| İslami İdeal: Sosyal Devlet mi Sosyal Toplum mu? |
|
|
| Yazar Mustafa Akyol | |
| Salı, 13 Nisan 2010 | |
|
Fakat İslam’ın “sosyal” boyutu, sosyalizminkinden epey farklıdır. Çünkü eğer ikincisine uygun bir “hadis” üretilseydi, muhtemelen şöyle bir şey olurdu: “Komşusu aç iken, bu sömürü düzenini yıkmak için devrimcilik yapmayan, bizden değildir.”. Aradaki büyük fark, İslam’ın bireye ve cemaate “hayırseverlik” sorumluluğu yüklerken (ve bunu “zekât” ve “sadaka” ile kurumsallaştırırken), sosyalizmin “düzen değişikliği” istemesidir. Bu fark o kadar büyüktür ki, çoğu sosyalist hayırseverliği bir rakip ve hatta düşman gibi görmüştür. Engels “Hıristiyan burjuvazinin ikiyüzlü hayırseverliğine” lanet okumuş, Oscar Wilde “hayırseverlik, çok sayıda günahın anasıdır” demiştir. Bunun günümüz Türkiye’sindeki yansıması da solcuların “sadaka” kavramına karşı kullandıkları nefret ve aşağılama dolu dildir. Peki sosyalistler neden hayırseverliğe karşı çıkar da illa “düzen değişikliği” ister? Çünkü fakirliğin kapitalizm tarafından “yoktan yaratıldığına” inanırlar. Buna göre kapitalizm “zenginleri daha zengin, fakirleri daha fakir” yapmakta, çünkü birilerinin cebinden aşırıp ötekilerin cebine koymaktadır. Karl Marx’dan Necdet Sezer’e Bu varsayımla düşünen Marx, kapitalist ülkelerde zengin-fakir uçurumunun giderek açılacağını, bunun da devrimlere yol açacağını öngörmüştü. Ama öyle olmadı. Aksine, kapitalist Batı toplumlarında “ orta sınıf” gelişti ve refah giderek yayıldı. Çünkü gerçekte kapitalizm, fakirlik değil sadece zenginlik üretir. Sorun, bu zenginliği giderek yaysa bile herkese ulaştırmayışıdır. Kapitalizmin temel motoru olan “piyasa”nın yanına “sosyal” mekanizmalar konması da, bu yüzden zaruridir. Marksist ekonomilerin çöküşünden gereken dersi çıkaran sol kökenli aydınlar bunu görüyor. Örneğin Etyen Mahcupyan, Taraf’taki köşesinde şöyle diyor: “Bugün eğer ‘sosyalist’ diye bir ideoloji hâlâ anlamlı olacaksa, bunun kapitalizmle ontolojik açıdan barış içinde olması ve kapitalizmi daha ahlaki ve eşitlikçi bir çizgide alternatif bir yola doğru bükmeye çalışması gerekiyor .” Ama başta sözünü ettiğim devlet/toplum ayrımı, bu “bükme” çabası için de geçerlidir: Sol, sosyal adaleti hep devlet eliyle sağlamak ister. Onun de “komşusu aç iken,” “nerede bu sosyal devlet!” der. Oysa sosyal devlet her şeye yetişemeyeceği gibi, bir dindarın kendi üzerine düşen hayırseverlik sorumluluğunu tümüyle devlete yıkması da pek ahlaki bir tutum değildir. Onun için Batı’da, özellikle de Amerika’da, dindarlar ve muhafazakarlar, sosyal devleti genişletmeye çalışmaktan ziyade sivil hayır kurumları (aşevleri, yurtlar, hastaneler, vakıflar) yoluyla ihtiyaç sahiplerine doğrudan el uzatmayı tercih eder. Bu yolla ortaya çıkan “sosyal toplum”, bizdeki Müslüman aydınların çok endişe ettiği “sekülerleşme”ye (yani dinden uzaklaşmaya) karşı da hayli dirençlidir. Çünkü, sanılanın aksine, modern çağdaki asıl sekülerleştirici güç kapitalizm değildir. Hem bireysel vicdanın hem de toplumsal bağların (ailenin ve cemaatin) yerine geçmeye kalkan aşırı büyük sos yal devlettir. Bana inanmıyorsanız, Ahmet Necdet Sezer gibi ultra-laik devlet büyüklerimize kulak verin. Baksanıza, habire kızıp duruyorlar, “sosyal devlet zayıflıyor, boşluğu dini cemaatler dolduruyor” diye. |
|
| Son Güncelleme ( Salı, 13 Nisan 2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Yorumlar
Ama Turkiye 12 Eylulun sabaha yaklasan saatlerini yasarken, ABD baskanina birileri niye darbeyi bizim cocuklar yapti diye mujdelemistir fikrin ne merak ederim. Niye 12 mart ve 12 Eylulde generaller darbe yapmadan once bir ABDye gidip gelmistir? Niye 12 Eylul un darbe hukumetinin basbakan yardimcisi Turgut Ozal da ANAP i kurmadan once bir ABDye gidip gelme ihtiyaci hissetmistir? Peki neden Recep Tayyip Erdogan da AKP lideri sifati ile ABDye gidip destek aramistir? Sorular cogaltilabilir. Istersen de cogaltirim... Ama tabii sen yine tam bagimsiz bir Turkiye de yasiyoruz diyorsan ( hani yazinin basinda bahsettigim solcular tam bagimsiz ve gercekten demokratik Turkiye diyordu ) o zaman taktir ederim kardes, keske ben de senin inandigina inanabilseydim derim. Ama gozumun onundeki onca olay ne yazik ki buna inanmami onluyor.
E Hani kurtulmuş bağımsız olmuştuk yahu? Vatandaş masraflı çıkınca daha kurtulmamış sayılıyoruz şimdi öyle mi? İnşallah gelecek bahara kurtuluruz o zaman, ne diyeyim...
Bu durumda, haklisiniz, kimi sahte "liberal"lerin, bir yandan ABD yalakaligi yaparken bir yandan Turkiye halkina demokrasi hocaligi yapmaya kalkmalarini midem bulanarak izliyorum.
Ek olarak, devlet bir silahtir, kimin eline gecerse o kullanir. Bir gun islamcisi obur gun ergenokonu... Liberal/Liberteryen dusunce bu silahi surekli kucultmek, mumkunse tasviye etmek icin ugrasir. Bu tanima uymayan liberal/liberteryen degildir.
Minik kardes, su grup, bu grup diye konusuyor ama anlamamakta israr ettigi sey bahsettigi gruplarin ortak amaci devleti ele gecirip baskiyi karsi tarafa cevirmektir. Simdiye kadar bu konuda kemalistlerin mutlak ustunlugu var denebilir. Fakat, Sevan Nisanyan'in da dedigi gibi, Turkiye'de kim basa gecerse gecsin totaliter bir yonetim olacaktir. Bu gune kadar islamcilar tek baslarina iktidar olma sansi bulamadilar, bulsalar canimiza okurlar, dogru. Dolayisiyla, bir liberteryen olarak, cemaatleri degil, silahi elinde tutanlari sahsima yonelik bir tehdit olarak algiliyorum. Eger bir cemaat baskici bir siyasi otoritenin taseronlugu yapiyorsa benim icin tanimi icabi o da soz konusu tehditin bir parcasidir.
Hadi sana bir sey daha yazayim... O arkada var oldugunu belirttigin devletin de arkasinda daha buyuk bir sey var. Asil vesayetin kaynagi da o... Ulkemizdeki rejimin bu buyuk yoneticisi ise hala yerli yerinde oturuyor.
Hani basbakanimiz sik sik bir ulkeye gidip geliyor bilirsin, hani ulkemizin meshur bir cemaat onderinin de yasadigi ulke...
Hani ulkemizdeki vesayet rejimi asil oradan yonlendiriliyor desek, cok mu yanlis demis olur.
Hani bilirsin, 12 Eylulun oldugu gun o sirada aksamustu saatlerini yasayan bir ulkenin baskanin kulagina bizim cocuklar yapti diye fisildanir.
Hakkaten 12 Eylulu yapanlar kimin cocuklari idi?
Yukarıda adını verdiğin katliamların tamamında derin devletin parmağı olduğunu görmemek için bir sebebim yok; fakat bunların ezici çoğunluğunda galeyana gelenlerin ''dini vesilelerle'' bu kadar kolay kullanılabilir hale geldiğine bilmem katılır mısın?
Yoksa Sivas katliamından çıkışta tüm aktörler pub a gidip, demlendiler mi? :)
Bir libertarian olmak için yapılması gereken yegane şey, seçici örnekleme metoduna iman etmek: Devlet var, devlet var.
Mesela şu senin bahsettiğin olay/olgu Hollanda'da, İngiltere'de, İspanya'da başına gelebilecek birşey değil.Fakat elin mahkum, Türkiye'deki devlet okulu örneğini vereceksin :)
Şu an öğrencilere verilen kredi 3 misli artırılsa bu, ne kitlesel katliamlara ne de Auschwitz'e yol açmayacak diyorum, sen ne dersin? :)
Tea Party'nin argümanları ikna ediyor muydu seni?: Amerika'ya ''sosyal devlet'' gelirse, devlet kimin ölüp, kimin yaşayacağına karar verir argümanı için ne diyeceksin?
Her halükarda Finlandiya gibi bir hukuk devleti kurmak niyetlisi değil miyiz? Bu olmazsa ne liberalizm olur, ne sosyal devlet.
Ha, bir kere hukuk devleti ''elde varsa'', bahsettiğin sorunların üstesinden gelebiliriz fakat merkezi Amerika'da olup, tacizden gaspa pek çok suça konu olmuş Scientology gibi tarikatların önünü ilanihaye kesemeyiz, öyle değil mi?
Din, ozellikle islam, soz konusu oldugunda butun pusulalar sasiyor maalesef. Dini baski da devlet baskisi kadar seytanidir diye dusunulebilir. Fakat tartinin iki kefesi pek dengede durmuyor. Bir tarafta devlet eliyle gerceklestirilm is onlarca katliam (Ermeni tehciri, Dersim, 27 Mart, 12 Eylul, Gazi mahallesi, Lice, say say bitmez) obur tarafta "?". Hizbullah'in devlet orgutu oldugu biliniyor, Maras olaylarinin ve Sivas katliaminin devlet operasyonu oldugu malum. E simdi cemaat evleri cocuklara namaz kildiriyor diye, devlet onunde mi secdeye duralim kafamiz kesilsin diye.
Aklınıza cebinde 3 kuruş parası olmayan gencecik bir adamın; hayatını yalan dolan üzerine kurmak pahasına cemaat evlerinden birinde kalmayı seçmesi, sabahları namaza kalkmak zorunda bırakılması, her haftasonu cemaat evinde ''tesbihat''a, sohbete katılma zorunluluğuna sahip olması gelsin.
Dini cemaatlere böylesi gönülsüz, yarı-feodal bağlarla bağlı, ''çalışsın kazansın'' demek için fazlasıyla terbiyesiz olmamızı gerektirecek yaşta gencecik insanların bu durumu; ''liberalliğe'' ve ''dindarlığa'' daha mı çok yakışıyor?
Bir düşünün derim ben...
islam insanın kalbine/vicdanına seslendiği halde onu devlet zoruyla bişeyler yapmaya zorlamak "dinde zorlama yoktur" prensibiyle ne kadar uygun düşer ?
laiklik adı altında insanların sosyal kaynaşmasını,bi rbirleriyle ilişki içerisinde olmalarını,yard ımlaşmalarını engellemek ve buna cemaat kılıfı geçirmek olsa olsa inanç karşıtlığının bir göstergesidir.
Her zaman beyaz "Beyaz Türkler" iktidarda olacak değil ya.Biraz da liberalizmi yaşasın Türkiye...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.