| Ya Liberal Sandıklarımız Aslında Liberal Değilse ? |
|
|
| Yazar Alper AKALIN | |
| Cuma, 23 Nisan 2010 | |
|
Liberalizm’i salt ekonomik bir doktrin olarak görenlerin kafalarında yerleştirdikleri bazı şablonlar vardır. Derinlemesine bilmedikleri bu fikir akımı hakkında, belki de anlaması ya da kavraması kompleks olduğundandır ki; naif ve basit düşünmekten kendilerine alıkoyamazlar. Gerek popüler kültür gerekse o kültürü yaratan iletişim araçlarının da gazıyla, basit genellemelere gitmek, kafalarda bazı şablonlar oturtmak ve o şablonlarla tüm o kompleksiteyi çözdüğünü sanmak, belki de bu indirgemeci zihniyetin çok daha kolayına gitmektedir. Tabi bu kolaycılığın sonucunda oluşan bazı kült imajları da yıkmak epey zordur. Konuyu yine liberalizme bağlayacak olursak; Türkiye’de “liberalizm” kavramı, kelimenin tam manasıyla kullanılması bakımından en şanssız kavramların başında gelmektedir. 90’lı yıllarda laik-sünni-beyaz türk kesmi, dincilerden ayırmak adına kullanılan liberal sıfatı; daha sonraları özgürlükçü kesmi aşağılamak ve liberal fikirlerin yayılması yüzünden ezberleri yıkılacak statukocuların gayretleriyle “liboş”a çevrilivermişti. 2000’li yıllarda ise, bu durum statukonun karşısında duran solcu-sağcı-muhafazakar-devrimci her kesimin liberal olarak adlandırılmasıyla nispeten daha olumlu bir kargaşada devam etmektedir. Öncelikle, liberalizm sanıldığının aksine serbest piyasa savunucusu olmak kadar sınırlı bir kapsama sahip değildir. Liberalizm, esas itibariyle siyasi bir ideolojidir ve çıkış noktası bireysel hak ve özgürlüklerdir. Piyasa bunun sonucudur; yani piyasanın, insanların özgürlüklerinin en çok korunduğu bir düzen olmasına inanıldığı için liberaller tarafından benimsenmiştir. Tabi bu iddia tartışması zevkli ve uzun olmakla beraber, yazının ana gündemini oluşturmadığından sadece kısa bir ön kabul olarak burada verilmektedir. İşte bu kısır liberalizm algısı yüzünden, Türkiye’de bugün bile yıkılamayan genellemelerden birisi; serbest piyasayı savunan herkesin liberal olduğu sanrısıdır. Bu basit yanılgıya düşenlerin ise sadece liberalizm düşmanları arasından değil, bilakis liberallerin kendi içinden çıkıyor olması ne yazık ki üzücü bir durumdur. Aslında, liberalizm’i salt mülkiyet üzerinde haklılaştıran, siyasal hak ve özgürlükleri bile özel mülkiyet ekseninde değerlendiren Rothbardian bir paradigma için her ne kadar bu tespit çok şaşırtıcı olmasa da; sonuç olarak liberalizmi amacından saptıran bu çarpık liberteryen zihniyetin ötesinde liberalizmi anlamaya ihtiyaç vardır. Bu bağlamda şu an henüz sonucunu kestiremediğim bir yazı dizisi kaleme almak istiyorum. O da; Türkiye’de liberal olarak bilinen kimi mümtaz şahsiyetlerin aslında liberal olmadıkları gerçeği ile ilgili olacak. Bu yazıyı yazmama ilham veren kişi ise, geçen hafta ölüm yıldönümü münasebetiyle -çoğu haklı ama yine de abartılı- methiyelerle andığımız Turgut Özal’dır. Evet benim iddiam şudur ki: Turgut Özal liberal değildir. Turgut Özal iktisadi açıdan gerçekten Türkiye’yi kapalı bir ekonomi olmaktan kurtarmıştır; hakkını teslim edelim. Ama bir sonraki yazıda da detaylarıyla vereceğim gibi, Özal’ın hem iktisadi hem de siyasi pratiği liberalizm açısından sorunludur. Özal’ı çok basit üç kelimeyle özetlemeye kalkışırsak: (kültürel) muhafazakar, (siyasal) otoriteryen ve (iktisadi) pragmatist olarak tanımlayabiliriz. *** Şayet zaman ve hevesim yerinde olursa, bir yazı dizisi halinde: Özalizm’in Liberalizmden farklarını; Menderes’in neden liberal sayılamayacağını; ve Tayyip Erdoğan’ın nasıl Menderes ve Özal’ı da aşan bir özgürlükçü siyaset anlayışı ile Türkiye'nin gelmiş geçmiş en liberal başbakanı olduğunu anlatmaya çalışacağım. *** Yazı dizisinin ilk konuğu Özal olacaktır. Bir sonraki yazıda Özal analizi ile tartışabilmek dileğiyle.. |
|
| Son Güncelleme ( Perşembe, 22 Nisan 2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
3H'nin Menüsü
- Bu Sitelere Girmeli
- Macroajans
Ziyaretçilerimiz
| Bugün | 493 |
| Dün | 630 |
| (C) macroajans | |






Yorumlar
Hiç de tarihsel bir bakış değil yazdıkların. Zaman geriye doğru aksaydı dediğin doğru olur Evren liberalizmin karşı hamleyle kurucusu olurdu.
DP'nin ağababası Celal Bayar ömrünün sonuna kadar İttihatçı kaldığını belirtmiştir. Mete Tunçay hoca anlatırdı.
Partinin diğer büyük adamı Fuat Köprülü bugünün resmi tarihinin fikir babalarındandır .
DP; Marshall ve Truman yardımlarıyla o muazzam kalkınmayı yapabilmiş; bu para karşılığında memlekette ne kadar komünist varsa sürekli tevkif etmiştir.
Zaten solcular 27 Mayıs darbesini bu tevkifat ve baskı yüzünden desteklemiştir.
Nazım Hikmet'in yurtdışına kaçma nedeni DP'dir.
Bu listeyi sonsuza kadar uzatabilirim.
Bırakın liberalizmi; bunlar insanlıkla bağdaşır mı bir düşünün..
Ayrıca Menderes'i siyasete davet eden Atatürk'tür.
Atatürk'ün emriyle kurulan SCF'nin İzmir il başkanı olmuştur ve yanılmıyorsam CHP'de de görev yapmıştır.
CHP'den iyi midir?
Evet.
Ama liberal midir, demokrat mıdır; HAYIR!
Dahası; bugün boğuştuğumuz Türk İslam düşüncesi bunlar yüzünden memleketin başına tebelleş olmuştur.
Özal'ı ise, açıkçası çook araştırmadım.
Bana sempatik gelen bir liderdir.
Ama işin özünü çok bilmiyorum.
Bunlar alkislanmalimi? Bence alkislanmali.
Daha iyi yapilabilirmiyd i? Evet.
Fakat...
Cok daha onemli olan zihinsel degisiklikler yapildi. Tabular yikildi.
Hepimiz Hrant'iz diyebilmenin bu ulkede actigi cigir tum yollardan daha onemli. Kurt acilimi diye bir projeden bahsetmek, Kozmik odalara girmek, asit cukurlari var diyebilmek az seymi? Bakin Demirel, Ecevit Derin Devletten bahsetmeye bile cesaret edememisti. Birakin orada-burada patlayan bombalari, neredeyse dolu yagsa "PKK yapti" diyerek isin icinden siyrilan Valileri hala unutmadik, o bombalarin kim tarafindan konuldugu sorgulanir oldu.
Kendi gazetesine bomba atanlari, kendi ucagini dusurmeyi planlayanlari desifre edebilmek az sey degildir. Ugur Mumcu dahil pek cok aydinin basina gelenlerin uzerinin acilmasi kimilerine travma olur hale geldi.
Eminim falanca holdingin yonetimindeki generaller artik o telefona uzanirken bir kac defa hesap yapiyordur.
Butun bunlar siyasi cesaret, kararlilik ve durus gerektirir... ve Erdogan butun bunlar karsisinda arzu ettigim seviyede olmasada saglam durdu.
Tenkit ettigim noktalar yokmu? Elbette var. 2005 Aralik ayindan sonra izledidigi kaypak AB politikasi ve parcali-bulutlu demokratik ahlak, firsat buldukca statukoyla isbirligi yapmak az seyler degil.
***
Peki butun bunlari Erdogan kendi azmi ve enerjisiylemi yapti? Hayir.
Eger arkasinda Liberaller ve Demokratlar olmasaydi geriye kalan mono renk "ılımlı islamcılar" statukonun karsisinda bir ay bile dayanamazdi.
Bana vere vere verdiğiniz örnekler duble yollar,alt geçitler avm ler yada vizelerin kaldırılması,na bucco projeleri vs..
yatırım nerde?
Özal zamanında yapılmış Telekom gibi bir yatırımvarmı?
o telekomki daha Avrupada bile yoktu o zamanlar..Bir GAP projesi varmı?
Yada Menderes zamanındaki büyük tarım ve inşaat projeleri varmı? baraj ve santral inşaatları, onların akabindeki verimli toprakları işleme projeleri vs..
yani Allah aşkına duble yollarlan alt geçitlerlen yada vize kaldırmaklan GAP'ı nasıl kıyaslarsınız?
300 milyar dolar..
bakın bu rakam hayali değil size verdim, girin hazine müsteşarlığının resmi sitesine orda yazıyor..son 7 senede 300 mliyar dolarlık borçlanma yapılmış..peki nereye gitmiş bu para??
Mesela geçen ay yapılan İsviçre'nin CERN şehrindeki büyük fizik deneyinin - hani şu atomların protonların çarpıitırılacağ ı vs... o deneyin toplam maliyeti 10 milyar dolar...
bide yok olan 300 milyar dolar var..
GAP projesi yakklaşık 40 milyar dolar..
hiç bir şey yapılmamıştır son 7 yılda..
lütfen duble yolları vize kaldırmaları alt geçitleri vs başarı diye göstermeyin..Bunlar sadece teferruattır..
Kriz sonrası ekonomi için önlemler alınmadı.özellikle de istihdamı teşvik edici kararların hiç de ayağı yere basmadı. Siyasal olarak ergenekon, yargı krizi,ermeni ve kürt açılımı süreci bu sorunu öncelikli sorun olmaktan çıkardı. fakat şu bir gerçek. hatırlayalım herkes bir 2 yıl öncesine kadar ev aldı,araba aldı ki bunların reklamlarıla doluydu tv ve gazeteler hatırlayalım. 10 000 km duble yollar, açılan onca AVMler köprüler, alt geçitler ki hemen hepsi özel teşebbüstü. ayrıca sağlıkta nasıl bir dönüşüm olduğu çok net bir şekilde ortada. siyasal olarak nasıl çözümsüzlüğe saplanmışsak , ekonomik olarak da çözümsüzlüğe bırakılmıştır bu gelenek böyleydi. ayrıca dış politika 55 ülkeyle vizenin kaldırılması, nabuccolar enerji anlaşmaları ortadoğuda barış,balkanlar da barış süreci bu partinin maximalist eğilimleri olduğunu göstermiyormu? yabancı teşebbüsün korkuları var anayasamızdan dolayı iktidarın eli kolu bağlanıyor bir şekilde.çok uzun anlatmıycam..tabi bunları sayarak herşey güllük gülistanlık demek istemiyorum lakin yiğidi öldürelim ama hakkını yemiyelim.
Ekonomik olarak diyorum..Adnan Menderes ve Turgut Özal her ne kadar sağcı olsalarda( benim ideolojimle ters) Türkiyeyi ekonomik olarak ve hatta belkide sınır-toprak olarak büyümetmeden yana idiler yani maximalisttiler ..Özal zamanında büyük yatırımlar yapıldı,telekom gap vs..Adnan menderes zamanındada büyük kalkınma hamleleri yapıldı..Esasen ben bu politikacıları sağcı ve Amerikancı oldukları için eleştiririm ama bu durum onların maximalist olduğu gerçeğini değiştirmez..
Tayyibe gelirse..
Tam bir minimalisttir..
Kanıtmı?
Eğer Hazine müsteşarlığının resmi internet sitesine girip bakarsanız son 7 yılda yaklaşık 300 milyar dolarlık bir borçlanma yapıldığını görebilrsiniz..
Peki buna karşılık ne yatırım yapıldı??
Bu 300 milyar dolar nereye gitti??
Tam tersine Bizzat Özalın yaptırdığı TELEKOM yani her sene 5 milyar dolar kar eden bir kuruluş yabancıya satıldı bedavaya neredeyse..
SORUYORUM TAYYİP ZAMANINDA DUBLE YOLLAR VE BİR KAÇ TANE ELEKTRİK SANTRALİ DIŞINDA NE YATIRIM YAPILDI??
Hiç bir yatırım söz konusu değil,, bilakis var olen her şey yabancılara satıldı..buna toprak satış kanunu ve maden satış kanunu dahil..bu kanunlar sayesinde bugün Manisanın turgutlu ilçesinde İnigliz maden şirketi Turgutlu dağlarındaki güzelim ormanlık arazileri yok ediyor ve neredeyse bedavadan NİKEL madenini alıp götürüyor..Bu sadece 1 örek..bunun gibi çok var!
AKP'nin önünde son engel gördüğü yargıyı tamamen denetimi altına almayı, korkulu rüyası parti kapatma karabasanından kurtulmayı hedeflediği aşikâr olan taslak hak/hukuk kavramlarının fütursuzca etrafından dolanılarak hazırlanmış.
Ortada tek bir hedef var: AKP'nin sivil vesayetini pekiştirmek!
Taslak metinlerini inceleyince AKP'nin Anayasa Mahkemesi engeline takılmaktan zerre kadar çekinmediğni görüyorsunuz. Neden?
Bence AKP çok akıllı bir tavırla ?win-win (kazan-kazan) stratejisi? uyguluyor da ondan!
* * *
AKP ?itilmiş ile kakılmış?ın mağduriyet psikolojisini Venezüella'da Chavez'in partisi ile birlikte dünyada en iyi değerlendiren parti. Bu anlamda tarihte hiçbir Marksist parti bu kadar başarılı olamadı.
Milli Görüş geleneği ?itilmiş ve kakılmış muhafazakârlar? ve ?iten ve kakan mondenler? ayrımını yıllardır ustalıkla sürdürüyor. Kendisini her halükârda ?itilmiş ve kakılmış muhafazakârlar?ın temsilcisi olarak kabul ettirmekte AKP çok başarılı. ?Biz? ve ?onlar? ayrışımını çok akıllıca körüklüyor.
2007'den beri işsizlik ve yolsuzluk ?itilmiş ve kakılmış muhafazakârlar?ı beter acıtıyor ama kitleler kızmalarına, hatta belki de sövmelerine rağmen AKP'yi hâlâ varoşların temsilcisi olarak görmeye devam ediyorlar.
?Olsun, yine de o bizden!? diyerek AKP'yi canlarını sıkan konularda bile hoş görüyorlar.
AKP ülkede artık çoğunluğu oluşturan varoşlarda rakipsiz!
Varoşlar hâlâ AKP'ye ?yine de bizden birisi? olarak bakıyor.
* * *
İsteyen istediği kadar görmezden gelsin. Türkiye'de demokrasiyi yaşatan çoğunluk ?hukukun üstünlüğü? kavramı ile ilgilenmiyor. Onlar için hukuk zaten işleri düşünce mahkemelerde sürünmelerine neden olan can sıkıcı bir ceberut devlet aygıtı.
Yasamanın yargıyı denetimi almasından şikâyet edenler bağırdıkça varoşlar bunu ?bir kalesini daha kaybetmekte olan ?iten ve kakan mondenlerin' beyhude feryadı? olarak görecek. ?Hukuk elden gidiyor!? diye bağıranlar bu kitleye esasında ?Demek ki bizimkiler kazanıyor!? mesajı veriyor.
Tıpkı, 1994'te karalamak için ?Recep Tayyip Erdoğan imar izni olmayan evde oturuyor? diye bağıranların bu kitle tarafından ?Demek ki o da bizden, o halde onu belediye başkanı yapalım!? diye anlaşılması gibi!
* * *
Yukarıda analizini yapmaya çalıştığım sosyo-siyasi yapıyı en iyi okuyan parti olarak AKP'nin ?win-win stratejisi? şöyle:
1) Anayasa taslağını Anayasa Mahkemesi reddederse ?itilmiş ve kakılmış muhafazakâr? çoğunluk bunu ?Kalelerini kaybetmek istemeyen egemenler bir kez daha milletin iradesine sekte vurdular? diye algılayacak. Erken seçime yol açılacak.
2) Taslak referanduma giderse %50'nin üzerinde bir rakam ?AKP'nin yargı üzerinde tahakküm kurması zaten bizim zaferimizdir? düşüncesiyle değişikliği destekleyecek.
3) Taslağın referandumda reddedilme riski %50'den düşük. Bu oranda bir risk de siyasette göze almaya değer. Daha doğrusu, Erdoğan'da o yürek var.
* * *
Dağıtım kavgası bitmeyen toplumlarda ?hukuk devleti? arkadan gelir!
Tayyip ise minimalisttir.
Bununla birlikte şuda var..
Eğer ÖZgürlükler konusunda yaklaşırsak bütün bu üç liderde birbirinden daha despot ve dikta özlemi içerisindedirle r..
Tayyibin yaptığı açılımlar sadece sözden ibarettir.
Ders kitaplarında Alevilere küfür edilen ve cem evlerini ibadethaneden saymıyan bir anlayışın Alevi açılımı yapması kadar komik bir şey yoktur..
Veya rtük kanununa göre Kürtçe tv kurulması hala resmen yasak iken kürt açılımı yapmak kadar komik bir şeyde yoktur.
Veyahut gerekirse Ermenileri sınır dışı ederim diyen bir zihniyetin Ermeni açılımı yapması kadarda komik bir durum yoktur..
Tabi bu konuların gündeme gelmiş olması en azından hiç gelmemesinden daha olumlu olmuş ve kamuoyunda tartışılarak belli bir düşünce birikimi sağlanmış olabilir..bu açıdan olumlu bir durum söz konusu..
Ama daha ciddiyet lazım daha özveri ve samimiyet gerekiyor..
Diger taraftan, dogru olmasa da, varsayalim Rothbardian'lar her turlu siyasi hakki mulkiyet hakkina dayandiriyorlar . Bu nasil oluyor da bir "carpik liberteryen zihniyet" oluyor?
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.