Türkiye Yunanistan Olmaz; Ama... Yazdır E-posta
Yazar Alper Akalın   
Çarşamba, 05 Mayıs 2010

[ Bu yazının kısaltılmış versiyonu, 5 Mayıs 2010 tarihli Referans Gazetesi'nde yer aldı ]

Türkiye’de Dış Borçların Artış Oranı

 Sample  ImageYandaki grafiğin de gösterdiği gibi, Türkiye’nin 2002 – 2009 yılları arasında kullandığı dış borç miktarı hızla artmıştır. AK Parti hükümetinin mali ve finans politikalarında liberal bir yol izlemesi, sadece kamu ekonomisinde değil özel sektörde de dış kaynak kullanımını özendirmiş ve grafikte de görüleceği üzere özel sektördeki dış borç artış oranı kamu maliyesinin kullanımının çok daha üstünde olmuştur. 2002’den beri sürekli artan özel sektöre ait dış borçlar yıllık %22.1’lik bir büyüme hızı ile 43 milyar dolardan 174 milyar dolara ulaşmıştır. Kamu Borçları ise daha çok yatay bir seyir izlemiş, 8 yıllık dönem boyunca artış hızı sadece %1.6’lerde kalarak 87 milyar dolardan 97 milyar dolara yükselmiştir. Toplam dış borç ise, özel sektörün borçlarının etkisiyle yılda %11.1 hızla büyüyerek 130 milyar dolardan 271 milyar’a ulaşmıştır. Kamu dış borcunun toplam dış borç içerisindeki payı 2002 yılında %67 iken, bu oran 2009’da %36’lara kadar düşmüş, özel sektörün dış borç oranı 2009 yılı sonu itibariyle %33’ten %64’lere kadar fırlamıştır.

Türkiye’nin Dış Borcu Yüksek Risk Yaratıyor mu?

Yalnız belirtmek gerekir ki, dış borcun sadece niceliksel artışını vermek, dış borcun riskini ölçmek için katiyen yeterli değildir. Dış borçların artış oranını toplam milli gelir ve ihracat gelirlerindeki artış oranını baz alarak karşılaştırmak; dış borç riskliliğini ölçmek adına daha sağlıklı bir yol olacaktır. 

Tablo 1’de sunulduğu üzere, IMF ve Dünya Bankası gibi gelişmekte olan ülkelere uluslararası fon sağlayan kuruluşların; verdikleri borçların takibi için kullandıkları ve ülkelerin borçluluk seviyelerini ölçen bir takım göstergeler ve borç limitleri, Türkiye’deki dış borçların riskliliğini ölçmek konusunda faydalı olabilir.

Tablo 1: Borçluluk Sınırı Göstergeleri

(%)

Az Borçlu

Orta Borçlu

Çok Borçlu

Dış Borç / GSYH

< %30

%30 - %50

%50 >

Dış Borç / İhracat

< %165

%165 - %275

%275>

Dış Borç Servisi / İhracat

< %18

%18 - %30

%30 >

Dış Borç Faiz Servisi / İhracat

< %12

%12 - %20

%20 >

Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervleri

< %100

%100 - %200

%200 >

Türkiye’nin 2002 ve 2009 yılları arasında bu parametrelere göre dış borç analizini yapacak olursak, Tablo 2 ve Tablo 3’teki sonuçlar açığa çıkmaktadır.

Tablo 2: Türkiye Dış Borç Göstergeleri  (2002-2009)

(%)

2002

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009

Dış Borç / GSYH

56%

47%

41%

35%

39%

38%

37%

44%

Dış Borç / İhracat

359%

305%

255%

231%

243%

232%

210%

265%

Dış Borç Servisi / İhracat

80%

59%

48%

50%

47%

45%

40%

57%

Dış Borç Faiz Servisi / İhracat

18%

15%

11%

11%

11%

10%

9%

10%

Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervleri

59%

65%

86%

73%

67%

56%

68%

70%

 

 

 

 

 

 

Tablo 3: Türkiye Dış Borç Sınırlılık Durumu  (2002-2009)

 

2002

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009

Dış Borç / GSYH

Çok

Orta

Orta

Orta

Orta

Orta

Orta

Orta

Dış Borç / İhracat

Çok

Çok

Orta

Orta

Orta

Orta

Orta

Orta

Dış Borç Servisi / İhracat

Çok

Çok

Çok

Çok

Çok

Çok

Çok

Çok

Dış Borç Faiz Servisi / İhracat

Orta

Orta

Az

Az

Az

Az

Az

Az

Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervleri

Az

Az

Az

Az

Az

Az

Az

Az

 

 

 

 

 

 

Türkiye, Avrupa Ülkelerine Göre Daha İyi ama Hala Risk Var

Tablo 2 ve Tablo 3’ten çıkan sonuçlar üzerine yapılabilecek tespitler sırasıyla şunlardır:

1- Türkiye, dış borçluluk açısından 2002’ye kıyasla 2009’da daha az riskli bir ülke konumundadır. Dış Borç stoku ve dış borç servisini hem ihracata hem de milli gelire oranladığımızda, 2009 yılında 2002 yılına göre, ekonomideki toplam büyümeye kıyasla Türkiye’nin daha az dış borç kullandığı gözükmektedir.

2-  Türkiye, şu an kriz yaşayan Avrupa’lı ülkelere kıyasla oldukça az bir dış borç oranına sahiptir. Dış Borç / GSYH verilerine baktığımızda, 2009 itibariyle bu oran Yunanistan’da %175, İzlanda ve İrlanda’da %1000, Portekiz’de %240 ve İtalya’da %122 iken, Türkiye’de bu oran sadece %44’tür ve orta derece bir risk arzetmektedir.

3- Türkiye buna rağmen henüz az borçlu ülke konumunda değildir. Özellikle ihracatın dış borcu karşılama oranlarına baktığımızda, düzelen trendine rağmen Türkiye’nin hala borçlu bir ülke olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Bu da, ülkenin büyüme potansiyeline rağmen, yeterince ihracat yapamadığını ve ihracattaki düşük gelirlerine kıyasla fazla dış borç kullanımına gittiğini göstermektedir.

4- Türkiye’nin dış borç yapısında kısa vadeli borçlar önemli bir risk teşkil etmektedir. Dış “Borç Servisi / İhracat” göstergesi, ülkenin borçluluk düzeyini çok riskli göstermekle beraber, “Kısa Vadeli Dış Borç / Toplam Döviz Rezervleri” rasyosu da 2002’den 2009’a sürekli bir artış göstermektedir. Bu yüzden Türkiye’nin kısa vadeli borçlarını uzun vadeye yayması büyük bir önem arz etmektedir. Bunun yanında, Türkiye’nin borçlanma maliyetini gösteren düşük faiz servisi oranıyla, faiz ödemelerinde herhangi bir sıkıntı yaşamadığının da altının çizilmesi gerekmektedir.

5- Her ne kadar 2002’den 2009’a doğru bir iyiye gidiş söz konusu olsa da, 2008’den bu yana dış borçluluk oranlarında bir kötüleşmenin de yaşandığı dikkatlerden kaçmamaktadır. Tüm dış borç göstergelerinin, 2009 yılında 2008 yılına kıyasla daha yüksek değerlere ulaşması, küresel krizden küçülerek çıkan Türkiye’nin aynı zamanda daha da borçlu duruma geldiğini de ortaya koymaktadır.

Sonuç

Türkiye, 1990’lar ve 2000’li yılların başında dış borçluluk durumunda epey riskli bir ülke iken, 2002 yılından itibaren bu risk bir düşüş trendine girmiş ve nihayetinde 2009 yılında Türkiye ne çok ne de az dış borçlu bir ülke konumuna gelmiştir. Yalnız, orta borçlu bir ülke olarak 2008 krizinin ardından dış borç göstergelerinde bir olumsuzluk yaşamakla birlikte; Türkiye’nin, gerekli önlemleri almadığı takdirde yeniden çok borçlu bir ülke konumuna gelmesi çok da uzak bir ihtimal değildir. Özellikle, yüksek yatırım iştahına rağmen düşük ihracat oranlarından kaynaklanan yetersiz döviz geliri ve ara malı ve enerji girdilerinden dolayı artan döviz ihtiyacı, ülkenin daha çok dış kaynağa ihtiyaç duymasında önemli rol oynamaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye ihracat gelirini arttırmalı ve ihracatı dışlayan ve dış kaynak kullanımını özendiren yüksek reel faiz – düşük kur politikasından vazgeçmelidir. Reel faiz oranları büyüme oranından yüksek, tasarruf – yatırım dengesini sağlaması adına da nominal faiz oranları enflasyon oranından düşük olmamalıdır. Bu yüzden, nasıl ki 2002-2008 yılları arasında uygulanan yüksek reel faiz oranları hatalıysa, bugünlerde 2008 krizinin etkilerini hafifletmek için uygulanan negatif reel faiz oranları bir o kadar hatalıdır.

Yunanistan’ın bu aralar yaşamakta olduğu borç krizi ve yakın tarihte yaşanan Güneydoğu Asya Krizi, etkin bir borç yönetiminin özellikle gelişmekte olan ekonomiler için ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Politikacılar ve ekonomiden sorumlu bürokratlar, ulusal tasarrufları azaltıcı ve borçlanma ihtiyacını arttıracak harcamalardan kaçınmalı ve sıkı maliye politikaları ile ülke içerisinde makro-ekonomiye bağlı risk görünümlerini asgari düzeye indirmelidir. Ülkenin yarattığı risk ve kırılganlıkların azaltılması, faiz oranlarını da olumlu yönde etkileyecek ve kamu ve özel sektörün daha düşük faiz oranlarıyla borçlanabilmesine ve daha sağlıklı bir dış borç görünümüne sahip olmaya olanak sağlayacaktır.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 05 Mayıs 2010 )
 

Yorumlar  

 
+1 #1 Elbette olmazMurat Aygen 2010-05-06 07:55
Türkiye Yunanistan gibi elbette olmaz. Amma özerk bilim yuvası, Y.Ö.K'ten bağımsız vakıf üniversitesi Bilgi oldu bile :) (bkz: bugünkü gazeteler)
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Sonraki >
design by macroajans