Sosyal Güvenlik Reformu: Savunma ve Eleştiri Yazdır E-posta
Yazar Soner Hoca & Halit Yerlikhan   
Cuma, 21 Mart 2008

Soner Hoca, Sosyal Güvenlik Reformu ve Direniş adlı yazısında, bakın sosyal guvenlik reformunu nasıl savunmuş;

http://mr-mike-cartoons.adrianmeacham.com/images/social_security_the_sacred_cow.jpg
Hükümet, Sosyal Güvenlik açıklarına, ‘oy kaybı’ tehlikesine rağmen “dur” dedi ve reform yapma kararı aldı. Aslında başka seçeneği de yoktu zira para yok. Yani solcular merak etmesin, hiçbir zaman ‘devlet’ olarak adlandırdığımız aygıt, cebinde para varken ‘popülizm’ yapmaktan vazgeçmez. Eğer vazgeçiyorsa bilin ki para kalmadı.

Arkadaş durum kısaca şöyle ; bi şu anda çalışanlar var birde emekliler. 5 çalışan var, 10 tane de emekli var. Yani çalışanlar emeklileri karşılamıyor. Yani çalışanlardan kestiğin primlerle emeklileri doyuramıyorsun. E devlet ne yapıyor? Bu aradaki farkı borçlanarak karşılamaya çalışıyor. Açık böyle böyle büyüyor.

Sendikalar da reforma karşı, eylem yapıyorlar . Bir kere emekçileri düşünüyorsanız, “devlet bir şekilde para bulsun, sistem (açık) aynen devam etsin..” diyorsanız yine çelişkidesiniz. Zira açık bu şekilde devam ettiği sürece, açığı karşılamak için devlet ya borçlanacak, ya para basacak ya da vergileri arttıracak. Şimdi söyleyin bakalım bana, bu üç yol peşinden ne getirir? Enflasyon ve yüksek faiz. Sanırım sendikalar ve eylem yapan emekçiler enflasyonist finansal baskılardan uzak-korunaklı-ütopik diyarlarda yaşıyorlar. Çünkü bunun daha rasyonel bir açıklaması yok.

Halit Yerlikhan ise, sosyalist bir bakış açısıyla, yazıya, aşağıda karşı bir argüman sunmuş...

"

Yazar, ‘Yani solcular merak etmesin, hiçbir zaman ‘devlet’ olarak adlandırdığımız aygıt, cebinde para varken ‘popülizm’ yapmaktan vazgeçmez. Eğer vazgeçiyorsa bilin ki para kalmadı’, demiş. Bütün dünyada bu tarz yasaların geçiyor oluşunun da farkında olduğunu yazının son bölümündeki ‘direnişçiler Fransa’da da var, orada burada da’, şeklindeki tümcesinden anlıyoruz.

Tüm dünyada devletlerin son 10 seneye göre ekonomiye müdahale düzeyleri belirgin bir oranda, söz konusu dönemde artmadığına ve tüm bu (anti)sosyal güvenlik yasaları geçirme uğraşısı içerisinde olan ülkelerde müdahalecilik düzeyi farklı olduğuna göre, neden aynı anda tüm dünyada böyle bir eğilimin bulunduğu sorusunu Soner Hoca’nın yanıtlamamış olması, ilginçtir.

Liberaller, değişkenler arasındaki ilişkilerdeki nicel ve nitel değişimleri incelemek yerine, nicel ve nitel tüm değişkenler aynıymış gibi tüm an ve ülkelerde geçerli olacağı varsayılan bir takım ilke ve düzenlemeler üzerine konuştukları için, konuşulan toplumsal-tarihsel bağlam onların ilgisini asla çekmemiştir. Dolayısıyla Soner Hoca’nın yaklaşımında olduğu gibi, şartları göz ardı eden evrensel bireycilik çıkarsamalarından soyutlanarak, varılan tümdengelimsel ve ‘a priori’ argümanlar, tarih-dışı potansiyellerinden ötürü elle tutulur değildirler.

Sovyetler’in çöküşünün akabinde silahlanma oranlarının artışı yönünde atılacak adımların demokratik toplumlarda kitlelere açıklanmasının zorluğu, bütçe açıklarının ve spekülatif kaynak bulma çılgınlığının sınırlılığı ve yine Sovyetler’in çöküşüyle beraber gerçekleşmiş işçi sınıfının politik hattının bir on yıl, on beş yıl süresince dağılmış, parçalanmış olması, işçi sınıfının sosyal haklarına dönük politik saldırıları olanaklı kılmaktadır. Bunlara Soner Hoca’nın yazısında rastlamıyoruz.

Günümüzde kimi sol-eleştirmenler tarafından kapitalizmin ‘işin evrenselleştiği toplumsal düzlem’ (örnek olarak kimi Otonomistleri verebiliriz) olarak tanımlandığı çağımızda; nefes nefese bir tempoda çalışmaya çalışan, eğitimsiz ve kültür olanaklarına ulaşma araçları yer yer oldukça sınırlı olan halk kitlelerinin tercihlerinin, birileri tarafından nasıl manipüle edilebileceği sorunsalının en basitinden ‘pazarlama’ teknikleri olarak tanımlandığı açık.

Peki bu hükümete mali ve ideolojik ( talk-show programları ya da gazete yazıları gibi en basit araçları dahi gözünüzün önüne getirebilirsiniz) teknik ve taktiklerle destek vermesinin zorunlu olduğu büyük iş adamlarının kararlarından öte bir önemi ne derecede ifa etmektedir ‘popülizm’? Noam Chomsky’nin sorduğu gibi, ‘halkın tercihlerini kim belirliyor?’ sorusunun objektif yanıtı aranmalıdır.

Her nasılsa tüm dünyada para ‘bitiyor’, fakat hala ülkemizde lüks araba ithalatı cari açığın tüketim malları kategorisinde en büyük kalemi olmaya devam ediyor, askeri, ‘diyanet’e özgü harcamalar, plansızlık sonucu doğan yatırım koordinasyonsuzlukları dolayısıyla üretilip, satılamayan üretim fazlaları (daha çok Batı ekonomileri için geçerlidir) , servetin birilerinin elinde birikiyor olması ve bu birilerinin yatırım yaparken dahi getirim kapısı ‘faiz oranları’nı daima göz önünde bulundurduğuna değinmiyor da, varsa yoksa işçinin iki kuruş emeklilik maaşı Soner Hoca'nın gözüne çarpıyor.

Özelleştirmelerden söz açılınca, işsiz kalan işçilerin ‘bir anda’, ‘zaman koşulundan bağımsız ve azade bir biçimde’, artan tasarruf oranlarının sonucu yeni açılacak fabrikalarda iş bulabileceği argümanı, iş kapatmaları meşrulaştırırken, nasıl oluyorsa piyasa reformları sayesinde bir anda kaliteli sosyal hizmetler sunacak derecede ciddi bir artan üretkenlik sağlanamıyor! Peki, devlet harcamalarının kısılması ve sosyal hizmetler reformundan doğan bireysel harcama eksiğini hesaba katarsak, düşen toplam tüketim oranını göz önüne alan iş adamı, yatırım yapacak mıdır? İstihdam esnekliğinin azalmasını değil de, işçilerin ellerindeki ücreti sorun olarak gören bir zihniyet, kimin odunluğuna kömür taşıyor acaba?

‘Arkadaş durum kısaca şöyle; bir şu anda çalışanlar var birde emekliler. 5 çalışan var, 10 tane de emekli var. Yani çalışanlar emeklileri karşılamıyor. Yani çalışanlardan kestiğin primlerle emeklileri doyuramıyorsun. E devlet ne yapıyor? Bu aradaki farkı borçlanarak karşılamaya çalışıyor. Açık böyle böyle büyüyor’, diye devam ediyor Soner Hoca.

Fakat neden işgücüne katılım oranının, nüfus artıyor olmasına rağmen azalıyor olduğu Soner Hoca’ya göre bir sorun değildir, bilemiyorum. Yukarıda bahsedilen istihdam esnekliğinin azalıyor olması, ya da tüm dünyada makineleşmenin, neden insanın insan emeğinden tasarrufu yerine, kapitalistin işçi adedinden tasarrufu anlamına gelmek zorunda olduğu gibi konular Soner Hoca’nın derdi değil. Bütün dünyada silahlanma harcamalarının artıyor olması, Türk liberallerini sosyal güvenlik harcamalarına göre daha az tehdit ediyormuş gibime geliyor, aksi takdirde neden savaş karşıtı eylemlerde boy göstermedikleri sorusuna, lütfen liberallerimiz cevap versin.

Soner Hoca, ‘Sendikalar da reforma karşı, eylem yapıyorlar. Bir kere emekçileri düşünüyorsanız, “devlet bir şekilde para bulsun, sistem (açık) aynen devam etsin..” diyorsanız yine çelişkidesiniz. Zira açık bu şekilde devam ettiği sürece, açığı karşılamak için devlet ya borçlanacak, ya para basacak ya da vergileri arttıracak. Şimdi söyleyin bakalım bana, bu üç yol peşinden ne getirir? Enflasyon ve yüksek faiz.’, demiş. Allah, Allah! Cari açığı finanse etmek için faiz oranlarının yüksek tutulmasının kendisi sorun değil de, vergilendirmeden doğan sözde haksızlıklar ya da verimsizlikler önemli! 1950–1970 arası dönemden kapitalizmin altın yılları olarak bahseder Robin Hahnel ve açıkçası bu yüksek vergilendirme ve kamu borçlanmaları dönemi, kapitalizmin en yüksek düzeyde büyüme oranları yakaladığı dönem değil midir?

Sitesinin en tepesine, sağına ‘yoksullara duyduğu saf sevginin nişanesini’ yerleştiren Soner Hoca için, orada burada aldığı emekli maaşıyla oğlunu üniversiteye gönderebilmekten aciz kalan emekliler pek de önemli olmasa gerek. Kendisi üniversiteye giderken aldığı harçlığı buraya yazarsa – ki ben benimkini ve benim gibi özel üniversitede okuyan arkadaşlarımın aşağı yukarı harçlık düzeyini açıklayarak yardımcı olabilirim- , sorunu aslında neden anlamadığını tam olarak ortaya koymuş olacaktır…

NOT: Soner Hoca'nın kendisinin de yazı hakkındaki eleştiri, öneri ve yardımlarından yararlandım. Kendisi, 'lüks araba ithalatı' hususundaki bölümde yapmış olduğum elim bir hatayı düzeltmeme yardımcı oldu, kendisine teşekkürü borç bilirim :)

Kaynakça:

1- ‘Kalkınma Yeniden: Alternatif İktisat Politikaları Elkitabı’, Ha-Joon Chang ve Ilene Grabel, İmge Kitabevi

2- ‘Siyasal İktisadın ‘ABC’si’, Robin Hahnel, Ayrıntı Yayınları

3- ‘Tımarhane Ekonomisi İnsanlığa Karşı’, Cem Uzun, Antikapitalist Gazetesi Şubat 2008/Sayı 49

 

 

 

Son Güncelleme ( Cuma, 21 Mart 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans