3H Yayın

Liberalem - 2010 Kış

 Sample Image

3H Hareketi’nin 2010 kış sayılı Liberalem dergisini indirmek için resme tıklayınız..

 

Mail Group

Mail Grubumuza Üye Olun...

3H Hareketini daha yakından tanımak ve

3H Çalışmalarında aktif rol oynamak için...

Mail grubumuza üye olabilirsiniz...

  Click here to join 3hhareketi

 Üye olmak için Tıklayınız

 

FaceTube

3H @ Facebook & Youtube

Bizi Websitemiz Dışında da Takip Edebilmek Mümkün...

Facebook Grubumuza Üye Olmak İçin Tıklayınız...

 Sample Image

Youtube Kanalımız için Tıklayınız... 

 Sample Image

 

Son Yorumlar

Devletin Birey Karşısındaki Acziyeti; Siirt Yazdır E-posta
Yazar Ümit ÇALIK   
Perşembe, 22 Nisan 2010
Sample Image

Bugün herhangi bir Türk vatandaşına devletin bireye karşı olan görevlerini, yükümlülüklerini sorduğumuzda alacağımız başlıca cevaplar; devletin iş bulması, ekonomik olarak kötü durumda olan bireylere yardım etmesi, bedava eğitim sağlaması vb. konulardadır. Çok azımızın aklına ilk olarak güvenlik, yaşama hakkı, özgürlüklerimizle ilgili talepler gelir. Oysaki çoğumuzun aklına ilk etapta gelen cevapların hiçbiri devletin asli görevi değildir, olmamalıdır da. Bir devletin asli, en hayati görevi bireylerin güvenliğini, yaşam haklarını güvence altına almaktır. Acaba toplum olarak devletten yanlış taleplerde mi bulunuyoruz? Aslında devletin görevi olmaması gereken konularda devlete görev yüklerken, aslında devletin en temel görevini talep etmeyi gözden mi kaçırıyoruz?

Bana bu konuları  düşündüren şey, bugün birçok yayın organında yer verilen bir haberdi. Habere göre Siirt’ te bir ilkokul beşinci sınıf öğrencisi tecavüze uğramış, olayın bölgede kulaktan kulağa yayılmasının ardından diğer öğrenciler, esnaf, konu komşu, okul görevlileri, devletin güvenlik görevlileri kısacası tüm mahalle kıza tecavüz etmiş. Üstüne kızın kardeşi de çevre tarafından taciz edilmeye başlanmış. Birçoğunuzun bu haberi okuduktan sonra 21. Yüzyıl Türkiye’ sinde ne kadar iğrenç bir durum, tüm bunların sebebi cehalet işte, devlet adam gibi eğitim veremedi ki şunlara diye yakındığınızı duyar gibiyim. Ben konuyu bu klasik yaklaşımın; yani cehalet, eğitimsizlik; dışında devletin aslında en temel görevi olan bireylerin güvenliği çerçevesinde ele almak istiyorum.

Çok acı ama birçoğumuzun ilk etapta aklına bile gelmeyen en temel haklarımız, kudreti sorgulanamaz, yüce, kutsal devletimiz tarafından korunamıyor. Oysaki bir devletin en temel görevi vatandaşlarına  güçlünün zayıfı ezemediği, bireylerin birbirlerinin haklarına tecavüz edemediği, her bireyin güven ve huzur içerisinde yaşama hakkının olduğu bir yaşam alanı temin etmektir. Olaya döndüğümüzde, yaşananların daha da acı tarafı, devletin vatandaşlarının güvenliğini sağlayamamasından öte, bahsettiğimiz tecavüz olayında bizzat güvenliği sağlamaktan sorumlu devlet görevlilerinin de yeralması. Bu olaydan sonra aklıma şu sorular geldi açıkçası: Acaba devlet sadece hakkını arayabilecek konumda olan vatandaşlarının haklarının mı bekçisi?

Yani bir vatandaş ses çıkaramayacak konumda ise, acizse, devlet bu aciz durumda olan bireyden yararlanmak isteyen diğer bireylerle işbirliğine gidip sömürüye bizzat ortak mı oluyor, sömürüden bizzat pay mı kapmaya çalışıyor? Yani devlet sadece güçlülülerin haklarının mı koruyucusu? Güçsüz her zaman güçsüz mü? Peki o zaman gözümüzde önemi tartışılmaz, kudreti sorgulanmaz, yüce, kutsal devletimizin yüceliği, kutsallığı neresinde? Aciz vatandaşından bizzat devlette yararlanmak istiyorsa, kutsal, yüce devletimizin, yüceliği, kutsallığı nereden geliyor? Birçoğumuz konu devletimiz olunca 1453’ den girip 1919’ dan çıkıyoruz. Yüce Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti’ ne toz kondurmuyoruz. Öyleya tarihimiz anlı şanlı zaferlerle dolu. Yalnız trajikomik olan her fırsatta kudretiyle övündüğümüz dosta düşmana korku salan yüce devletimizin “tebaa” sında olan küçük bir kız çocuğunun yaşamını garanti altına almaya kudretinin yetmemesi. Hatta şerefli devletimizin güvenlikten sorumlu şerefli görevlilerinin de bizzat bu küçük kız çocuğu üzerinden menfaat edinmeye çalışması.

Bence Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan her birey kafasındaki devlet imgesini gözden geçirmelidir. Olay medya tarafından gündeme taşınmasaydı muhtemelen kapatılacaktı. Belki yine kapatılacak, bilemiyorum. Belki suç, tecavüzcü grup içerisindeki en aciz birkaç kişinin üstüne yıkılarak yüce devletimiz, yüce devletimizin şerefli görevlileri ve grup içersindeki en güçlüler olaydan sıyrılacaklar. Öyle ya, küçük bir kız çocuğu yüzünden önemli birçok vatandaşın ve devletin saygınlığına halel getirmek olmaz. Kol kırılır yen içinde kalır. Bugün sonuç böyle olsa bile, bence her birey iş, eğitim, ekonomi gibi kaygılarını bir kenara bırakıp devlete en önce temel haklarını güvence altına alıp almadığını sormalı ve hakkını arayamayacak durumda olan bireyleri bırakın güvence altına almayı, bizzat sömüren bir devleti vicdanında hapsetmeli!

Devletten asli görevi olmayan hakları talep etmek yerine, bireysel güvenlik, düşünce ve inanç özgürlüğü gibi en temel, hayati hakları talep etmeli. İş bulma, eğitim, sağlık gibi konuları pekala özel sektör de üstlenebilir, hatta özel sektör devletten daha iyi yerine getirebilir bu sorumlulukları. Aslolan bireysel güvenliğimiz, özgürlüğümüzün devlet tarafından sağlanması, güvence altına alınmasıdır. Çünkü bireysel güvenliğimiz tüm haklarımızın ve özgürlüklerimizin de temelini oluşturmakta. Bireysel güvenliğimiz sağlanmadan diğer tüm haklar ve özgürlükler anlamsızlaşmakta. Yukarıda da bahsettiğim gibi doğuda yaşanan birçok gelişme aydınlarımız tarafından cehalet, eğitimsizlik, ekonomik gelişmemişlik gibi son derece maddi, somut unsurlar çerçevesinden değerlendiriliyor. Özellikle toplumu dönüştürmeyi kendine misyon edinmiş cumhuriyet aydınlarımız bu tip olayların ardından bol bol bölgedeki cehalet, gelişmemişlik üzerine yazıp çiziyorlar.

Devletin bu insanları bir türlü eğitemediğinden, dönüştüremediğinden, moderniteyi bir türlü bu bölgeye götüremediğinden bahsediyorlar. Bence bu tepeden inmeci, devletçi bakış açısı yerine, devletin bireylerin güvenliğini sağlama konusundaki acziyeti/sömürüsü sorgulanmış olsaydı bugün çok daha farklı noktalarda olabilirdik. Aslolan toplumun devlet tarafından zorla dönüştürülmesi değil, devletin tek tek bireylerin temel haklarını, özgürlüklerini güvence altına almasıdır. Bireysel güvenliğe ve düşünce hürriyetine sahip, taleplerini rahatça dile getirebilen bireyler sağlandıktan sonra bireyler eğitim almak istemeseler de veya mevcut düzen içerisinde yaşamak isteseler de bu konunun artık bir önemi kalmamaktadır. Çünkü karşımızda korkusuzca, özgürce seçim yapabilen özgür bir birey vardır.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 21 Nisan 2010 )
 

Yorumlar  

 
+2 #1 Merak ediyorumHalit YY 2010-04-26 02:06
Merak ediyorum, devletimizin kronik bir beceriksizlikle malul olduğuna hakikaten inanmayan milyonlarca insan bulunduğunu filan mı düşünüyorsunuz?

Sanki herkes olağanüstü bir devlet aygıtına sahip olduğumuza inanıyormuş, aslında öyle değilmiş ve yapılması gereken yegane şey insanlara bunu anlatmakmış gibi bir alt-metne sahip liberal yazılardan gına geldi de, sorayım dedim :)
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >

3H'nin Menüsü

Ziyaretçilerimiz

Bugün500
Dün630

(C) macroajans
design by macroajans