|
Sayın Madenci,
21–22 Şubat tarihli ve “Liberalizm Türkiye’de neden işlemiyor” başlıklı, ayrıca 8 Nisan 2007 tarihli ve “Sosyalizm ve İnsanlık” başılıklı yazılarınızda liberalizm için çeşitli eleştirilerde ve suçlamalarda bulunmuşsunuz. Bir liberal olarak temelsiz ve sığ olduğunu düşündüğüm argümanlarınıza cevap verme ihtiyacı duydum.
21 Şubat 2007 tarihli yazıya başlarken liberalleri bilgisizlikle, okuduklarının ve Türkiye’nin tarihsel arka planını bilmemekle suçlamanız, sonrasında getireceğiniz argümanların kısırlığını örtmek için kullandığınızı düşünüyorum.
Yazıda, “Düşünsel açıdan en vahim tarafları ise savundukları liberal değerlerin evrensel olduğuna inanmalarıydı”. Tüm bireylerin birlikte yaşamalarını mümkün kılan değerler oldukları için evrensel olduğunu savunuyoruz. Tüm bireylerin doğuştan sahip olduğu temel haklar “hayat”, “hürriyet” ve “mülkiyet” hakları hiçbir otoritenin kanaatine bağlı değildir. Bireylerin kendi yaşayışlarının teminat altına alındığı adalet anlayışı, bireysel hakkaniyet ve bunun güvencesinin sağlanmasıdır. Liberaller, bireyin özgürlüğüne büyük önem verir. Birey başlı başına bir amaçtır. Hukukun üstünlüğü esastır. Yetkisi ve ekonomik müdahalesi itibariyle sınırsız devlet, Hayek’in ifadesiyle “bir çeteden farksızdır”.Voltairevari (Görüşünüzden nefret ediyorum, ama onu savunmanızı ölesiye sanunuyorum) insan hakları anlayışı ile alternatiflerine göre daha etkin olan ve insan doğasının ürünü piyasa ekonomisi, savunduğumuz evrensel değerlerdir.
Yazıda, “Zira devletin elini iktisadi hayattan çekmesi ve liberal yasaların meclisten geçirilmesi vasıtasıyla batı tarzı liberal bir düzenin kurulabileceği şeklinde ve son derece saçma sayılabilecek bir hayalin peşinde koşuyorlardı...” İnsanların refah seviyesinin devletin piyasadan çekilip serbestleşmesiyle artacağını savunuyoruz. Bunu uzun uzun anlatmaktansa örnek vererek açıklayabilirim. Dünyanın en serbest ekonomilerinin olduğu ülkeler aynı zamanda en zengin ülkelerdir(ABD, İsviçre, Singapur...). Serbestin aksi, kumanda ekonomilerinin olduğu sosyalist veya kumanda ekonomiler fakir ekonomilere örnek teşkil eder(Kuzey Kore, Küba, Venezuella). Bir yasayla hayat kurtarma eğilimi (Hayek’i okuduğunuzu varsayarak) liberallerde olmadığını bilmeniz gerek. Demokrasinin, savunduğumuz evrensel değerler olan temel haklarla çok sıkı denetimini savunmamıza “son derece saçma” diyerek siz saçmalamışsınız.
Türkiye’nin ve batının toplumsal yapısının farklı olmasından dolayı ülkemizde liberal düşüncenin savunulmasında yanlışlıkların yapıldığını yazmışsınız. Liberal düşünce bir tarafa, küreselleşmenin tüm dünyayı sardığı, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı enformasyon çağında, internetin ve taşımacılığın son derece hızlı olduğu şu küçük dünyada “özel toplumsal şartlar”ı öne sürmek komik değil mi?
Karşılaştığım sosyalistlerde, ideolojilerinin doğası olsa gerek, devleti tanrısallaştırma eğilimi vardır. Devlet öyle bir güçtür ki bütün gelişmelerin ve yeniliklerin sahibidir. Hem anadır, hem babadır diye tanrı rolünü biçtiğiniz devletin unuttuğunuz bir özelliği var. Devleti insanlar yaptı. İnsan icadı bir yapıyı hayatın her alanında olmazsa olmaz yapmak neden? Devlet, insanların sırtından beslenen ve bunun karşılığında hizmetler vereceğim deyip, hiçbir hizmeti tam veremeyen beceriksiz bir yapıdır. Yazınızda Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki koşulları anlatıyorsunuz devletin önemini kavratmak için. Dikkat etmeniz gereken önemli bir nokta var: Savaş ve savaş sonrası koşullar normal koşullarla karşılaştırılamaz. Girişimcilerimizin asla devletten bağımsız olmadıkları konusunda ciddi değilsiniz umarım. Bunu neye dayandırarak iddia ediyorsunuz? Geçmişi bırakalım şimdiye bakarsak, devlet girişimciye direk olarak para yardımı mı sağlıyor yoksa aldığı haracı(vergiyi) azaltıp önlerini açarak mı girişimciye “yardımcı” oluyor.
Yazıda, “Türkiye’de liberalizmin yerleşmesinin engellerinden biri de, birey olamamaş, bunun bilinç değerine erişememiş halkın her başı sıkıştığında otoriteye sığınma hasretidir” Tespit doğru fakat bunun sebebi sadece devlet değil diyerek altını doldurmamak, “gerçek”ten kaçmaktır. Halkın bu şekilde uyu(ş)masını sağlayan organizasyon, devlettir. Devleti hem ana hem baba yapıp bireylerin bireyliğinin farkında olmamasından şikâyet etmek çok abes kaçmış. Evrensel olmadığını öne sürdüğünüz liberal değerlerden insan hakları, piyasa ekonomisi ve özel mülkiyet kavramları, bireyin kendi varlığının ve buna binaen kendi öz haklarının farkına varmasını yetecektir. Toplumun hakkı olanı “almaya” değil, bunun “bahşedilmesi”ne alışmış olmasını bilinç eksikliği olarak görüyorsunuz. Okullara toplanıp öğrencilerin beyinlerine kopyala-yapıştır yapılmıyor mu? Ama hâlâ bilinçsizler. Demek ki devletin manipülasyonu işe yaramıyor. İnsanları tembelleştiren, fakirleştiren, birey olma kavramına yabancılaştıran “tutun bırakmayın” sistemindense medeniyetlerin bugünkü zenginliğine ulaşmasını sağlayan serbest piyasa ekonomisi çok daha iyidir.
Kemalistlerin yaptığı tepeden inmeciliğin AB’ye giriş sürecinde liberaller tarafından yapıldığını, AB’nin zorlaması ile toplumda bir takım dönüşümlerin dikte ettirilerek gerçekleşebileceğini umduğumuz belirtiliyor. İfade özgürlüğünü genişletmek, demokrasiyi genişletmek, askeriye üzerinde sivil hâkimiyeti sağlamak, sistemin şeffaflaştırılması, sivil hâkimiyetin sağlanması konularını “ülkelerin özel şartları vardır, Türkiye’nin tarihi başkadır” tarzı saçma sapan nedenlerle bunlara tepeden inmecilik veya dikte ettirme denilemez. Bu değerleri yalnızca sanayi toplumlarının anlayabileceğini ve uygulayabileceğini sanmak akıl kârı değildir.
Liberallerin zaman zaman ittifak kurduğu bazı kesimleri “eski” veya “geri” olarak nitelendirilmesi ve bu “gelenekselliklerin” liberalizmin hâkim olduğu bir sanayi toplumunda belirleyici olmaları söz konusu olamayacağını savunmak liberalizmin mantığını anlamamaktır. Belirleyici derken sosyalizmdeki gibi toplum mühendisliği gibi bir şeyi demek istediyseniz, kusura bakmayın liberalizmde devletin insanları manipüle hakkı yoktur. Herkes kendi hayat tarzını yaşarken neyi belirliyorsunuz ki? Eski, yeni, geleneksel, modern, dinci, bağnaz veya her ne olursa olsun, tüm bu cemaatler ve bireyler hayat tarzları kimsenin kanaatinde olmayan birimlerdir. Liberaller, bireylerin birbirlerinin özgürlük hududuna saygı göstererek yaşamalarını savunur. Cemaat üyesi kişinin “biz” kavramından kurtulup “ben” kavramına ulaşamayacağını söylemek önemli noktaların gözden kaçırıldığı analamını taşıyor. İki insanın birbiriyle arkadaşlık kurması bile cemaate örnek verilebilir. “Biz” ilişkilerini kurmak “ben” kavramının yok olduğu anlamına gelmez. Ayrıca birey “biz”li ilişkileri hayatının her alanına yaymak istiyorsa onun seçimidir. Liberallerin kolektivistler gibi herkesin liberalizmi savundurtmak, herkesi liberal yapmak gibi bir derdi yoktur. Liberalizm bireylerin seçimlerine, inançlarına, hayat tarzlarına müdahale etmez. Her ne sebeple olursa olsun özgürlük kapsamında yapılan herşey mübahtır. Bu noktada en büyük tehdit olarak gördüğü devletin sınırlandırılmasını savunmaktadır.
Yazıda, “Türkiye’deki liberal camianın toplumdaki güdük ve etkisiz hâli düşünüldüğünde, liberal değerlerin yayılıp toplumun temellerinin altını oyması gibi bir tehlikenin mevcut olmadığı rahatlıkla söylenebilir”. Madem bu kadar etkisiz ve güdük bir camia var, neden hakları çiğnenen insanlar liberalizme sarılıyorlar? Dünya ekonomilerinde hangi felsefenin ürettiği ekonomik politikalar başarılı oluyor? (bu politikalar sosyalizmin kesinlikle değil) Liberal camianın entellektüelleriyle diğer taraflardan birisi karşı karşıya geldiği zaman neden sırtı yere gelmiyor ve neden kimse entellektüel anlamda liberallerle başa çıkamıyor. Ekonomistler neden “takmıyor“ sosyalizmin tezlerini?
Liberalizmin Türkiye’de gelişmesinin zorlukları nelerdir? Cevaplayayım.
Türkiye’de liberalizmin en büyük düşmanı mili eğitim kurumudur. Daha kendini tanımayan çocuklara bünyesine aykırı olan, hemen sindiremeyeceği kavramlar dayatılıyor. Ayrıca kendi mutluluğunu araması vatan için, millet için ikinci plana kaydırılıp, fedakârlık (paranı bana ver) yapması gerektiği anlatılıyor. Öğretmenlerin de solculuğu yüceltmesi buna eklenince körpe gençler ne yapsın. Tabi bundan nemalananlar var olduğu için böyle yapılır. Devlet mekanizmasını elinde bulunduran kesim, dini duyguları sömüren kesim, milliyetçi ve solcu kesim... Çocukların beyinleri liberalizme karşı öyle bir yıkanır ki, kendini düşünen çocuk suçluluk duygusu taşımaya başlar. Dünyaya baktığımızda da durum aynıdır. Mesela, komünist liderler hep zengin çocuğudur. Türkiye’de liberalizm için en vahim durum, insanların kendi mutluluğunu araması karşısında müthiş güçlü bir propagandanın olmasıdır. Bu propaganda karşısında liberal olmak öyle kolay bir olay değildir... Bir liberalin güzel bir cümlesi aklımda kalmış: “Solcu olmak, eşitlik istemek kolaya kaçmaktır. Oysa bir liberal gücünü kendisinden alır. Onun ihtiyacı herkese eşit uzaklıktaki hukuk kurallarıdır”.
Devamı, bir sonraki yazıda...
|
|
|