İslam ile Demokrasinin Zorunlu Birlikteliği Yazdır E-posta
Yazar Alper Akalın   
Pazar, 06 Nisan 2008

 http://beconfused.com/images/2007/06/Freedom-of-expression-go-to-hell.jpg
Türkiye’de, demokrasi ve laikliği bir arada tutmayı beceremeyen bir takım otoriter zihniyet, “ülkenin iyiliğini düşünme” adı altında, ülke adına daha büyük felaketlere yol açtıklarına ne zaman farkına varacaklar çok merak ediyorum. Felaket dediğim, aslında o kadar abartılmaması gerektiğini düşündüğüm ama yine de oldukça fena saydığım, rejim karşıtı radikal İslamcıların kötü emellerini, şu anki kaostan meydana gelen boşluğa taşıma çabaları. Korkum odur ki; olası bir parti kapatma kararında, bu düşünceye sahip kişiler sokaklarda cirit atmasın. Bu davanın olumsuz sonucu ile birlikte, halk arasında, demokrasi ve laikliğin İslam düşmanı olduğu propagandasının dalga dalga yayılması ihtimali beni ürkütüyor.

Peki İslam, demokrasi ve laiklik ile uzlaşamaz mı?  Bizim şu anki uyguladığımız demokrasi için zor bir soru ama ideal eksende hakikaten öyle mi, bakmakta yarar var.

Uzlaşmaz tezini savunanların dayandıkları temel gerekçeler, demokrasi ve laikliğin avrupa icadı olduğu ve İslamın, avrupaya ait olan bu araca ihtiyaç dahi hissetmemesi. Gülünç olan bu iddiaları ilk etapta demokrasi ekseninde ele alalım. İddia sahipleri genel olarak, insan haklarının yok sayıldığı orta çağ avrupasının, insan haklarına kavuşmak için demokrasiyi icat ettiği halbuki İslamın ezelden beri böyle bir ihtiyaca gerek duymaması nedeniyle demokrasinin İslam için gerekli olmadığını beyan etmekteler. Halbuki, demokrasinin, bireylerin İslami vecibelerini yerine getirmek ve inançlarına sahip çıkmalarını sağlayacak yegane etmen olduğunu tarih bize göstermiştir. Yüzyıllardır,süren mezhep savaşları, kişilerin mezhep farklılıklarından kaynaklanan din anlayışı farklılıklarını yaşayabilme özgürlüğünü elinden almış ve aynı Allah’a inanılmasına rağmen birbirini öldüren insanlar, bu farklılıkları bir arada bulunduracak ve çimento vazifesi görecek bir kurumun inşasının şart olduğunu bize göstermiştir. Irak’ta yaşanan bu son terör olayları, bahsettiğim gerekliliği ispatlar niteliktedir...

Kaldı ki, İslam’ın tam anlamıyla siyasal veya hukuksal bir sistem öngördüğü de iddia edilebilinir bir olgu değildir. İslam’ı referans alarak kurulacak bir devlet sistemi, oluşturacağı siyasal veya hukuksal kurumların içerik ve işlevleri konusunda kararları nası verecektir? Bu kurumları yöneten insanlar nasıl seçilecektir? Bu kurumları ayakta tutacak ve birbirine bağlayacak kurallar bütünü nasıl oluşturulacaktır? Bu soruların cevabı Kuran-i Kerim’de yoktur. Bunları belirleyecek olanlar, kendini “alim” olarak adledecek ulema sınıfıdır ama bu kişilerin “sahih” olarak nitelendirecekleri hadislerden veya “kıyas” adlı önceden yaşanan benzer hadiselere dayanarak yapacakları yorumlar, gerçek İslamı ne kadar temsil edecektir? Bu sorulara verilecek cevap, ancak konuyu ideal bir eksende ele alırsak bizi doyuracaktır. Yani şöyle ki, hadisler katiyen Hz.Muhammed’in ağzından çıkmış olmalı ve bahsedilen konulara uygulanabilirliği kusursuz uyum sağlamalı ve aynı zamanda ulema ise bunları, kişisel yorumların yer vermeden, yüzde yüz objektif olarak  zamanımıza uygulayabilme kabiliyetine haiz olmalılardır. Ama, tarih bize daima kurucu rasyoanlist temellendirmelere dayanan sistemlerin  pratikte anlam bulamadığını veya başarıya kavuşamadığını göstermiştir. Bu sosyalizmi uygulamaya çalışan devletler için de geçerlidir, şeriatı referans alan İslam devletleri için de...

Radikal İslamcıların ezelden beri savundukları ve uygulamaya koyuldukları İslami devlet modeline örnek vermek için en sık başvurdukları model , Hz. Muhammed’in Medine’de ilan etmiş olduğu düzendir. Bahsedilen düzenin, devlet olduğu, hala üzerinde mutabık kalınmadığı çetrefilli bir konudur. Çünkü, devlette var olması gereken bir çok organizasyonun, bu düzende bulunmadığı görülmektedir. Fakat, Hz.Muhammed’in düzenini devlet olarak nitelendirsek dahi, bu düzen çok istisnai bir durum arzeder. Nitekim, bu rejimin başında kusursuz olarak nitelendirebileceğimiz bir lider vardır ve adaleti belki demokrasiden bile daha iyi temsil etme kabiliyetine sahiptir. Amma velakin, hali hazır durumda Hz.Muhammed kadar olmasa bile, ona yakın derecede adil, hoşgörülü, ikna edici, keyfi yönetime değil halkına sadık, İslam’ı kişilere göre yorumlamayan fakat direkt vahyedileni uygulayabilen bir ideal lideri, İslam dünyası bir daha çıkartabilecekmidir? Bu soruya olumlu cevap verebilmek, neredeyse imkansızdır...

Bunun içindir ki, İslamı bir ideolojiye dönüştürerek,  onu “İslamizm” olarak algılamak yerine, İslam ile demokrasi nasıl yanyana gelir, bu soru araştırılmalıdır.Bu birlikteliğin temelinde, insan haklarına ve kişisel inanç ve vicdan hürriyetlerine saygılı bir demokrasi anlayışının ülke yönetiminde belirleyici bir rol oynamasını sağlamak büyük önem arzetmektedir . Böyle bir demokrasi anlayışının temel ihtiyaçlarından bir tanesi de laikliktir. Ama burdaki laiklik, taraflı bir şekilde insanları dinden uzaklaştırma olarak değil, tarafsız şekilde her türlü fikre saygılı olmak temelinde inşa edilmelidir. Nasıl ki bireylerin dini tercihleri devlet işlerinde ayırtedici etmen olarak kullanılmaması gerekliyse, aynı şekilde devlet de bireylerin dini tercihlerine karışmamalıdır.

Laikliğin İslam hayatındaki gerekliliğinin bir başka boyutu da, müsüman insanların İslamı farklı yorumlara göre yaşayabilme özgürlüğüne sahip olmalarından gelmektedir. İslam’daki içtihad kavramı, bireylere veya alimlere yeni şartlar ve durumlar karşısında ilahi kuralları yeni yorumlara tabi tutma garantisi verir. Bu yüzdendir ki, farklı mezheplerde de görüldüğü üzere, İslam’ın mutabık kalınmış tek bir yorumu yoktur. Müslüman toplumların İslam algılayışı kişiden kişiye farkılık arzetmektedir. Ayrıca, İslam’da, zor koşuluyla sağlanan iman sahih değildir. Önemli olan, bireyin İslamı kendi aklı ve vicdanı ile keşfi ve ona gönülden inanmasıdır. Bu yüzdendir ki, laiklik, İslamı belli açıdan yorumlayan bir görüşün, diğer görüşlere veya farklı inançalara aldırmaksızın, onları baskıcı bir şekilde ezmesini engelleyen bir diğer sigorta aracıdır.

Yukarda bahsettiğim gerekçeler yüzündendir ki, laiklik ve demokrasiyi, İslam’ın düşmanı olarak değil, onun toplum hayatında daha da zenginleşerek, git gide daha onurlu bir konuma sahip olabilmesi için,  varlığı olmazsa olmaz sistemler bütünü olarak görmek bana daha mantıklı geliyor...

Son Güncelleme ( Cumartesi, 05 Nisan 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans