bilkent'te, Sabancı'da burslu okuyan arkadaşlarım var. Kendilerini zenginlerin karşısında aşağılanmış hissediyorlar ve haklılar. Düşünsenize örneğin Bilkent'te parasıyla okuyan bir genç BMW si ile okula gelirken, fakir yurttaşımın kendisini ne derece kötü hissedeceğini düşünmelisiniz. Ayrıca Bilkent gibi özel üniversitelerde hocalar zengin fakir ayrımı yapıyor. Parasıyla okuyan daha iyi davranıp, burslu okuyanlara tam tersi davranışlarda bulunuyor. Mesela liberaller bu olayın 
 
Toplumu oluşturan farklı kimlikteki insanlara elbette özgürlük verilmeli. Yalnız topluma başının çaresine bak dediğiniz anda; devreye tarikatlar, cemaatler veya diğer gruplar girer. Bu da ileride onarılmayacak derecede problemlere yol açar.  
 
Halkımızın yeteri bilince sahip olmadan ve zenginleşmeden liberal politikalar uygulayamazsınız. Liberalizmi okuduğunuzda; kulağa hoş geliyor. Ama sosyal boyutunu düşündüğünüz zaman aman Allahım diyorsunuz. Liberallerin en büyük yanlışı da burda. Yaptıkları işlerin sosyal boyutunu düşünmüyorlar. Örneğin türban serbest olsun diyor liberaller. Yasaklara karşıyız diyorlar. İlk bakışta bu da kulağa hoş geliyor. Ama türbanın kamusal alanda serbest olmasıyla; yaratacağı tahribatı hesaplayamıyor liberaller. Ya da şöyle söyleyeyim liberaller, Türkiye'yi Hollanda ya da İsviçre zannediyorlar. Mahalle baskısı denen olgunun ne derece bayanları rahatsız edeceklerini düşünemiyorlar. 
 
Toplumu tek başına bırakırsanız ve hele hele bu tek başına bıraktığınız toplum bizim gibi gelişmemiş bir toplumsa; sosyal sonuçları çok ağır olur. Bunun için toplum yanlısı politikalar önemlidir.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

hiç kitabımız olmasaydı...

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 10-06-2008 09:46

hiç kitabımız olmasaydı...

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 10-06-2008 09:46

elimizde liberalizm ile ilgili hiç bir kitap olmasaydı, atilla hoca gibi insanlarımız da olmasaydı, hülya hanım'ın dediklerine inanmak çok kolay olurdu. 
 
hülya hanım bize "toplumu düşünmenin" nasıl bir şey olduğunu açıklarsa biz de doğru yolu bulmak şansını elde edeceğiz. "toplum" adında, düşünmemiz gereken biri mi vardır? yani toplum, amaçları, inançları, menfaatleri, beklentileri falan aynı olan insanlardan mı oluşuyor* ancak böyle ise onların "iyiliğini" düşünmemiz belki mümkün olabilir. 
 
dolayısıyla, bugün hayatınızdan, sahip olduklarınızdan yana emniyetle yaşıyorsanız bunun marksist/kollektivist bir "toplum yanlısı" felsefe sayesinde mi yoksa liberal demokrasi ilkelerine bi ölçüde de olsa uyulması ile mi olduğunu bize izah etmesini ayrıca istirham ederim.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Afşar Bey e Hitaben

Yazan:: Berna Gerçek (Misafir) Tarih: 10-06-2008 09:27

Afşar Bey e Hitaben

Yazan:: Berna Gerçek (Misafir ) Tarih: 10-06-2008 09:27

Laikliğin Batı'da ne şekilde ortaya çıktığı değil sorun olan. Laiklik elbette inanç özgürlüğüdür. Fakat Türkiye'de tarikatlar gittikçe güçleniyor. Tarikatların bu şekilde çok güç kazanması hatta ilerde sermayenin dincilerin eline geçmesi liberalleri rahatsız etmiyor mu? TÜSİAD yerine MÜSİAD gibi dinci sermayenin güçlenmesi ilerde telafisi zor yaralar açmaz mı? Yeşil sermaye bir zaman sonra dinci rejim isteyecek. Sonra iktidarda CHP bile olsa yeşil sermayeye boyun eğmek zorunda kalacak. 
 
AKP nin kendi yandaşlarını zengin etmesine özelleştirme denemezki. Kendi medyasını bile yaratan bir AKP var karşımızda. AKP teokratik bir parti. Bir partinin teokratik olması için illa ki devletçi olması gerekmez. İnsanların yaşam tarzını değiştirmek isteyen bir parti AKP. İçki yasakları bunun en bariz örneği.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Berna'ya Cevap

Yazan:: Hülya Akalın (Misafir) Tarih: 10-06-2008 02:55

Berna'ya Cevap

Yazan:: Hülya Akalın (Misafir ) Tarih: 10-06-2008 02:55

Berna Hanım, liberalizmin dini yobazlığa karşı çıkmaması gayet normal. Çünkü kapitalistler bireyci olur yani kendini düşünür. Ancak toplumcu düşünenler dini yobazlığa karşı çıkar. Bunu liberal kesimden beklemek pek akıl karı değil. Liberalizm dünyanın heryerinde din olgusunu iyi kullanır.  
 
AKP liberal demişsiniz. Kesinlikle yanlış. AKP neoliberal bir parti. AKP nin politikalarına baktığınızda acımasız bir liberalizmi uyguladığını görürsünüz. 
 
Sizin Türkiye ile ilgili tespitiniz doğru ama liberal kesim asla dediğiniz şekilde dinciliğe gericiliğe karşı çıkmaz. Çünkü liberalizmin doğası buna izin vermez.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

resmi zorlamadan bahsediyoruz

Yazan:: afşar (Misafir) Tarih: 10-06-2008 02:23

resmi zorlamadan bahsediyoruz

Yazan:: afşar (Misafir ) Tarih: 10-06-2008 02:23

berna hanım'ın dikkat etmediği nokta ortaçağ'da da dinin resmi zor kullanma gerekçesi olduğu. laiklik batıda çok da sivil ve hoşgörülü ortaya çıkmadı. fransız ihtilali sırasında din adamlarına yönelik şiddetin ne kadar vahşi olduğunu hatırlatmama gerek var mı? 
 
mesele herhangi bir inancın veya ideolojinin, sınırları aşmak için kullanılması ki bunu da yapabilen tek örgütlenme devlettir. teokratik devletlerin de seküler diktatörlüklerin de aygıtı devletçiliktir. sanırım böyle düşünürsek arada çok fark olmadığını rahatça idrak edebiliriz. 
akp de teokratik bir devletçiliğe başlarsa ona da karşı koyarım emin olun.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Yalancinin mumu

Yazan:: haydar eren (Misafir) Tarih: 09-06-2008 22:32

Yalancinin mumu

Yazan:: haydar eren (Misafir ) Tarih: 09-06-2008 22:32

Alıntıla

Neden bazı liberaller dincilikle mücadele edeceğine, dinci bir parti olan AKP yi sürekli savunuyor. Bu tezat değil mi.
 
 
Liberallerin ve daha genis anlamda demokratlarin AKP felsefesini, ideolojisini destekledigini sanmiyorum. Bizler inanan kimsenin en temel demokratik hakki olan inanc hurriyetini destekliyoruz. Inanc hurriyeti diger temel haklar gibi demokratik haklar paketinin icinde yeralir. 
Bu nedenle secimlerde SARTLI olarak AKP ye oy verenimiz cok oldu. Uzerinden aylar gectigi halde AKP demokratik haklar konusunda milim bile kimildamayinca o destek cekildi. 
 
Su aralar bazi liberaller/demokratlar mahkemenin kararina karsi ciktiklari icin AKP yi destekliyorlarmis gibi algilaniyor... degil. 
Bu yapilan; anti-demokratik davranisin elestirisidir. 
(bkz. AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİ) 
 
AKP soz verdigi seyleri icraate gecirmemistir, takiye yapmistir ve bizim destegimizi kaybetmistir.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Afşar Bey'in Anlayamadığı

Yazan:: Berna Gerçek (Misafir) Tarih: 09-06-2008 20:57

Afşar Bey'in Anlayamadığı

Yazan:: Berna Gerçek (Misafir ) Tarih: 09-06-2008 20:57

Afşar Bey'in yazısını okudum da devletçi eleştirip, sonra gericilik diye devletçiliği göstermiş. Yalnız Afşar Bey'in anlayamadığı gericiliğin temel nedeni sadece devletçilik değil. Gericiliğin temel nedeni, yobazlıktır yani Ortaçağ zihniyetidir. Türkiye'de git gide dini referans alan yaşam biçimi özendirilip artmaktadır. 
 
Sitedeki tüm liberal arkadaşların cevaplamasını istediğim ve merak ettiğim bir soru var. Fransa da yüzyıllarca dinci yobazlık mücadele edenler solcular değil liberallerdi. Neden Türkiye de dinci yobazlıkla liberallerle mücadele etmiyor. Solcuların yerine liberallerin dincilikle mücadele etmesi gerekmez mi. Neden bazı liberaller dincilikle mücadele edeceğine, dinci bir parti olan AKP yi sürekli savunuyor. Bu tezat değil mi.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Gerilik

Yazan:: Murat (Misafir) Tarih: 08-06-2008 22:27

Gerilik

Yazan:: Murat (Misafir ) Tarih: 08-06-2008 22:27

Örnek: Öldürülen, dışlanan, aşağılanan, dayak yiyen, hakarete uğrayan, tüm hakları kaba kuvvet ve şiddetle gasp edilenler eşcinseller. 
 
Ama gel gör ki haklarını aramak için dernek kurdukları zaman, dernekleri "ahlaksız" diye kapatılan da eşcinseller. 
 
Sevmek = ahlaksızlık; şiddet-baskı-zulüm = ahlak. 
 
En güzel gerilik örneği.

 

» Bu Yorumu Administratore raporla

Yorum Sayısı: 15 / 15



Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
  Güvenlik sorusu,İki Sayının Toplamını Yazınız
8RR         78F      
T Y    G    D G   DM3
Q9R   MLQ   L M      
  8    7    W H   KA2
KT1         111      
   
   



mXcomment 1.0.5 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Son Güncelleme ( Salı, 10 Haziran 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
design by macroajans