Yeni Kuşaklara Korku Aktarılıyor * Yazdır E-posta
Yazar Ufuk Coşkun   
Çarşamba, 20 Haziran 2007
Türk eğitim sistemi tek tipleştiricidir. Aynı zamanda militariktir. Bağımsız ve özgürlükçü düşüncelerin üretilemediği okullarımızda tüm bireylerin birbirine benzemesi istenmektedir. Bu durumda birey kendisine, diğerlerine ve sonrasında da tüm insanlığa yabancılaşmaktadır

Okullar özgürlüğün kalesi olmalıdır. Genelkurmay başkanından cumhurbaşkanına, başbakanından, Yeni kuşaklara korku aktarılıyor bürokratlarına,  boyacısından işçis  ine kadar toplumun her kesiminden insanın yolunun eğitim kurumlarından geçtiği ülkemizde eğitim kurumlarının tartışmasız büyük bir önemi vardır. Bu yüzden muhtırayı, mitingleri, kamplaşmaları, milliyetçilik, İslamcılık ve laiklik gibi son aylarda yaşadığımız bu toplumsal olgulara bir de eğitim ve eğitim kurumları açısından bakmakta yarar var.

Her eğitimci, sendikacı, akademisyen ve eğitim bakanı eğitim kurumlarının tam anlamıyla özgürlüğün, muhakemenin, eleştirinin, bilimin, sanatın ve insanlığın kalesi olması gerektiğinden bahseder. Eğitim sistemimiz gerçekten bahsedildiği kadar özgürlükçü ve farklılıklara açık mıdır? Öğretmen, öğrenci, idareci ve veli (halk) arasında demokratik sistemin öngördüğü özgürlükçü, insan haklarına saygılı ve bilinçli bireylerin yetişmesine olanak sağlayan ölçütlerde gerçekleşen bir ilişki söz konusu mudur? Eğitim, üniversiteleri de s  ayarsak on 16 boyunca tezgâhından geçirdiği bireylere; bir özne olduklarını, insan olmanın ve kalabilmenin bilincine vardırmayı mı yoksa insanın içinde bulunduğu kuşatılmışlığı meşru ve itaat edilmesi gereken bir gerçeklik olduğunu mu salık veriyor?

Ne yazık ki bu ve benzer sorulara şimdilik verilebilecek olumlu bir cevabımız yok.


Farkılılıklara kapalı

Türk eğitim sistemi tek tipleştiricidir. Aynı zamanda üsten alta kumanda edilen hiyerarşik yapılanmasıyla da militariktir. Farklı tercihlere, farklı algı ve yorumlara, eleştirel düşünceye kapalıdır. Bağımsız ve özgürlükçü düşüncelerin üretilemediği okullarımızda tüm bireylerin birbirine benzemesi esas alınmaktadır. Bu durumda birey kendisine, diğerlerine ve sonrasında da tüm insanlığa yabancılaşmaktadır. Politik iktidarların isteği doğrultusunda gerçekleşen bu tip eğitim sistemlerinde bireylere hayata bir bakış açısı kazandırmak oldukça zordur. Oysa eğitimin bireyleri özgürleştirmesi beklenir belirli bir ideolojiyi ya da kitleyi üstün görmeleri dayatılırsa eğer diğer ırk, renk ve görüşlere karşı bir önyargının oluşmasına olanak sağlanmış olunur.

Eğitim politikaları, uygulamaları ve planlamaları öğretmen, öğrenci, veli ve idareci ilişkileri kesinlikle demokrasi sorunuyla birlikte ele alınmalıdır. Öğrencilerimize bürokrasiye itaati değil demokrasiye bağlılık aşılanmalıdır. Korku ve endişe halinin sürekli yeni kuşaklara aktarıldığı ülkemizde bireyler özgürlükçü okul ortamlarından yetişmediği için en ufak bir toplumsal kırılmada veyahut farklı görüşlerin, mezheplerin ve ırkların varlığı karşısında bilinçli bir tavır sergileyememektedirler. Kavram karmaşasında boğularak hangi kavramın hangi anlamda kimlere karşı ne şekilde telaffuz edileceğini bilememektedirler. Resmi ideolojinin eğitim üzerindeki etkisinin, belirleyiciliğinin ve ağırlığının devam etmesi durumunda kişilerin farklılıklara olan bakış açısında değişen bir şey olmayacaktır.

Çok yönlü ve kültürlü eğitim politikaları devreye sokulmalıdır: Bugünlerde yaşadığımız olaylar (yaşayacaklarımız) karşısındaki şaşkınlığımızın, tedirginliğimizin ve öfkemizin bir nedeni de; okullarında bizi eğiten sistemin bizleri tek yönlü bir bakış açısı kazandırmasından dolayıdır. Farklı etnik unsurlar, mezhepler, ırklar ve görüşler karşısında duyulan tedirginlik özgürlükçü, çok yönlü ve kültürlü bir eğitim sisteminin daha henüz devreye sokulmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin 'laiklik' kavramı bir kesime göre; dinsizlik ve tehlikeli bir kavram olarak algılanırken, bir diğer kesime göre, uluslaşmanın ve modernleşmenin ölçüsü bazılarına göre de, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, din ve vicdan özgürlüğü olarak ifade edilmektedir. Neticede laiklik bir rejim sorunu olarak hâlâ önemini korumaktadır.

Özgürlükçü anlayış şart

Eğitimcilerin devletin resmi okullarında (Diyanet kurumunu göz ardı ederek) laikliği; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak öğrettiği bir gerçektir. Ancak laikliğin kimi zaman sokaklarda 'Türkiye laiktir laik kalacak' şeklinde bir slogana dönüşmesi ise garip bir çelişkidir. Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak ve kavramları sislerden arındırmak ancak ve ancak özgürlükçü, çok yönlü ve kültürlü eğitim politikalarının eğitim kurumlarında işlev görmesiyle gerçekleşeceği bilinmelidir.

22 Temmuz seçimlerinden sonra iktidar olacak olan hükümetin ilk işi özgürlükçü eğitim ortamları oluşturmak olmalıdır. Bu ülkenin sosyal, siyasal ve ekonomik gerçekleri dikkate alınarak bir eğitim planlanmasına gidilmelidir. Ülkemizin tüm etnik, mezhep, ırk ve düşünce farklılıkları bu ülkenin insanına önyargısız tanıtılmalıdır. Farklılıklardan korkulmaması gerektiğini artık öğrenmemiz gerekiyor. Türk eğitim sisteminin en temel sorunu 'kendi olamama sorunudur.' Bu ülkenin gerçekliğine yaslanan bir eğitim müfredatı mutlaka oluşturulmalıdır. Okullardan mezun olanlar dışarıda karşılaştıkları ilk sosyal gerçeklikle yüzleştiklerinde zorlanmamaları gerekir. Eğitim kurumlarında bireylere 'karar verme' ve 'tercihte bulunma' bilinci verilmelidir. Öğretmen ve idarecilerin aldığı kararları uygulama becerisi kazanan öğrenciler mezun olduklarında da (yani gerçek hayatlarında) bu becerilerinin dışına çıkamamaktadırlar. Her şey demokratik okul ortamında kazanılmalıdır.

İyi eğitim, iyi demokrasi

Düşünme, ifade etme, üretme ve ürettiklerinin karşılığını alma haklarının olduğunu ve bu haklarına karşı saldırı her nereden gelirse gelsin, karşı koyma aynı zamanda toplumsal bir dayanışma içerisine girerek yaşam alanlarını savunmanın bilincini eğitim kurumlarından edinen bir birey hem içinde yaşadığı toplumdaki konumunu netleştirecektir hem de kendi özgür iradesiyle gelişen ve değişen olaylar karşısında gerçek tavrını ortaya koyacaktır.
Son aylarda yaşadığımız cumhurbaşkanlığı, muhtıra, hukuk, demokrasi, seçim, mitingler vs. gibi tartışmalar ve sonucunda oluşan gerginlikler, kırgınlıklar, alınan kararlar bizleri ister istemez eğitim sistemimize doğru yöneltti. Gördük ki bir ülkenin eğitim sistemi ne kadar yaralıysa demokrasisi de o kadar yaralıdır. Bir ülkede eğitimin temel sorunları neyse o ülkenin sosyal, siyasal ve ekonomik hayatının da temel sorunları odur.

* Radikal, 19 Haziran 2007

Son Güncelleme ( Cuma, 18 Ocak 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans