| Gandi Kemal'in Gerçekle İmtihanı |
|
|
| Yazar Kürşat Çetinkoz | |
| Cumartesi, 22 Mayıs 2010 | |
|
Geçmişi yöneticilik başarılarıyla dolu. SSK’nın başında bugünkü iftihar edilecek hale gelmesinde büyük bir liderlik örneği göstermiş bir kişilik kendisi. Sonra CHP’de Grup başkanvekilliği döneminde ne büyük kıvrak zeka sahibi olduğunu, sorunlara nasılda muhteşem çözümler üretebildiğini göstermiş bir kişilik. Hele hele yolsuzluk bulmaktaki başarılarıyla bana devleti ne kadar iyi yönetebileceğini gösterdi. Zaten iyi bir başbakandan benim beklediğim özelliklerin başında muhalefetteyken düellolarla iktidarın yolsuzluğunu göstermesidir. Ha sorunlara falan çözüm üretmesine gerek yoktur. Yani kemikleşmiş sorunlar hakkında bugüne kadar tavşan şeysi gibi herhangi bir şekilli fikir ifade etmemiş olması benim için önemli değildir. Bir belediye başkanlığı adaylık süreci vardı ki. Benim aklımda çizmeleri giyip İstanbul’un sorunlarına çözüm araması, istanbul’u nekadar iyi tanıdığını anlatmaya çalışırken aslında pek bi şey bilmediği kanaatini yaratacak şeyler söylemesi ve “bu üçlü çok güçlü” demesi kalmıştır. ( Üçlüden biri de Gürsek Tekin’di. Hatırlamayan arkadaşlar için hatırlatayım. Hani Ana haber bültenlerinden birinde veteran güreş milli takım oyuncularımızdan CHP eski genel başkanı taa Menderes’ten beri muhalefet olan Sayın Deniz Baykal’ın görevinden istifasını duyunca ağlayan il başkanı abimiz. Sonra yanına gidip Aday ol dediydi de ilk aday çıkınca 180 derece çark ettiydi. Sanırsam onlar da sevinç göz yaşlarıymış… ) Kılıçdaroğlu’na dönelim biz. Kendisinin hayran olduğum özelliklerine örnek veriyordum. Son olarak Dersim konusunda aslan bir çıkış yapıp daha sonra parti ahlakı gereği geri vites takışıyla (şövalye duruşuyla) benim kalbimde ayrı bir yer edindi Gandi Kemal. İşte birisi bana kemal Kılıçdaroğlu’nun liderlik vasıflarından falan bahsettiğinde hatta oy vereceğini söylediğinde bana bu yukarıdakileri söylüyor aslında. Benim kafam da Kılıçdaroğlu dendiğinde bazı soru işaretleri oluşuyor. Misal, Dersim konusunda gördüğümüz cesur çıkışlarında devam edebilir mi acaba kendisi? Yani daha Genel başkan olmadan partinin ulusalcı hassasiyete sahip tabanından gelen tepkilerden dolayı geri vitese takmıştı. Ki o zaman kaybedecek pek bi’şeyi de yoktu. Şimdi kaybedecek bir adet genel başkanlık makam odası var. Hem de CHP’nin akıllı binasının bilmem kaçıncı katında. Odanın bir de 24 saat sıcak su akan kendi duşu var. Öyle küçümsemeyin. Düellocu Melih Gökçek Ankara’da su bırakmadığında Güreş milli takım kaptanı Baykal o duşta gusül aldıydı. Baykal o oda sayesinde pis gezmekten kurtuldu, Kılıçdaroğlu da o oda sayesinde ana muhalefet lideri oldu. O odayı kaybetmek istemez. Her ne kadar gençliğinin baharında olsa da bugünden sonra kaybettiği ilk kongrede artık yazlığında anılarını yazmak zorunda kalacağını unutmamak lazım. CHP’nin tabanını biraz düşünelim. Ergenekon, darbe, Kürt açılımı, anayasa değişiklik süreci ve benzeri konulardaki tutumu göz önüne alalım. Evet bu taban şimdi Kılıçdaroğlu’nun arkasında görülüyor ama onların gerçek anlamda “Gandi”yi desteklediklerini sanmıyorum. Onlar Kılıçdaroğlu’nun arkasındaki mevsim rüzgarlarını seviyor. Mevsim rüzgarları geçicidir. Mevsim değişi yok olur. Ben tabandan kimsenin daha çok özgürlük talebi olduğunu sanmıyorum. Kemal bey dahil kimsenin hantal bürokrasiyle mücadele beklentisi olduğunu sanmıyorum. Hiç birinin uluslar arası ilişkiler temelinde reformist bir adıma hazır olduğunu sanmıyorum. Hatta Kemal Bey çıksa Dersim olayının yıl dönümünde Dersimde öldürülen vatandaşlarımızı rahmetle ansa acaba o taban onu neyle anar? Kemal bey de bunları görecek kongre sonrasında. O başkanlık masalarının iki tarafı vardır. Bir başkan tarafı, bir konuk tarafı. İki yanı da adamın içini yakar. Sorsanız aslında masanın hep öbür tarafı daha rahat görülür. Kemal bey ilk bunu fark edecek. Şimdi anketler yapılacak CHP’ye oy veririm diyenler yeni bir umut artacak %30 küsür olacak diyelim.İstanbul’da gol bulmuş Anadolu takımı gibi bu oranının üstüne yatma eğilimi olacak CHP yeni yönetiminde. Ama emin olun o oranın altında bir oy alacak Kılıçdaroğlu önderliğinde CHP. Günler geçtikçe tabanla rüzgar arasında sıkışacak yeni başkan. Rüzgar daha ilerle diyecek. Avrupa tipi sosyal demokrasi diyecek. Özgürlük de diyecek. Kürt Sorunu de diyecek, eşcinsel hakları de diyecek, darbeye hayır de diyecek. Kıbrıs sorununa çözüm öner diyecek diyecek diyecek. Ağzını açar gibi olduğunda taban sıkıştıracak onu. O zaman kaybedecek bi’şeyi olan Kılıçdaroğlu ne yapacak sizce. Orada bu üçlü çok güçlü demek işe yarayacak mı? Ya onu bırakında elimde AKP’li bir bakanın çok şok bi yolsuzluk dosyası var ben size onu gösteriyim dese sorular baştan savılmış olacak mı? Geri vitese takarsa rüzgar azalmayacak mı? Takmazsa taban desteği aynı kalacak mı? Unutmayın delege de partili de Baykal’ı seçen delege, Baykal’ı savunan partili. Kılıçdaroğlu, Baykal’a karşı aday olmuş da değil. Hatırlayın Baykal varken “Başkanlığa aday mısın?” dendiğinde nasıl konuyu başka noktalara çektiğini. Kılıçdaroğlu tek şarkıyla ünlü olan bir popçu gibi kimse ondan uzun vadede büyük bir senfoni beklemesin. Hayal kırıklığına uğramayın diye uyarıyorum. |
|
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 22 Mayıs 2010 ) |
| Sonraki > |
|---|



Yorumlar
İnsanların ölümünü patronların kar amacı adına legalleştiren sistem faşizmdir..
Bold yapmak istedim ama olmadı..: )
Bilmiyorum liberal filozoflar nasıl bakıyor ama ben şöye bakıyorum: İş güvenliği konusunda evrensel güvenlik standartları, ilgili iş kanunlarına girebilir; devlet hukuksal sınır belirleme konusunda burada bir müdahalede bulunabilir.
Güvenlik ve ücreteler, negatif ve pozitif özgürlük gibiler. Birisi objektif, diğeri ise subjektif bir norm. Yani birisi devletin korumakla mükellef olduğu; diğeri ise tarafların uzlaşması ile ulaşılacak bir durum. Yani kimsenin canına kastedemezsin ama istediğin para ile adam çalıştırma özgürlüğün sonuna kadar var.
Bu yüzden asgari ücrete karşıyım ama azami can güvenliğine evet diyorum:)
Özel Mülkiyet karşıtı değilim. İtiraf edeyim, bu hakkın sınırlarının olmalı derim, ama özel mülkiyet de olmalı derim.
Yakın olduğum bir siyasi görüş var, izninle bunu yazmayacağım. Ama ben çözümlerin hep ortada olduğunu düşünürüm, uçlarda değil. Bu çözümlerin de uzlaşarak, iki ucun farklı noktalarındaki insanların bir arada bulması gerektiğini düşünürüm. Yani aslında tek çözüm yoktur, aynı toplum farklı zamanlarda farklı bir çözümün en iyi yaşama yolu olduğuna karar verebilir.
Bunun dışında yazdığın yorum benim için yeterli. Karşımdaki kişinin görüşü netleştiğinde, ben de ifade etmek istediğimi ifade etmişsem, zaten bence tartışma faydalı şekilde sona ermiştir. Sonuçta fikir tartışmalarının uzlaşma ile bitmesine gerek yok.
Ki zaten konu maden işçilerine yönlendikten sonra ben de zaten en baştan zaten senin verdiğin cevabı arıyordum. İş Güvenliği konusunda senin ya da sitede yazar diğer arkadaşların bakış açısını.
Bunu da öğrendim. Öğrenmiş olduğum için de mutluyum.
Neyse genel bir şablon sunacak olursak:
Bak anti-komunist; liberalizmin temelinde 3 ön kabul var. Hayat, hürriyet, mülkiyet. Hiç biri diğeri uğruna feda edilemez, bu haklar devredilemez.
Şimdi bir işveren, sonunda öleceksin; bu işi yapmaya razı mısın diye soramaz; hatta kimi liberal filozoflara göre, birey kendi rızasıyla bile bu işe girse, devlet buna engel olmalı.
Radikal liberteryenizm; gönüllü köleliğe okey veriyor ama bunu iddia eden adamları da dünyada kimse sallamıyor.
Liberalizm ana hatlarıyla, mülkiyeti bana göre ikincil derecede önemseyen; hayat ve hürriyeti onun önüne koyan; ama yine de mülkiyeti faydacı acıdan zenginliğe giden yol olduğundan ve ve bireyin devlet zoruna karsı bireysel hürriyeti korumak için zaruri gören bir fikir akımı. Bu durumların dısında hic bir mülkiyet ve kar arama hakkı, baskasının canına kast edemez.
Tekel işçilerini biz eleştirdik; zira işçiler resmen devletin hiç olmaması gereken bir yerde olması ve başkası üzerinden geçinmeyi toplum gözünde meşrulaştırma amacına hizmet ediyorlar. Yani benim hiç rızam olmadığım halde, benden elde edilen kaynaklarla başkasının rant elde etmesi gayri-meşrudur. Ayrıca Devletin büyümesi, ekonomik bir güç olması liberaller için özgürlüklere karşı potansiyel bir tehdit teşkil eder. Devletin ekonomik olarak büyümesi, aslında zayıf ve yoksul ya da işçi kesimine değil, devletin tarafındaki büyük sermayeye hizmet eder; burada Marx'a katılıyorum:)
Ama, aynı devlet benim canımı korumak için müdahalede bulunabilir. Burada bir çelişki olduğunu da düşünmüyorum.
Herşeyin ötesinde hiçbir ideoloji kimsenin tapusunda değildir. Birileri o ideolojinin değer ve kavramları ile senin deyiminle iğrenç fikirler ve görüşler de üretebilir. Bunların yapanların bir bölümü hem de benim gibi takma bir isimle yazan meçhul yorumcular değil, bir şekilde kendini liberalizmin en önde savunucuları olarak tanıtmış insanlar da olabilir. Bu insanlar liberalizm adına yanlış şeyi savunuyorlarsa, bu insanlar liberalizm adına yanlış şeyi savunuyorlar denilmeli. Bu yapıldığında söz konusu kişinin kullandığı ideolojinin ismine değil, savunduğu görüşe karşı çıkılmalıdır. Yoksa ben mi liberalim sen mi liberalsin türü tartışmalar savunulan şeyin yanlışlığını göstermez.
Liberalizm adına savunulan yanlış şeylere öncelikle bunu yanlış bulan diğer liberallerin karşı çıkması gerektiğini düşünüyorum açıkçası... 3Hde liberalizmi yanlış yorumlayan birisine de hayır bu düşündüğün yanlış diyebilmek bence 3Hye de liberalizme de güç verecek bir şeydir.
Yapmak istediğin çok net. Liberalizmi, marjinal bir mülkiyet anlayışı üzerinden saçma sapan bir düşünceymiş gibi gösterip; siteye giren insanların gözünde saçma sapan bir imaj yaratmaya çalışmak.
Ben eski yorumlarını anımsıyorum; saçma gelmiyordu sanki. Yalnız bu maden faciası ile ilgili yorumlarını okumadan halite karşı savundum seni.
Sonra okuyunca; bir insan ancak bu kadar sacmalayabilir dedim. İnsanların ölümünü, patronların kar arayışı üzerinden legalleştiren iğrenç insanlık dışı bir şeyi liberalmiş gibi sunma çaban, hakikaten yersiz, seviyesiz ve düzeysiz.
Bunu savunan liberal olamaz ama senin gibi bos vaktini liberalizm hakkında dezenformasyona harcayanların amacı böylesine aşağılık bir mentaliteyi liberalmiş gibi sunabilmek.
Ben de işte senin burada gösterdiğin çabaya imrendim. Boş vaktine hayran kaldım. Bir de kalkıp bana 3hye düşmanım deme; hayır anlamadığım, sen komunizm yanlısı fikirlerini söyledin de biz seni engelledik de mi böyle bir yola giriyorsun.
Bilmiyorum, neyse umarım seni kırmamışızdır. Yani son yorumunu da hakikaten samimi buldum ve biraz üzüldüm. Liberaller iyi niyetli insanlar, düşündüğün kadar kötü değiller; bunu bil yeter.
AntiKomunistin yorumları bizi rahatsız etmiyor diye yazmışsın.
Sonra ikinci yorumunda birden antikomunistin yorumlarının seni rahatsız ettiğine karar vermişsin. Eh demek ki ilk yorumun her halde aceleye gelmiş bu bir.
İkincisi benim liberalliğim sence sorunluysa liberalliğimin sorunlu olduğunu yorumlarımdaki fikirleri eleştirerek belirtirsin. Diyelim ki yazdıklarım eleştiriye bile değmiyor o zaman hiç ciddiye almazsın. Ama yazdıklarımın üzerinden yorum yapacağına yok o aslında buymuş diye yazıp karşındakini alt etmeye çalışmak benim ahlak değerlerime aykırı. Tabii bunlar benim ahlak değerlerim. Her insanın ahlak değeri farklı olabilir saygı duyarım.
Son olarak sen her halde bu siteyi meslek icabı oluşturmuyorsun , sanıyor ve umuyorum ki Türkiyede bazı konuların liberal perspektiften tartışılması gerektiğini düşünüyor Türkiye için işinden ve belki ailenden artan zamanı ayırıyorsun. Ben de diyorum ki, sen bu siteyi yürütecek boş zamanı nasıl buluyorsan ben de yorum yapacak zamanı o şekilde buluyorum.
Bu arada yaptığımın yorumların genel olarak tartışmaya katkı sağlayacağını düşündüğüm için yazıyordum. Yöneticilerin böyle olmadığını düşündüğü bir sitede zaten yazmam. 3hye de düşman değilim, değildim ve hala değilim.
Ne diyelim bir kusurumuz olduysa affola...
insanların böyle boş vakitlerine imrenyorum vallahi; ne kadar gereksiz şeylerle uğraşıyorlar.
Eh benim için zaten yaptığın açıklama yeterlidir. Elbette kendine göre bir ahlaki açıklaması vardır. Ama doğru ya da yanlış, birisinin IPsini açılamak benim Ahlak değerlerimle uyuşmadığı için artık 3hde yorum yazmayı düşünmüyorum. Eh böylece yazıların altında da okuyanların ciddiye almaması gereken yorumlar boş yere durmaz değil mi? Neyse size iyi tartışmalar diyeyim.
1) Halit site yöneticisi değil.
2) Anti komunistin yorumları bizi rahatsız etmiyor. Sosyal Liberal denilen bir troll var, onu bile zorda kalmadıkça silmiyoruz, anti-komunistte böyle bir durum söz konusu değil.
Öncelikle Antikomunist eğer istese, hidemyass tarzı programlarla rahatlıkla IPsini gizlerdi, bunu yapmıyor çünkü site yöneticilerinde n gizleyecek bir şeyi yok.
Siteye yaptığı yorumların site kurallarına aykırı olduğunu düşünüyorsa site yöneticileri, bilmiyorum sen de onlardan biri misin zaten hiç durmadan silersiniz yorumları...
Yok eğer yanlış bir şey söylediğini düşünüyorsan karşı çıkarsın. Senin savunduğun şeyi çarpıttığını düşünüyorsan, benim savunduğum o değil bu dersin.
Eğer tüm bunları yapmayıp da IP açıklamayı ahlaklı bir hareket olarak görüyorsanız sizce insanların bazı yorumları yaparken kimliklerini gizlemek gibi bir hakları yoksa da durmayın açıklayın derim.
He bunu yazmak zorunda değilim ama yine de yazacağım. Birincisi bugüne kadar yazdığım tüm yorumlar doğru olduğunu düşündüğüm şeyleri göstermek içindi, ikincisi bunu yaparken hiçbir zaman 3hye zarar verme yıpratma gibi bir amacım olmadı. Ama madem yazdığım yorumlar site yöneticilerinde n Halit i üzmüş en azından diğer yöneticilerin de benzer düşünüp düşünmediğini anlamak için bir süre için yorum yazmıyorum...
Bir süredir izliyorum, birşey söylemiyorum. Bu anti-komünist ''troll'' bence, fakat iyi oynuyor.
Alper bir IP'leri kontrol etsin, muhtemelen antikomünistin buraya yazarken kullandığı bir başka nicki daha olduğunu öğrenivereceğiz ...
Seni anlamak gerçekten güç. Sanki mevcut liberal sistem, para babaları ve sermayedarlar hükümetlere kimin geleceğini, medyayı ve ekonomiyi şekillendirmiyo rlarmış gibi konuşuyorsun.
Sana bir soru kafan basarsa cevapla, asfalt ile karayolu ulaşımı maliyetli bir iş. Kazası çok, bakımı zor, benzin pahalı, bir de üstüne araba üretmeyen (montajdan bahsetmiyorum) bir ülkedeyiz. Ama neden asfalt ulaşım dayatılıyor?
Bildin, senin gibi sermaye şakşakçıları yüzünden. Kendileri yapsın diyeceksin demiryolunu. Kurulum maliyeti çok, devlet desteği olmadan kimse yapmaz. Ama sen devlet desteğine de karşısın. Ne olacak şimdi?
Araba üreticileri biraz daha kazansın diye trafikte mi öleceğiz?
Ha bir de kafanın basmadığı şu, bir köürcü çocuğu olsaydın, özel okullarda okumak, kendini geliştirmek, kurslara gitmek için para bulmayı bırak, dersane paranı bile ödeyemezdin.
O zaman kendini geliştirmekten bir daha bahset bakayım.
Bu işsizlik, çaresizlik, asgari ücrete razı olmak, senin o çok sevdiğin patronların politikasıdır, seni değilse bile, benim gibi çok iyi okumuş adamları bile köle yapmak için.
Netekim beceriyorlar da.
Senin gibileri gördükçe insanlığımdan utanıyorum.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.