|
[ Üniversiteler
açıldı… 3H olarak eğitim konusunun üzerine gitmeye devam ediyoruz… Ben yozlaşmış
Türk eğitim sisteminin sosyal boyutundan çok ekonomik boyutuyla ilgileniyorum…
Daha önceden Siyasal.Org sitesinde kaleme
aldığım “Parasız Eğitim Yalanı” başlıklı yazımı güncelleyerek, 3H gündemine
yeniden taşıyorum… ]
İstanbul’da 1.5 milyona yakın öğrenci
yaşaması, öbür taraftan, Anadolu’ya baktığımızda, 200-300 km yakınında
üniversite olmayan yerleşim birimlerinde yaşayan yüzbinlerce öğrenci. ülkemizde
yaşanan sosyal adaletsizliğin ne derece uç bir boyutta olduğunu apaçık
gösteriyor. Devlet, kaynaklarını adaletsiz bir şekilde dağıttığı sürece,
kişilere fırsat eşitliği yaratması beklenen en büyük aygıt olan sosyal
devlet’in aslında fırsat eşitsizliğini daha da büyüten bir canavar olduğunu
farketmek çok da zor olmayacaktır. Zaten ülkemizdeki eğitim sistemi ve
olanakların adaletsiz dağılımı da bu çarpıklığa verilebilecek en güzel örnektir
ve çözüm kesinlikle devleti bu konuda daha yetkisiz kılmaktan geçmektedir.
Şahsi düşünceme göre, parasız eğitim gibi
bir şey yoktur. Devlet’in verdiği her hizmet şu veya bu şekilde bizim
cebimizden çıkmaktadır ve sandığımız gibi bu maliyet çok da ucuz değildir.
Devlet’in eğitim hizmeti için küçük bir araştırma yapacak olursak, Türkiye
bütçesinin toplam %11’inin toplam ekonomi büyüklüğümüzün %5’inin
de eğitime gittiğini görmekteyiz.(1) Bütçe
gelirlerinin %90’ının vergi gelirlerinden oluştuğunu düşünürsek, basit bir
hesapla ödediğimiz vergilerin %10’u eğitimimize ayrılmakta.(
(% 11) * (0,9)= (%10) ) Düşünün, aldığınız her mala aslında 10 lira vergi
öderken, siz devletten alacağınız eğitim için 11 lira vergi ödemektesiniz.
Aslında bu sizin alımgücünüzün %3,5 ( Türkiyede toplam vergi
yükü= %35--> (%35) * (0.1) = (%3.5) ) dolayında arasında
azalması demektir ki, bir kişinin gelirine her dönem %4’üne kadar el
konulması büyük bir kesintidir ve o kişinin geçimine ciddi bir yük teşkil
etmektedir.
Biz devletin eğitiminden ne kadar memnun
olmasak da, eğitimden doğan ek maliyet, dolaylı vergiler yoluyla bizden
çıkarılmaktadır ve aslında bir şekilde devletin bize getirmiş olduğu bu yük
bizden zorla tahsil edilmektedir. Kaldı ki devletten eğitim almak istemeyen
insanların da gelirlerinde bir şekilde bu tarz kesintiye gidilmesi, devlet’in
gelir gaspında bulunduğunun apaçık bir kanıtıdır.
Öte yandan, gelirlerimizden kesilen bu
ödenekler ile, kaliteli bir devlet eğitimi verilse, yapılan bu zoraki
kesintileri “ülke iyiliği” adına hoş görmek mümkün olabilir. Ama ne yazık ki,
ülke eğitim sistemimizin içinde bulunduğu içler acısı durum, bizlerin cebinden
çıkan paralara acımamıza daha da fazla neden olacak bir durum teşkil
etmektedir. Dünya genelinde ilk 500’e giremeyen üniversitelerimziden tutun
da, verilen berbat lise eğitiminin yeterli olmadığı saçma universite
sınav sistemi ve dersanelerde israf edilen milyar dolarlık kaynaklar, yozlaşmış
eğitim sistemimizin aslında hiç bir halta yaramadığının en büyük ispatları
olarak gözükmektedir.
Üniversitelere biraz daha
odaklandığımızda, neden bu kurumlarımızın dünya sıralamalarına girmediklerini
kolaylıkla anlayabiliriz. Okula uğramadan sadece sınavlara girerek bu
okullardan mezun olan öğrencilerin ya da bir dönemde 10’a yakın
bütünleme ya da ikmal sınavına girerek sınıf atlayabilen üniversite
mezunlarının varlığı ne yazık ki, bizim eğitimde bir arpa boyu kadar
ilerleyememizin nedenlerini anlamamız için yeterli gözükmektedir. Okula
gitmeden ya da 10 dersi bir sınavda vererek okuldan mezun olmak, sadece diploma
ustunde mezun olmaktır. Sonradan, nice universite mezunumuz işssiz dolaşıyor
gibi haberleri duyunca ülke ekonomimize kızmaktayız ama sanırım kızılması
gareken esas nokta, universitelerimizin öğrencilere yeteri kadar kabiliyet veya
beceri kazandırmaktan aciz eğitim program ya da olanaklarına sahip olmalarıdır.
Amma velakin, yukarda bahsettiğimiz
niteliksiz eğitimden geçen her öğrencinin devlete olan maliyeti, Devlet
Planlama Teşkilatı’na göre (2) , 3000
dolardır. Yani bir öğrencimizin okula gitmeyerek yapmış olduğu her tembellik,
bizlerin cebinden ekstradan 3000 dolar çıkmasına sebep olmaktadır.
Eğitim sistemimizin çarpıklığını
gözlemleyebildiğimiz bir diğer hadise ise, dersanelere öğrenci velileri
tarafından ayrılan bütçelerdir. Dershane sektörü’nün büyüklüğü şu an
Türkiye’de 9 milyar doları bulmuştur(3). Bu
rakamın , kayıtdışı yapılan özel dersler ile birlikte 15 milyar doları bulduğu
tahmin edilmektedir. Her sene üniversite sınavına 1.5 milyon insanın girdiğini
hesap edersek, kişi başına düşen toplam dershane masrafı 10.000 dolardır ki,
eğitim sistemimizdeki bu çarpkıklık, karşı karşıya kaldığımız bir başka masrafa
işaret etmektedir.
Gördüğünüz gibi, devlet eğitiminin yol
açtığı kalitesizlik ve yozlaşma, nihayetinde bizlere 3000 dolar dolaylı ( kamu
bütçesi yoluyla) ve 10.000 dolar da doğrudan yapılan
harcamalar ile (dershanelere yapılan harcamalar yoluyla) senelik 13.000 dolara
mal olmaktadır. Yani sanıldığı gibi, devlet, ayrıntılarını düşünmediğimiz en
kaba hesapla, bize bedava verildiğini sandığımız eğitimi 13.000
dolara mal etmektedir.
Bu rakam, Türkiye’de bir özel üniversiteye
verilecek olan paranın çok daha üstünde olan bir mebladır. Türkiye’de özel
üniversitelerden alınan ÖTV gibi vergilerin kaldırılması ve özel
üniversitelerin daha çok açılarak teşvik edilmesi ve nihayetinde rekabete
zorlanması, eğitim maliyetlerini düşürecek ve Türkiye’de şu an aylık 5000
ile 10000 dolar arasında değişen senelik eğitim ücretleri daha da
azalarak, daha çok insanın bu kurumları tercih etmesine vesile olacaktır
Aslında, Türkiye’de %5 olan
eğitim harcamalarının GSMH’ye oranı, dünyadaki diğer ülkelere baktığınızda
yüksek bir oran olarak gözükmemektedir. Esas sorun, özel eğitim harcamalarının
GSMH’ye olan oranındaki düşüklüktür. Özel eğitim harcamalarının toplam ekonomideki
payı %0.5’i bile geçememektedir ki bu oran OECD ülkeleri arasındaki en
düşük rakamalrdan bir tanesidir. (4) Özel eğitim kurumlarının
devlet içindeki payı mutlaka arttırılmalıdır ve devlet’in eline yüzüne
bulaştırdığı bu misyon bir an evvel özel kurumların eline
devredilmelidir.
Yukarda bahsedilen sebeplerden de
görüldüğü üzere, İstanbul’da ve, zaten yeterince kaliteli eğitim de veremeyen,
bütün büyük şehirlerdeki bütün devlet üniversiteleri özelleşmeli ve o
üniversitelerden kesilen kaynaklar, insanların 11 yıllık temel eğitim
ihtiyacına ve Anadolu’da özel girişimin teşebbüs etmeyeceği yerlere üniversite
açmaya ayrılmalıdır. Böylelikle, hem kişilerin 18 yaşına kadar daha kaliteli
bir eğitim hizmeti almaları sağlanarak, şimdikinden daha etkili bir fırsat
eşitliği yaratılmış olunacak hem de Türkiye’de sadece belli yere kümelenen
olanaklar, anadolunun en ücra köşesine de uğrama şansı bularak, ülkedeki
sosyo-ekonomik adaletsizliğin önüne geçilecektir. Ayrıca anadoluyu eğitim
açısından İstanbul’a göre daha cazip kılmak, öğrencilerin İstanbul’da pahalı
bir eğitim yerine, şimdikinden çok daha kaliteli devlet okullarında daha ucuza
eğitim için tercihlerini anadoludan yana kullanmalarına vesile olacaktır.
Referanslar:
(1) Eğitim Sen, 2007
Bütçesi, Halkın ve Eğitimin Sorunlarını Çözmekten Çok Uzaktır!
(2) Devlet
Planlama Teşkilatı, Temel Ekonomik ve Sosyal Göstergeler
Bölüm 8
(3) Türk.Internet.Com
Eğitim Portalı
(4) OECD,
Türkiye için Istatisiki Bilgileri
|
|
|