Türbanla Göbek Atmak ve Geri Kalmış Sosyalist Paradigma Yazdır E-posta
Yazar Afşar Çelik   
Salı, 19 Şubat 2008
 
 Laiklik Cumhuriyeti Bekçileri Daima Nöbette

Şu anda bürokratik akıldaneliğin sol bekleri Mustafa Balbay ve Emin Çölaşan’ı seyrediyorum.

Tartıştıkları mevzulardan biri, sevgilileriyle el ele, kol kola dolaşan, kadın programlarına katılıp göbek de atan başörtülü genç kızların “anormalliği”.

Sayın Çölaşan bunu “ilginç” buluyor. Dillerine ne olduğun anlamadıkları bir” mahalle baskısı” terimini dolayıp memleket ahalisinin düşüncesinden habersiz yaşayan bu seçkinlerimiz hakikaten komik oluyor.

Madem sadece “gazeteci” olmak ile, “yazar” titri elde etmekle aklımız cari oluveriyor haydi biz de bir sosyolojik çözümleme yapalım.

Türbanla flört bir arada olur mu?konuya derhal fıkhî bir cevap verilerek: “Caiz değildir!” denebilir , bu bir cevaptır.

Buna mukabil, Türkiye’de ilk planda hiç çözemediğimiz bir yığın “çelişki” var.

Cumhuriyetin kurucusu liderin “Hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu” ifadesi sürekli göz ardı edilmektedir.

Türkiye ekonomide sosyalist olmadığını iddia etmekte fakat fiyat kontrollerinden, örgütlenmeye kadar ekonominin her sahasında yoğun bir devlet kontrolü yaşanmaktadır.

Bu çelişkilerin hepsinde devletin sopası belirleyicidir. Ama nedense hiçbiri dile getirilmez, dile getirilse de bir türlü “algılanamaz”.

Bu çelişkilerin hepsinde devletin sopası belirleyicidir. Ama nedense hiçbiri dile getirilmez, dile getirilse de bir türlü “algılanamaz”.

Bazılarımız cehaletle ilişkilendirse de ülkemizde İslâm, devletin sıkı endoktrinasyonu ve kısıtlamasına rağmen halk içinde “doğal bir itidal” içinde yaşanmakta. Cuma namazına gidip ertesi gün rakısını içen, dükkânını besmeleyle açıp kapayıp CHP’ye oy veren insanlarımız, kafasını kitaplardan kaldırabilen sosyal bilimciler için bakir bir inceleme sahasıdır.

Türbanla göbek atan kızımız kendini toplumun doğal bir parçası saymakta iken “gerilimden” bahsetmek saçmalamak olmuyor mu? Türbanlı bir kız erkek arkadaşıyla el ele dolaşırken bir yandan bunu yapabilecek hürriyetten istifade edebildiğini göstermiş olmuyor mu? Bunu yapan kızımız erkekle kadının birbirinden mevzuatın beton duvarıyla ayrıldığı günümüz şer’i rejimlerine benzemeyeceğimizin mesajını vermiyor mu?

Şimdi bazılarımız “ Canım bunlar,bütün türbanlıların kaçta kaçıdır ki?” diye sorabilir. Elbette medeni bir memlekette yaşasak bunun da çoktan istatistiği yapılmış olurdu ama acizâne kanaatim, bunların mevcudiyetidir, önemli olan.

Bir küçük akıl yürütmeyle toplumdaki bu ayrışma senaryolarının ardında, Marx’ın “sınıf bilinci” düşüncesine saplanan sosyalist yobazlığın yattığını düşünüyorum. “madem onlar dincidir, bilinçleri buna göre şekillenir. Gerici burjuva sınıfı kendi içi dinamiklerinden kaynaklanan, yalıtılma, tepkisellik ve üretim ilişkileri bağlamında çıkarlarını en iyi kollayacak, dinsel bir örgütlenmeye gitmek için..” gibisinden bir alay sosyoloji kılığı giymiş saçmalıkla insanları “üretim biçimi” denen anahtarla kurulan oyuncak bebekler, robotlar olarak gören geri kalmış solculuğumuzun fesadıdır başımıza gelen. Zıtların birliğinden bahsedip de Türkiye’de “yaşanan İslâm” gerçeğini anlamaktan aciz bu materyalist yobazlığın söylemiyle kendimizi anlamamız imkânsız.

Sabah programlarında, düğünlerde göbek atan, flört eden, yanlışa düşerken veya kalbini dinlerken başını örtebilen kızlarımızın okurken nende bu hürriyetten yararlanamadıklarını anlamak imkânsız. Onları “diğerlerinden” ayırmak ve “tehlikeli” görmek terbiyesizlik bile denemeyecek bir ilkellik.

Bırakalım, örtünmek dahil hayatlarına ait kararları kendileri versinler. Hangi fıkıh kitabında veya Marx’ın hangi risalesinde ne yazdığını naklederek aklımı susturmak isteyenlere cevabım da şudur: İnsan, doğruya ve yanlışa yalnız ve ancak kendisi karar verebilen canlıdır. Bana akıl verin ama yaptığınız “insan” için olduğunu söylemekten vazgeçin.

Son Güncelleme ( Salı, 19 Şubat 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans