| Liberal Düşünce Nedir, Ne Değildir? |
|
|
| Yazar Alper Akalın | |
| Cuma, 18 Mayıs 2007 | |
|
Liberalizm’in Türkiye’deki durumunu tartışmadan önce kendisinden kısaca bahsetmekte yarar var. Zira, Türkiye’deki eksikliğinden bahsediyorsak, ortada büyük ölçüde bilgi noksanlığı olduğu durumunu da göz önünde bulundurmamız gerekir.
Liberalizmin Temel İlkeleri Liberalizm, modern iktisadi ve siyasi teorilerin en eskilerinden bir tanesidir. Klasik liberalizmin temel unsurlarını şöyle sıralayabiliriz;
1- Her türlü kollektivizme karşı olan bireycilik; Bu unsurları biraz açıklamakta yarar vardır diye düşünüyorum…
Bireycilik: Liberalizm, “toplumun iyiliği” ya da “kamunun çıkarı” gibi kollektif bütünlüklere atfedilen kavramların ne olduklarının çoğu zaman belirsiz olduğuna inanır. İyilik, bireylerin iyiliğidir. Muğlak ve nasıl belirleneceği belli olmayan “ortak iyi” için bireyin kurban edilmesi düşünülemez…
Bireysel Hak Ve Özgürlükler: Özgürlük, diğer teorilerde belirtildiği gibi, bireylerin özgür olmaları için, devletin bir takım müdahalelerde bulunması ve böylelikle toplumsal yaşayışı düzenleme görevini üstlenmesi gerekliliğini getiren bir kavram değildir. Ya da bir başka deyişle, özgürlük “sınıflar” adına belirlenmiş bir takım “rasyonel” hedeflerin izlenmesi adına sürü halinde hareket etmek de değildir. Özgürlük, bireyin, dışardan gelen keyfi bir zorlama olmaksızın, serbestçe hareket edebilmesidir. Özgürlükte esas olan şey “birşey” sağlanması değil, onun dış baskı ve zorlamalara maruz bırakılmamasıdır. Düşünce ve İfade Özgürlüğü, Mülk Edinme Özgürlüğü; ekonomik ve siyasal anlamda ilk akla gelen özgürlük çeşitlerinden yalnızca birkaçıdır.
Serbest Piyasa Ekonomisi: Piyasa ekonomisinde herkes kendi adına davranır; fakat kendi ihtiyaçlarını elde etmek için uğraşan bireylerin eylemleri aynı zamanda diğer insanların ihtiyaçlarını gidermelerine hizmet eder. Bu karşılıklı yarar için işleyen sistem piyasa tarafından yönetilir. Piyasa düzeninin işleyişinde zorlamanın yeri yoktur. İnsanlar istedikleri şekilde işbirliği yapıp yapmamakta yahut birbirleriyle ilişkiye girip girmemekte serbesttirler. Bir zorlama aracı olarak devletin görevi de piyasaya ve bireylerin piyasa tarafından yönlendirilen faaliyetlerine müdahalede bulunmak değildir. Aksine, bireylerin, piyasa ekonomisinin korunmasına ve düzgün işlemesine zararlı olacak eylemlerini önlemektir.
Hukukun Hakimiyeti ve Sınırlı Devlet: Bunlardan ilki bireylerdir. Bir bireyin, başka bir bireye zor unsurunu kullanması durumunda, mağdur bireyin korunması, ancak hukukun üstünlüğü ile mümkündür. Hukukun hakimiyetinin sınırlığı olduğu alanlarda, liberalizmin temlede savunmuş olduğu hak ve özgürlüklerin ihlali kaçınılmaz olacaktır. Bununla birlikte, insan haklarını ihlal edebilecek ikinci ve üstelik birincisinden daha da tehlikeli olan varlık devlettir. Sınırlandırılmamış, kurallara bağlanmamış bir devlet, insanın özgürlüğüne en büyük tehdittir. Bu bakımdan, liberalizmin öngördüğü devlet, vatandaşlar üzerinde sonsuz otoriteye sahip olan, onlardan ayrı ve üstün bir varlığı bulunan devlet değildir. Devlet, temelde insan içindir, bunun aksi düşünülemez. Türkiye’de Liberalizm Liberalizmi özetle anlattıktan sonra, Türkiye’deki geçmişine kısaca bakabiliriz. Türkiye’de liberalizm düşünce olarak Prens Sabahaddin veya Mehmet Cavid Bey gibi düşünce adamları tarafından benimsenmiş olsa da , ideolojinin pratik anlamda somutlaştığı ilk zamanları Demokrat Parti yıllarında görebilmekteyiz. Tam anlamıyla liberalizm olmasa da, çok partili siyasi sisteme geçiş ve özel teşebbüslerin arttırılması gibi gelişmeler ile liberalizmin ancak birer ufak pırıltıları yaşanmışsa da, bu yıllarda ülke savaş yıllarından sonra yeniden kalkınmaya başlamıştır. 1960-1980 yılları arasında yaşanan iki darbe ve bir muhtıra, ülkenin demokrasi yaşamına büyük zararlar vermiş ve bu yıllarda istikrarlı ve özgürlükçü siyasal veyahut ekonomik geişmelerden bahsetmek neredeyse imkansız olmuştur. Türkiye’de liberalizm deyince akla gelen ilk politikacı şüphesiz Turgut Özal olmuştur. Özal’ın 80’li yıllarda dünyada yaşanan neo-liberalizm rüzgarını Türkiye’ye yönlendirdiği su götürmez bir gerçektir. Gerçekten de, ekonomik anlamda uygulamış olduğu politikalar, halkın refah seviyesinde bir takım iyileşmelere mahal vermiş ve Türk halkı yaşadığı onca siyasi ve askeri baskı ve ekonomik zaruretten sonra, özgürlüğün tadına Özal sayesinde biraz da olsa varabilmiştir. Ama, Özal’ın liberalizmi tam anlamıyla yaşatamadığı veya Türk siyasi hayatında içselleştiremediği de çok açıktır. Bunun nedeni de, yazının başında da belirttiğimiz gibi, liberalizmin salt ekonomik bir argüman olmaması ve kendisinin siyasi ve hukuksal boyutunun da göz ardı edilmemesi gerçeğidir. Şöyle ki, eğer Özal yapmış olduğu ekonomik reformları, siyasal ve hukuki zeminlere de taşıyabilseydi, liberalizm şu an 1990’lı yıllarda çıkan ekonomik krizlerin sorumlusu değil, müreffeh ve istikrarlı bir ülkenin asli bir unsuru olarak bilinecekti. 1994 ve 2001 krizlerinden sonra, para politikalarına yeniden önem verilmesi, bir takım kurumların özerkleştirilmesi yahut devlet işletmelerinin özelleştirilmeye başlanması, yeniden liberal kıvılcımların ülke içinde yanmış olduğuna dair sevindirici işaretler olarak görülebilinir. Ama liberal zihniyet, bu ülkede kendini düşünce ve ifade hürriyetinde, hukuka olan güvenin korunmasında veyahut gelişimi engelleyen bürokratik zihniyetin kırılmasında da kendisini gösterebilmelidir. Sonuç Hali hazırda yukarda bahsettiğim ilkelere sahip çıkacak yahut saydığım sorunlara liberal perspektiften çözüm arayacak herhangi bir siyasi geleneğin olmaması düşündürücüdür. Bizim de zaten bu oluşumu kurmamızın en temel ve en uzun vadeli amaçlarından bir tanesi de, halihazırda yaşamış olduğumuz ya da ilerde karşılaşacağımız problemlerin çözüm yollarının aslında hiç de zor olmadığını, liberalizmi bireyler arasında benimsenmesini sağlayarak gösterme isteğimizdir. Özgürlüği benimsemiş herkesin ofisimizi takip ve ziyaret etmesi dileğiyle… |
|
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 17 Kasım 2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Liberalizm, gelenekselleşememiş ya da tam anlamıyla kavranamamış bir ideoloji olarak Türk siyasi tarihinde, bir türlü hakettiği yerini alamamıştır. Peki, küreselleşmenin ne denli yoğun olarak yaşanmakta olduğuna hep beraber şahit olduğumuz bu bilgi ve iletişim çağında, Kıta Avrupası’nda ve Anglo-Sakson Dünyası’nda bu kadar popüler olan ve bahsettiğim coğrafyanın iktisadi, siyasi ve sosyal anlamda gelişmesinde en temel rolü oynayan bu düşünce sistemi nasıl olur da Türkiye’nin siyasi sahnesinde başrolde olamaz?? Acaba, liberalizmi bizler mi abartıyoruz yoksa ortada Türkiye’li siyasi aktörlerin farkında olmadıkları büyük bir cehalet mi sözkonusu??