| 1960 Darbesi ve Türkiye'de Siyasi Hayat |
|
|
| Yazar Fatıma Betül Eser | |
| Cuma, 21 Mayıs 2010 | |
|
2. Dünya Savaşı sırasında Osmanlıdan beri ittifakı olan Almanya ile ilişkileri devam ettiriyordu yeni cumhuriyet. Fakat bu defa amaç başka idi. Eski ittihatçı kadrolar yine inanmıştı Almanya’nın gücüne ve daha savaş sonlanmadan yapılmıştı gizli anlaşmalar. Türkiye-Almanya arasında yapılan gizli anlaşmaya göre Türkiye savaşta kullanılacak mermi için krom verecekti Almanya’ya, buna karşılık SSCB‘nin dağılan toprakları üzerinde Kafkaslarda Türkiye’ye bağlı Türki Cumhuriyetler vaadi alınmıştı Almanya’dan. Tabi savaşın istikameti yine arzulandığı gibi olmamış, Kızıl Ordu Almanya’nın Dışişleri Bakanlığı binasına girecek kadar ilerlemişti. Ve tüm belgelere ordu tarafından el konmuştu. Bunun üzerine Türkiye-Almanya arasında yapılan gizli anlaşmalar ortaya çıkmıştı. SSCB tahmin edildiği üzere bunun hesabını soracaktı. Aradan uzun süre geçmeden Sovyetlerin Uluslararası ilişkiler dergilerinde 1917 ‘de bırakılan Kars ve Ardahan’ın kendilerine ait olduğu, boğazlar üzerinde egemenlik haklarının olduğuna ilişkin makaleler yayınlanmaya başladı. Tam o sıralarda yeni oluşan BM imdada yetişti, daha kurulduğu yılda(1945) Türkiye üye oldu. Ne kadar demokrasi, çok partili siyaset gibi istenmeyen şartları vardıysa da ‘vatan toprağının bütünlüğü’ adına bunlara katlanılacaktı. BM işgali yasaklıyordu, dolayısıyla SSCB topraklar üzerinde hak talep edemeyecekti. Bu arada Türkiye’de savaş ihtimaline karşı bir milyon kişi silah altına alınmış, bu kadar insanın çalışmaması dolayısıyla ekonomik gerileme yaşanmış, milli ekonomi oluşturma maksatlı azınlıklara ödeyemeyecekleri miktarlarda varlık vergisi konmuş, malvarlıkları ile bu vergileri ödeyemeyenlere beden işçiliği yaptırılmıştır. Zaten son yıllarda Recep Peker’in Kemalist reform ve ilkelerin baskı yoluyla kabul ettirilmesi fikri CHP içinde kabul görmeye başlaması ve tüm bu yaşananlar halkın CHP’ye tavır almasını sağlamıştı.İlk parti içi muhalefeti 46 yılında Toprak Kanunu Tasarısının görüşülmesi sırasında Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü ve Celal Bayar hükümete karşı sert eleştirileri ile yapmışlardı. İlerleyen günlerde A. Menderes, R. Koraltan, F. Köprülü CHP’den atılmış, C. Bayar ise istifa etmiştir. 46 yılında ‘Dörtlü Takrir’ denilen bu grup tarafından Demokrat Parti kurulmuş ve DP’nin hiç hazırlığı olmadan ‘baskın seçim’ yapılmıştı. Buna ragmen DP mecliste 64 sandalye kazanmıştı. DP kurulan ilk parti değildi, başka partiler de kurulmuştu. Fakat DP’nin kurucuları arasında Mustafa Kemalin başbakanlarından Celal Bayar’ın olması ve CHP’nin onu asıl muhalefeti gibi görmesi onu diğer partilerden ayırmaya yetmişti. Fakat İnönü’nün DP’yi muhalefet görmesi ya da göstermesi, hem batıyı avutup hem iktidarı aslında kaybetmeden olacağını sandığı ‘sınırlı bir demokrasi’ idi. DP’nin 50 yılında hazırlıklı girdiği ilk seçimlerde tüm oyun % 52.7’sini alması kimse tarafından beklenir bir sonuç değildi. Bu seçim sonucuna göre meclisde DP’nin 408 CHP’nin 69 MP’nin 1 ve bağımsızların 9 sandalyesi vardı. Çevrenin merkeze karşı aldığı bir galibiyetti bu seçim. 60 darbesine kadar olan diğer 2 seçimde de DP iktidara gelmişti. DP iktidar geldiği dibi TSK’nın üst kadrolarını darbeye karşı emekliye ayırmıştı. Bu on yıllık iktidar döneminde cumhuriyetin 2. yılından itibaren fiilen askıya alınan 24 anayasası uygulmaya koyulmuş bunun üzerinde kısmi değişiklikler yapılmıştır. 53 yılından itibaren DP’nin özellikle basın konusunda kısıtlamalar yapması, özellikle de son yıllarda mecliste CHP-Asker arasındaki ilişkiyi inceleyen bir komisyonun kurulması darbeye iyice yer hazırlamıştı. Hatta bu olay üzerine bin kişilik bir subay grubu Cumhurbaşkanlığına yürümüştü. 27 Mayıs 1960 günü TSK içinde yapılanmış kırklı yaşlarda çoğu subay bir grup asker başlarına eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’i de alarak darbe yapıp sivil hükümeti devirdi. Bu darbeyi DP’nin uyguladığı kötü politikalarla meşrulaştırmaya çalıştılar. Unutulmaması gereken bir şey var ki demokratik siyasetin önü açıktı hatta bir yıl kadar öncesinde Başbakan Adnan Menderes partisinin grup toplantısında erken seçim için hazırlıklara başlanması gerektiğini söylemiş, hatta İsmet İnönü İzmir’de yaptığı bir kongrede erken seçimden bahsetmişti. Darbeyi yapanlar kendilerine Milli Birlik Komitesi adını vermişlerdi. Darbe sonrası bir çok DP’li tutuklanmış ve MBK’nın atadığı yargıçlardan oluşan Yüksek Adalet Divanı’nda yargılanmış ve 31’i ömür boyu hapis 15’i idam olmak üzere 433 kişi çeşitli cezalara çarptırılmıştı. Daha sonara MBK aralarında eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın da bulunduğu 12 kişinin ‘cezasını’ hafifleti. İşlerini iyi yapmış olacaklar ki Yüksek Adalet Divanı’ndaki yargıçlar 60 anayasası ile kurulan AYM’ye atandılar. 61 anayasasını hazırlamak üzere kurulan meclis MBK ve DP dışındaki partilerden, meslek örgütlerinden katılanlarla yapıldı. Hazırlanan yeni anayasa halkın % 80’inin katılmasıyla % 61.7 evet ile kabul edildi. Bu anayasada darbenin meşrulaştırılması cumhuriyet tarihinde askeri müdahalelerin başlangıcı olmuştur. Toplum sözleşmesi olan anayasanın yapımından toplumun yarısı dışlanmış, resmi ideoloji bu anayasa ile inşa edilmiş, halkın temsilcilerinin önüne engeller konulmuş, siyasilerin dokunamayacakları alanlar çizilmiştir. İşte yukarıda çizdiğim tabloda görünenler, şu an Kemalistlerin devrim diye nitelendirdiği halkın iradesinin katlidir. 2010’da da Türkiye’nin henüz tam anlamı ile demokrasiye geçememiş olmasının sebebi bu zihniyettir. Sağlıklı düşünebilmenin modern devletin organları ile neredeyse imkansızlaştırıldığı bu dönemde herkesin sağlıklı düşünebilmesi ve Kemalist zihniyetten arınması dileğiyle… KAYNAKÇA: Türk Anayasa Hukuku , E. Özbudun Yetkin Yay./10. Bası Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri , B. Tanör Yapı Kredi Yay./16. Bası Türkiye’de Anayasalar ve Siyaset , M . Erdoğan Liberte Yay./6. Bası Güleryüzlü Frankoculuğun Dramı , O. Can Agora Yay./1. Bası |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Yorumlar
ABD nin Soguk Savas doneminde cografi konumunundan dolayi en onemli STRATEJIK ortagi olan Turkiye 1946-1960 arasinda cok buyuk askeri, ekonomik ve stratejik yardimlar almistir. Bu durumu iyi bilen Menderes son yillarinda ABD den haddinden fazla yardim talep etmistir. Talebi geri cevrilince SSCB ye yaklasma tehdidi anlaminda yaklasimlarda bulununca Washington orduyu devreye sokarak bunu engellemistir.
Konuyu bu yazida biraz daha ayrintili anlatmistim. https://3hhareketi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=477&Itemid=55
Aslında Mustafa Kemal e Türkiyede yaşayanları etkilemek için verilen ünvan zaten soy adıdır. Yani Atatürk soyadı bence bizim toplumumuzu Ebedi Şef kelimesinden daha fazla etkileyecek bir kelime. Hatta ne ebedi ne de şef kelimeleri zaten Türkçe ya da Türkiyede konuşulan başka bir dilin kökenine sahip kelimeler değil sanırım.
Üç dönemin ayrı karakteristikle ri var. Elbette birbirlerini etkilemişlerdir . Ama bambaşka karakteristikle ri olan bu dönemlerde neyin neden olduğunu hızla geçmek bana biraz acelecilik gibi geliyor.
Bunu yazdıktan sonra şunu ekleyeyim. Türkiyenin 1955ten sonraki dönemi çok ilginç bir dönemdir. Bu dönemi birazda kendi izlenimlerimi katarak izninizle yorumluyorum. Kore Savaşından sonra Türkiyeye Soğuk Savaşta çok önemli bir görev verilmişti. Öyle bir görevdi ki bu başarırsa Türkiye Balkanlar ve Ortadoğunun lider devleti olacaktı. Hedeflenen Balkan Paktı ile, Yunanistan ile Yugoslavyanın SSCBye karşı bir araya gelmesi, böylece Yugoslavyanın Komunist Cepheden çıkacaktı, bir yandan da Bağdat Paktı ile İngilizleri sevmeyen ve bu nedenle SSCBye yaklaşan Arap Cephesinin de dahil olduğu bir Ortadoğu Cephesi Türkiye önderliğinde oluşacaktı, hatta ODTÜnün de bu ikinci projenin bir parçası olduğundan bahsedilir. İki projede işe yaramadı, Yunanistan ile Türkiye Kıbrıs yüzünden birbirine girdi. Önce Suriye sonra da Irak Mısırdaki ulusalcı Nasırınkine benzer rejimler tarafından yönetilmeye başlanınca, Bağdat Paktı da fiilen çöktü. ( Bir süre CENTO olarak yaşadı sanırım ) Eh ABDde 50lerin sonunda çok daha acil sorunlar yaşayan Kapitalist Cepheye çekidüzen vermek için Türkiyeye yaptığı ekonomik yardımı azaltma kararı aldı. De Menderes yönetiminin ekonomik olarak ABD yardımına ihtiyacı vardı, çünkü ekonomik sistem en azından benim mühendis olarak anlayabildiğim kadarı ile ABDden gelen yardım üzerine kurulmuştu. Böylece Menderes 1964de İnönü 1969da Demirel in bildiğim kadarı ile yapmaya çalışacağı şeyi yapıp SSCB ile yakınlaşmaya çabaladı. Haziran 1960da bildiğim kadarı ile SSCByi ziyaret etmeyi planlıyordu.
Tabii tüm bunlar darbenin tek nedeni değildi bence... Menderes içerde çok gergin bir ortamın oluşurken bence çok ciddi hatalar yapmış bir liderdi ve bir bakıma ola ki Türkiyeyi karıştırmak isteyen bir dış güç olursa onun çok işine gelecek bir ortam oluştu. Ama bu ortam ayrı bir tartışma konusu... Yani hadi bu konuda bir şey yazayım. Mesela DPnin içi bile 1954 sonrası savaş alanına dönüyor. Hatta DPden istifa edenlerin kurduğu Hürriyet Partisi milletvekilleri nin sayısının CHPninkileri aştığı ve DPnin anamuhalefetini n CHP değil HP olduğu bir dönem var.
Açıkçası nereden çekip çevirsem Milli Şef in kelime anlamı ile Führer inki aynı gelmiyor. Yani Milli Şef in nereden çıktığını da bilmiyorum ama sonuçta en azından kelime anlamı ile yönlendirici, rehber anlamına gelecek bir kelime gibi gelmedi bana... Yani aslına bakarsanız Milli Şef demokratik bir sistemde sistemin başındaki kişiye de verilebilecek bir isimdir. Sonuçta baştaki kişi bir orkestra şefi gibi toplumun içindeki farklı fikir ve eylemlerin koordine edilmesini sağlayan kişi olabilir, bu nedenle zaten baştaki kişinin adının başkan yerine koordine eden kişi koordinatör olmasını ben hep tercih ederim, eh şef de bu anlama yakın duruyor gibi geldi.
Kişisel olarak Milli Şef ismi ile ilgili düşüncem de şu... İkinci Dünya Savaşı yaklaşırken Türkiye genel olarak korkuyordu sanırım. Ne ekonomik sistemi, ne ordusu ne etkinliği henüz üç bloğun biri ile bile baş edecek düzeyde değildi. Daha iki üç yıl önce sadece tek bir ilde çıkan bir isyan bir buçuk yılda bastırılabilmiş ti. Varlıkları ile ülkenin gücünü gösterecek kurumlar, örgütler yoktu, ulusal birlik henüz çok çok zayıftı. Atatürk ün ölümü apayrı bir darbe vurmuştu ülkeye... İnönü zaten zor anlarda risk almayı çok sevmeyen, hani daha uzlaşmacı sayılabilecek bir liderdi, ama o dönem uzlaşmacı liderlerin dönemi değildi. Dolayısı ile Türkiye belki de yanlış bir yol izleyerek kendini güçlü gibi göstermek için bir oyun oynamaya karar verdi, ve güçlü bir lider görüntüsü yaratmaya çalıştı... Ama doğrusunu isterseniz bence başarılı da olamadı. Yani İnönünüyü etkili bir lider gibi göstermeye çalışan tüm çabalar bana açıkçası hep çok yapmacık gelmiştir. Zaten İnönü de güçlü lider görüntüsüne ve hadi bugün çok kullanılan kelimeyi kullanırsak karizmasına bence sahip değil... Celal Bayar belki o rolü daha rahat üstlenirdi.
Bence elbette en doğrusu güçlü kararlı lider yerine güçlü kararlı ve bütünleşmiş toplum görüntüsü vermektir. Örneğin ABDde ülke İkinci Dünya Savaşına girince, İtalyan etnik kökenine mensup Amerikalılar Mussolininin resimlerini yere atıp ayakları ile çiğnemişlerdi ki bu ülke için çok güçlü bir görüntüydü bence... Ama diyelim ki böyle bir görüntü veremiyorlar, o zaman da hiç olmazsa güçlü bir aydın kesimi güçlü bir kadro görüntüsü verilmeliydi güçlü bir tek lider yerine...
Yani elbette o dönem kendi koşullarında şekillendir ama elbette hata olarak görülen daha iyi olabileceğini düşündüğümüz yanları dile getirmek gerekiyor.
bunun nedeni olarakta İngilizlerin
Sovyetlerin ortadoğuya yayılmasını önlemek için Türkiyeye destek vermesi olarak gösterilir (yalçın küçük).
27 mayıs darbesi hakkındada iki tane önemli görüş ortaya çıkıyor..
Birincisi Adnan Menderes'in Sovyetelre yakınlaşma sinyalleri vermesinin hatta ziyaretinin hemen öncesinde devrilmesi..
ikincisi ingilizlerin Amerika güdümüne giren Türkiyeyi kaybetmemek için İngiliz yanlısı olan İnönüyü ve orduyu iktidara getirmek istemesi(Mahir Kaynak)..
Gelgelelim Demokrat Parti bu mevcut yapı içerisinde 24 anayasasının kendisine sağladığı büyük ölçüde güçler birliğine dayanan yapısını da demokratikleşme adına hiç de değiştirmeyip kendisini sağlama almıştır tıpkı chp gibi. Çünkü chp bir partiden çok devletin hatta ileri götürelim oligarşik yapının sözcüsüydü. Ayrıca askeriye ile bu kadar yakın olmasının da nedenleri burada aranmalıdır. Sonuç itibariyle darbe o gün meşrulaştırılmı ş ve tarihimize kara bir leke olarak sürülmüştür. Trihsel olarak Genç Osman'ın yeniçeri eşkiyalarınca katledilmesine modern anlamda benzerlik diyebiliriz buna..Son olarak Kılıçdaroğlu'nun Chp'yi dönüştüreceğine inanmak çok havada kalan bir yaklaşım olacaktır. İşte Chp'nin kökleri bu. Ya Kemalist ideolojiden çıkarak demokrasiyi savunacak ki bu hiç mümkün görünmüyor ya da yine çağdaş Atatürkçülük laiklik zırvalarıyla cumhuriyetçi kalıp ergenekon avukatlığı yapacak başak bir seçimi yok konjonkturel gidişatta....
Tum bunlar darbeyi hakli cikarir mi derseniz, bence cikarmaz. Demokrasi tamamen askiya alinmadan bence darbeler bir suctur.
Ama bu nedenle Menderes ve Inonu donemlerini yanlis degerlendirmek de bence baska bir hata. Tipki bu konuda ailesi de cok buyuk bedeller odemis birisi olsam da 12 Eylul oncesindeki sol orgutlerin hatalarini goz ardi etmenin de hata oldugunu dusunmem gibi...
Turkiyeyi daha ileri hale getirmek isteyen insanlari elbette anacagiz, ama hatalarini da dile getirecegiz ki onlari biz tekrarlamayalim ... Menderes soz konusu oldugunda da bu sekilde yapmamiz gerektigini dusunuyorum.
Oncelikle Ikinci Dunya Savasi yaklasirken Turkiyenin Almanya ile ittifak arayisi icinde oldugu bildigim kadari ile yanlis... Ataturk doneminde bildigim kadari ile Turkiye Ikinci Dunya Savasi oncesindeki uc bloga da yanasmaktan cekinerek etrafindaki devletlerle Balkan ve Sadabat paktlari ile ittifak kuruyor.
Ikincisi Inonu doneminin ilk yillarinda bence son derece de yanlis bir siyaset izlenerek, Ingiltere ve Fransa ile ittifak kuruluyor, Almanya ile degil Ingiltere ve Fransa ile...
Ucuncusu... Turkiye'de Alman yanlilari yok mu? Var, ama bildigim kadari ile Inonu onlara cok soguk, Almanya 1941de sinirimiza dayaninca ic ve dis baskilar nedeni ile bu ulke ile kismi bir yakinlasma yasiyoruz benim anladigim kadari ile en azindan Inonu icin bu gonullu bir yakinlasma degil...
Dorduncusu Almanya ile yakinlastigi sure boyunca bile yine bildigim kadari ile Inonu asla Ingiltere ve sonra da ABD ile iletisimi kesmiyor. 1942 1943 yillarinda bu ulkelerin liderleri ile yaptigi buyuk gorusmeler var yine bildigim kadari ile... Ama israrla bu ulkelerin yaninda savasa girmeyi reddediyor, savas sonunda da biraz bunun bedelini odedigini dusunuyorum.
Inonu SSCB konusunda en cok ABD ve Ingiltere ye yakiniyor bildigim kadari ile, savas sonunda da SSCB ve sosyalistlere karsi dusmanca bir yaklasim icine girmeyi surduruyor, mesela basbakanimizin bir sure once lafini ettigi, bildigim kadari ile Turgut Ozal in da katildigi Tan gazetesi baskini bu donemde yapiliyor... Savasin galiplerinden biri olan bu super guce karsi boylesi tavir alindigina gore demek guvendigi bir sey var. ( Eh isin devami icin Missuri Zirhlisinin gelisi ve Marshall yardimina bakilabilir. ) Bu arada ABD tarihini anlatan 100-200 sayfalik su anda elimde olan kitapta Turkiye adinin gectigi tek tarihin 1946 yili oldugunu yazayim.
Menderes donemine gelince.... Menderesin asilmasini zaten kimse savunamaz ve savunmuyor bu isin birinci yani... Ikincisi darbeyi de savunmak bence yanlis... Ama darbeye karsi cikarken o gunun olaylarini da dogru degerlendirmek bence sarttir.
Oncelikle diyelim ki CHP cidden cok kotu seyler yapip DPyi cileden cikariyordu. De CMKP isminde baska bir parti vardi ki mesela DP bu parti uzerinde de buyuk baski kurmustu. Partinin baskani Bolukbasiyi secen il ilce yapilmis ( sanirim Turk siyasi tarihinde tektir ) baskanin burada yapacagi konusma engellenmis, sonra da Bolukbasi dokunulmazligi kaldirilarak tutuklanmistir.
Sunu yazmak gerekir Bolukbasi Inonuden zerre kadar haz etmeyen bir adamdir, zaten 61 secimlerinde hani su meshur DPnin devami sayiliyor denilen partilerden biridir, ki DP daha sonra kendisinin devami sayilacak bir partinin liderine epey cektirmistir.
61 nisan ayinda DP cok genis kesimleri ( en azindan orgutlu olanlarin arasinda ) karsisina almisti. Askerler bu kesimlerden sadece birisi idi... Menderes ve Bayarin bildigim kadari ile bundan sonra secim olmayacak anlamina gelen konusmalari vardir. Inonunun de eger iktidar secimi zamaninda yaparsa ben ikitdari meclis kursusunden destekleyecegim dedigi konusmalar... Hemen yazayim bu konuda kaynagim Sevket Sureyya Aydemirin kitaplari ama gerekirse tekrar arastiririm.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.