Fikri Mülkiyet ve Atilla Yayla'nın Mahkumiyeti Yazdır E-posta
Yazar Ercan Erensayın   
Cumartesi, 16 Şubat 2008

[8 Şubat 2008’de Taraf Gazetesi’nde Yayınlandı]

http://images.pearsoned-ema.com/jpeg/large/9781405801591.jpg

“Adalet mülkün temelidir” sözü boşuna söylenmiş bir cümle değildir. Aksine, çok önemli bir gerçeği ifade eder: Adaletin, yani hukukun, hukuk devletinin temel işlevi mülkiyeti korumaktır. En geniş çerçeveden bakıldığında, mülkiyet bireye ilişkin her türlü sahipliği içine alan hayli kapsamlı bir kavramdır. Bir ticaret eşyasından, yaşam hakkına kadar her şey mülkiyetin bu tanımı içerisinde zikredilebilir. Bu anlamda sahip olduğumuz her şey hukukun teminatı altındadır, en azından öyle olmak zorundadır.

Fikri mülkiyet ise bireyin kendi fikir dünyasında inşa ettiği ya da tarihsel ve toplumsal tecrübeden faydalanarak oluşturduğu, sözlerden davranışlara ve dahi simgelere kadar her şeyi içine alabilen bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönüyle de fikri mülkiyetin kullanımı, yani ifade hürriyeti, adaletin güvencesi altındadır, böyle olmak zorundadır. Adalet dediğimiz şey, fikri mülkiyetin korunması ve ona zarar verebilecek her türlü baskı ve zorlamanın yasaklanmış olması demektir. Ancak, önemli bir düşünür olan Bastiat’ın da vurguladığı üzere, kimi zaman hukuk ve yasalar, adaletin işlevsiz hale getirilmesi ve bizatihi adaletsizliğin oluşturulması için dayanak oluşturabilmektedir. Prof. Dr. Atilla Yayla’nın da düşüncelerini açıklamaktan ibaret olan sözlerinden dolayı on beş ay ceza alması da bu türden bir adalet ihlalinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor.

Türkiye, son yıllarda önemli bir değişim geçirirken, küresel ve özgürlükçü dünyaya uyum sağlamaya çalışırken bir kesim de bu dönüşüm dalgasına karşı var gücüyle direnmektedir. Yayla davasında olduğu gibi, özgürlükçü bir devlet yapısının oluşturulmasından, işleyebilir bir sivil topluma kadar geniş bir vizyonu ifade eden bu yeni sürecin önü kesilmeye çalışılmakta; zorlama yorumlarla hukuk devleti kavramının içi boşaltılmaktadır.

Atilla Yayla’nın davası göstermektedir ki bu ülkede adalet mülkün temeli olmaktan ziyade, bir mülk ihlalcisi olarak araçsallaştırılmaktadır. Bu dava, Türkiye’nin diğer benzeri davaları ile bir araya getirildiğinde yaşanan sıkıntıların bir süre daha devam edeceğini kanıtlamıştır. Maalesef çağdaşlık ve adalet, düşünce özgürlüğünün var olduğu toplumlarda gerçekleşebilirken; yaratılan ortam, çağdaşlık ve adaleti özgürlükçü düşüncenin bir alternatifi gibi göstermekte ve hatta çağdaşlık düzeyini kimi fikirlerin ifade edilmesinin yasaklanmasına indirgemektedir.

Atilla Yayla’nın bırakın ceza almasını, buna yönelik bir davanın muhatabı haline gelmiş olması bile oldukça vahim bir durumdur. Birileri, çağdaşlık, adalet ve diğer birçok kavramın kisvesi altında, fikri mülkiyetin yağmalanması ve bu sayede kendilerine daha geniş bir alan yaratmak için hukuku kullanmaktadır. Kendi fikirlerini diğerleriyle yarıştıramayacak kadar fikirlerine ve kendilerine güven duymayan, entelektüel anlamda yıllarca hiçbir ilerleme sağlayamayan bir kesim, öyle görünüyor ki, daha birçok insan hakkının ihlaline neden olacaktır.

 

Son Güncelleme ( Cumartesi, 16 Şubat 2008 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans