| Yaklaşan İngiltere Seçimleri ve Liberalizmin Geleceği |
|
|
| Yazar Alper Akalın | |
| Cuma, 16 Nisan 2010 | |
|
Kamuoyu anketlerine göre de önde olan partiler sırasıyla yazdığım gibi. Tories birinci olacak heralde ama tek başına iktidar olmaları kesin değil. Olası bir diğer senaryo, Labor & Lib-Dem koalisyonu. Bu arada Lib-Dem’ler ilk bakışta gözüktüğü gibi liberal bir parti değil. Sosyalist eğilimleri liberteryen eğilimlerinden daha fazla; özellikle sosyal adalet, ekonomik yönetim ve çevre meselelerinde bu fark ciddi bir şekilde hissediliyor. Amerika’daki liberaller gibi aslında daha çok sosyal demokratlar. İktisadi anlamda en liberalleri Tories ama onların da siyasal konulardaki fikirleri biraz problemli. Biraz milliyetçiler, biraz elitist, biraz da emperyalist damarları kuvvetli. Tories ve Lib-Dem’leri şahsen tercih ederim siyasal konularda; özellikle uluslararası ilişkiler ve Türkiye’nin AB ilişkileri bağlamında. Ama bu seçim Türkiye ufku ile sınırlandıralamayacak kadar başka bir öneme daha sahip. Özellikle kriz sonrası Keynesyen sosyal politikaların geçerliliğinin testi ve küresel ekonominin gelecek trendi hakkında Tories’ların seçilmesi, Birleşik Krallıkta serbest piyasanın refah devleti sosyalizmine tercih edildiğini gösterebilir. Zira, mevcut Labor hükümeti tipik bir üçüncü yolcu; sosyal refah devleti büyük bir öncelik olarak son 12 yıldır politikalarında öne çıkıyor. Kriz sonrası ise, bankaları kurtararak ve kamu harcamalarını arttırarak resesyondan çıkmaya çalıştılar. Yalnız çok beceremediler ki; bu seçimle birlikte baya oy kaybedeceklere benziyorlar. Dediğim gibi bu seçimi yakından takip etmek gerekiyor. Obama’nın gelişi ile küresel politik-ekonomi nasıl Keynesçi bir çizgiye geldiyse, Krallık bunu Hayekyen bir mecraya kaydırabilir. Bunun yanında, siyasi manada Obama nasıl barış rüzgarları estirdiyse, Tories dönemi özellikle Avrupa biraz daha gergin olabilir; muhafazakarların AB’ye soğukluğu, AB içerisinde çatırdamaları beraberinde getirebilir. Seçimi yakından takip etmek için BBC güzel bir portal hazırlamış. Aşağıdaki linkte, ekonomi, savunma, göç, sağlık, eğitim, çevre, AB ilişkileri gibi bir çok konuda hangi partinin ne düşündüğünü gösteren bir bilgi platformu var. Bunun yanında son dakika anket verileri de yine sitede mevcut. http://tiny.cc/uhwrx Seçim sonuçları ne olursa olsun, kazanan küresel barış ve özgürlük olsun diyorum.
|
|
| Son Güncelleme ( Perşembe, 15 Nisan 2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
Büyük düşünür, yazar, feylesof, komedyen Ayn Rand'ın da söylediği gibi, siyasal diktatörya yoluna giren ülkeleri belirlemek için kullanılacak turnusol kağıdı ifade özgürlüğünün kısıtlanmasıdır .
İngiltere gibi bir diktatörlükte, mazlum Nazilerin ifade özgürlüğünün kısıtlanması beni kara kara düşündürmektedi r.
Ayn Rand'dan yola çıkarak diyorum ki, ''hate speech'' yasalarını ortadan kaldırmayı vaat eden BNP'nin politikalarının iktidara gelmesi, İngiltere'yi bir sosyal devlet diktatörlüğü olmaktan kurtarmak için en can alıcı adımın atılması yolunda önemli bir basamağı teşkil edecektir.
Bu minvalde, bütün libertarian'lara BNP'yi destekleme çağrısında bulunuyorum. 3 sloganımız olacak:
''Hate speech serbest hale gelsin!''
''Cem Toker'in de dediği gibi, idam cezası geri gelsin!''
''Sosyal devlet harcamaları kısılsın!''
3'ü hususunda da en net BNP'yi görüyorum şahsen ben.
Ne dersiniz? Bence soğukkanlı bir biçimde tartışmalıyız bunu.
NOT: Şakadır :)
Keynes, sosyal devleti haklılaştırmak için yola çıkmamıştır. Sosyal devlet, Keynesten çok daha önce ortaya çıktı. Ama Keynes'in teorisi bir şekilde sosyal devlete, verimliliği ve etkinliği konusunda teorik bir zemin hazırladı. Keynes = Sosyal devlet demiyorum, Keynes'in teorisi sosyal devletle gayet uyumlu; öyle olduğundan dolayıdır ki reel politikteki aktörler Keyneseyen reçeteleri sosyal devletle harmanlarlar diyorum.
Rawls nasıl sosyal devletin siyasi manada ahlaki meşruiyetini sağlamışssa, Keynes de niyet ederek ya da etmeyerek iktisadi zeminde bunu sağlamıştır. Bunu görmemeye çalışmak ya da ama böyleleri de var demek beyhude.
Hayek'e gelince: Elbette İngiltere'nin Hayekyen çizgiye kayacağı benim kişisel yorumum. Cameron'un Hayek'e tabi ki direk atfı yok; biraz da bu siteye girenlere kolay bir benzetme olsun diye öyle dedim. Yoksa sıkı maliye ve servest piyasa yanlısı politikaları Hayek'te tekleştirmiyoru m. Git sen friedmanist de, baskası lucasyan desin, baskası bilmem kim desin. Orada isme takılma; ben ingiltere ekonomisidneki zihniyet dönüşümüne vurgu yaptım.
Ha İngiltere kabinesinde hiç mi Hayek'i bilen danışan yok? Var tabi ki, guardianda bir köşede rastlamıştım bu sene. Bulursam bir ara linkini atayım.
edit: ahan da buldum
http://www.guardian.co.uk/theobserver/2010/jan/31/observer-profile-david-willetts
Öptüm
Ama konu bu değil.
Alper, bir parti belli bir kadro, belli bir program ile seçime giriyor. Ve sen bu partinin Hayekyen olduğunu söylüyorsun.
Bende gayet normal bir şekilde, partideki kim, hangi danışman, hangi aday hayekyendir diye soruyorum?
Çok mu ilginç birşey yapıyorum?
Hayek'e takılma, Muhafazakar parti Leninisttir deseydin de aynını yapardım.
Sense kalkmış bana partinin tarihini anlatıyorsun. 30 sene önceki baskanı kitap kaldırmış fln...
Bahsettiğin görüşler ne ilk Hayek tarafından savunulmuştur ne Hayegin bu tartışmalara kattığı çığır açıcı bir yaklaşım mevcuttur, ne de literatürde hayekyen diye geçerler.
Sıkı maliye politikası ne zamandır Hayekyen diye anılıyor anlamadım ki?
İngilterede popülerdi iddana ise hiç girmiyorum, zira bu peşinden gittiğiniz adamları kimse sallamıyor muhabbeti beni fena halde sıkmaya başladı. Bir akademisyenin ne kadar popüler olduğunu belirleyen ve benim size bi türlü anlatamadığım, nesnel ölçüler vardır. Bunlara bakarsan ne kadar popülermiş anlarsın.
Son sorduğum soruda da çarpıtma fln yapmıyorum. (ne çarpıtması yaw, sanki başkanlık debatinde tartışıyoruz)
Bu işlerle wikipedia seviyesinde ilgilenen tiplerin genel kanısı keynesyen model=sosyal devlet şeklindedir. Sen böyle yapma diyorum sadece.
Keynesin söylediği şey gayet basit ve net kriz dönemlerinde (her ne kadar eserine genel teori demişse de) düşen talebi kamu harcamaları ile arttırabilirz. Bu kadar!
Sosyal devlet ise bambaşka bir şey. Bazı keynesyenlerin aynı zamanda sosyal devleti savunması veya transfer harcamalarının talebi her daim canlı tutuyor olması sosyal devlete keynesyen dememizi gerektirmiyor.
Misal, Avrupanın bir çok yerinde sosyal devletin kurulmasının (bkz. Almanya) Keynes ile fln hiç bir alakası yoktur.
Yine aynı şekilde soruyorum, madem ki sosyal devlet=keynesyen modeldir. Günümüzdeki sosyal devlet karşıtı keynesyenleri nasıl açıklıyorsun?
(veya keynes'in kendi nerede sosyal devletten bahsetmiştir?)
Birinci dünya savaşı sırasında İngiltere'nin başında lib-dem vardı.
Sanırım ondan sonra bir daha asla iktidara gelemediler.
Lib-dem denen grup ise Türkiye'ye karşı soğuktur.
Başka bir ülkede yaşanan gelişmeyi kendi çıkarlarımıza göre yorumlamak doğru değil elbette ki.
Ama o sandıktan Muhafazakarları n çıkması Türkiye'nin AB üyeliği için oldukça iyi bir şey.
Ancak benzer şeyi İşçi Partisi için de söyleyebiliriz.
Ben o koalisyonun, yani Labour-Libdem koalisyonun da Muhafazakarlard an aşağı bir sonuç vereceğini sanmıyorum..
Erhan, ilk olarak şunu söyleyeyim; yazı genel bir değerlendirme. Genel olduğu için, genellemelere başvurulur ama sen yine klasik bir şekilde özel önermelerle; istisnai durumlarla, benim tezleri çürüttüğünü sanıyorsun.
Muhafazakar partinin tarihinden mi başlayalım illa ki? Muhafazakar parti, 19. yüzyılda ingiliz burjuva sınıfının önderliğinde, fransız devriminin tahripkar neticilerine şüphe ile yaklaşan; bu yüzden o dönem güçlü olan, liberal eğilimli whigler ile yeni yeni güçlenen sosyalist partiden farklı bir çizgi izleyen parti. Muhafazakarlar, whigleri çok özgürlükçü bulmakla beraber, sosyalistlerin de ideal dünya düzeninin ingiliz geleneğine uymadığını iddia ederler. Whigler'in düşüşü ve ingilizlerin sanayi devrimi süresince sosyalizme pek de itibar etmemesi, partiyi güçlendirir. O dönem sosyal devletin so'su yokken, herkesin laissez faire politiaklar uyguladığı dönemde, sosyald evlet uygulamalarını ilk devreye sokan parti de muhafazakarlard ır.
Bu sosyal devletçi gelenek, 29 buhranı ve 2. dünya savaşı sonrası Thatcher dönemine kadar devam etti. Ama, muhafazakar partinin ekonomik anlamda liberalleşmesi Thacther ile başlar. 70'lerin stagflasyonu, liberal ekonominin teoride yeniden moda olması, sen inkar et ya da etme o dönem herksesin mutabık olduğu bir konu. Ve sen yine inkar et ya da inkar etme; Amerika'da Friedman ne kadar meshur olmussa, İngiltere'de de Hayek bir o kadar meshur olmustur o dönem. Zira, Hayek bir ingiliz vatandaşıdır, LSE'de dersler vermiştir, Thatcher da o dönem biraz prgamatik biraz da kendisinin etkisiyle, o dönem Hayek'in ekonomi anlayışını partiye entegre etmiştir. Evet dogrudur, Hayek'in kitabını parti toplantısında göstere göstere muhafazakarları liberalleştirmi ştir.
Ve Cameron da şu an devlet harcamalarını kısacağını, vergileri indireceğini; stimulus packleri geri çekeceğini söylüyor. Tabi sosyal devleti asgari düzeyde de canlı tutmak kaydıyla. Tıpkı Hayek gibi. Ve bu iddiaları, Cameron muhafazakar geleneğinin krize ragmen geleneksel keynescilikten değil, modern hayekçiliğinden etkilenmeye devam ettiğinin en büyük göstergesidir.
Bana şimdi, Keynesçi olup da sosyal devleti sallamayan insanlar da var geyigi yapma. Hic bir iktisadi akım zaten statik, yekpare bir bütün değildir. Tartışmayı klasik bir biçimde çarpıtıyorsun. Bir ekonomik paradigmada farklı akımların bulunması, ana akımın da öyle olduğu anlamına gelmez. Ben, hem teoriden değil politik-ekonomiden bahsediyorum. Yani Keynesi özü itibariyle sosyal devleti, talebi canlandırmasınd an dolayı savunan keynesyen anlayıştan. Başkaları buna karşı çıkmış olabilir; ama ana akım teorinin talepsel temeli ve kamusal harcamalarına atfettiği rol, sosyal devletle daima barışıktır.
Başkalarının stimulus package'a karşı çıkması onları Hayekyen yapar mı? Yapmaz ama Hayek ile ortak noktaları olduğunu gösterir. Tıpkı örnek verdiğin Barro?nun, makroekonomik bilgi teorisinde Hayek ile yaklaştığı noktalar gibi.
Hayek örneğini vermemin nedeni, dediğim gibi İngiltere'de Hayek'in ayrı bir yer işgal ediyor oluşudur. Hayek'i bu kadar küçümseme; Hayek'e karşı olanlar bile, Hayekin hakkını vermekten geri durmamışlardır. Senin liberteryenizme muhalif tavrın, seni objektif değerlendirmele rden alı koyup, herşeye muhalif bir çizgiye taşıyorsa, o çok eleştirdğin liberteryen zihniyete sen de bir şekilde bulaşıyorsun demektir. İdealleri uğruna gerçek dünyaya gözünü yuman o devekuşu zihniyetine.
Tam olarak, Bryan Caplan'ın deyimiyle "Hayek said the sky is blue!" örneği olmuş bu.
Muhafazkar partideki kim hayekyenmiş yahu?
(Thatcher hayegin kitabını salladı ile baslayan bisey sölemezsin umarım)
David Cameron önderliğindeki partinin iktisat politikasının, atıyorum Bush'un programlarında yazandan ne farkı vardır? Bush ve tayfası da mı Hayekyendi yoksa?
Geçen gün Barro stimulus planleri eleştiryordu veya Fama Krugmanı eleştiriyordu bunlarda Hayekyen bi çizgiye mi kaydılar şimdi?
Ayrıca bu Keynesyen Model=Soyal Devlet indirgemesini freshmanler yapabilirde sen iktisat doktorası yapıyosun yahu, yapma etme.
Gayet piyasacı, fiscal conservative, yoksul moksulda pek iplemeyen keynesyenlerde var. bunu nasıl açıklıyorsun merak ettim?
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.