| İyi Kadın Kötü Kadın |
|
|
| Yazar Ümit Çalık | |
| Cumartesi, 01 Mayıs 2010 | |
|
Özellikle toplumumuzda bu durum kendini daha da belli ediyor. Malum son derece müdahaleci, birilerini giyimi, yaşam tarzı, mesleği gibi nedenlerle kolayca ötekileştirebildiğimiz bir toplumda yaşıyoruz. Konu kadınlar olunca toplumun müdahaleci yapısı daha da bir belirginleşiyor. Bir anda giyiminiz, söylediğiniz bir söz veya belki de hiç düşünmeden verdiğiniz anlık bir tepki yüzünden toplumun gözünde birden “kötü kadın” olabiliyorsunuz. Üstelik bu damga erkeklerden önce, diğer kadınlar “iyi kadınlar” tarafından size vurulabiliyor. Adeta bu “iyi kadınlar” sahip oldukları (ya da öyle sandıkları) erkeklerine bak bu tip kadınlar da var ama ben onlardan değilim, mesajı vererek erkeğini daha da kendine bağlamayı hedefliyor. Erkeğini “kötü kadınlar” dan sakınıyor, korumaya çalışıyor. Konunun erkek kısmına zaten hiç girmiyorum. Toplumumuzda genel olarak erkeğin kadına bakışı belli. Fakat beni hayrete düşüren kadınların kendilerini “iyi” ve “kötü” olarak ikiye ayırması. Oysaki erkeklerde durum hiç de böyle değil. Hem kendileri hem de toplum erkekleri bu tarz ayrımlar üzerinden tanımlamıyor. Barda tanıştığı biriyle o gece birlikte olan kadın “kötü kadın” olurken, erkek “kahraman” oluverip çıkıyor. Erkeğin iyisi kötüsü olmuyor yani toplumumuzda. Kadınlar erkek egemen toplumdan ne kadar dem vursalar da, ne yazıkki bu yapıda kendi bakış açılarının da katkısı var. Kadınların büyük bir kısmı erkek egemen kültürü eylemleri ve bakış açılarıyla destekliyorlar, adeta bir illüzyon içindeler. Özetle erkek birey olarak daha özgür bir yaşam şansına sahipken, kadın toplum (hatta hemcinsleri) tarafından örülen duvarların içine hapsediliveriyor. Hele bir de “sahipsiz” yalnız bir kadınsa… Toplumun bakışı hemen değişiveriyor. Erkeklerin tacizkar, hemcinslerinin erkeğini sakınır düşmanca bakışları altında yaşamını sürdürmeye çabalıyor “sahipsiz” kadın. Ancak kendini sahiplenecek bir erkek bulabildiği zaman bu tacizkar tutumlardan kurtulabiliyor. Yani kadınların bazı özgürlüklerini kullanabilmeleri için bazen bir erkek tarafından “sahiplenilmeleri” gerekebiliyor toplumumuzda. Mesela yanında eşi olan bir kadına tacizkar bakışlar atılamıyor çoğu zaman. Belki de bunu başka bir erkeğin evine girip, ona ait bir şeyi çalmak olarak algılıyor diğer erkekler. Yani bir nevi hırsızlık. Başka bir erkeğin evinden eşyalarını çalmak gibi… Halbuki “sahipsiz” kadınlar keşfedilmemiş toprak parçaları gibi, rahatça girip diğer istilacılardan korumak için sınırlarınızı çizebilirsiniz. Oysaki özgürce yaşayabilmek, istediği seçimleri hiçbir baskı altında kalmadan yapabilmek cinsiyetine bakılmaksızın her bireyin en temel hakkıdır. Birey özgür yaşam hakkını kimseye bağlı olmaksızın kullanabilmelidir. Kimse yaşamı, seçimleri, giyimi vb. nedenlerle damgalanmamalıdır. Hiçbir birey seçimlerinin sonucu olarak “kötü” biçiminde tanımlanarak yerilmemeli veya aksine “kahraman” olarak tanımlanarak yüceltilmemelidir. Çünkü her birey sonucu kendisini etkileyecek seçimlerinden dolayı sadece kendine karşı sorumludur. Kimse kimsenin sahibi değildir, kimse kimseye ait değildir, olmamalıdır da! Ancak kadın-erkek hep beraber, bireysel özgürlüklerin cinsiyet ayrımı olmaksızın, hepimiz için gerekliliğine yürekten inandığımız zaman kadının özgürlüğünü törpüleyen, müdahaleci toplum yapısından kurtulacağız. |
|
| Son Güncelleme ( Cuma, 30 Nisan 2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.