| Yeni Anayasa Hayalleri Başka Bahara! |
|
|
| Yazar Öner Bulut | |
| Pazartesi, 29 Mart 2010 | |
|
Sekiz sene boyunca Anayasa’da ve daha vahimi diğer temel yasalarda bile kayda değer hiçbir tadilatı gerçekleştiremeyen, hatta çoğu zaman bu hususta isteksiz davranan AKP’nin, realist olmak gerekirse, yeni bir anayasa yapması hemen hemen imkânsızdı. Buna mevcut yargı erkinin ve de özellikle yüksek mahkemelerin iktidar karşıtı tutum ve kararları ile parti içerisinde varlığı artık gizlenemez boyutlara ulaşan paternalist cenahın muhalefeti de eklendiğinde, AKP’nin yeni anayasa yapma vaadinin başarılı bir seçim illüzyonundan öteye geçmesi mümkün değildi. Olmadı da zaten. Yeni anayasa yapma mevzuu başka seçimlerde yeniden kullanılmak üzere şimdilik iktidarca rafa kaldırılmış gibi gözüküyor. Madem yeni bir anayasa yapamıyoruz, öyleyse mevcut anayasada iyileştirme gerçekleştirelim düşüncesi ile yola çıkan ve iktidarda kaldığı sekiz sene boyunca, Türkiye tarihinin en kötü hükümeti olarak anılan Anasol-M hükümeti kadar dahi yasal reformlar gerçekleştiremeyen (unutulmamalıdır ki üç partili koalisyon hükümeti olan Anasol-M döneminde oldukça radikal bir kararla idam cezasını kaldırılmış, Medeni Kanunu reforme edilmişti), en basit kanunları dahi değiştirmekte aciz kalan hükümet, mucizevî şekilde birkaç hafta gibi kısa bir sürede anayasa değişikliği hakkında taslak metin hazırlayarak kamuoyuna sundu. Taslak metni ilk incelendiğimde, ana değişikliklerin Türkiye’nin çözüm bekleyen birincil sorunu olan yargı erkine ilişkin olduğunu gözlemledim. Zira yapılmak istenen değişikliklerden en önemlileri, bu aralar medyada da sıkça tartışılan HSYK üyelerinin ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimlerine ilişkin getirilen düzenlemelerdir. *** Değişiklikler üzerine… HSYK’nin meslekten ihraç kararlarına karşı yargı yolunun açılması çok geç kalınmış lakin doğru bir karar olmakla birlikte, kurula meclis tarafından üye seçilmesine olanak veren ilk metnin değiştirilerek, üye seçimi konusunda Cumhurbaşkanının elinin güçlendirilmesi de ayrıca manidardır. Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde de neredeyse Cumhurbaşkanı tek yetkili merci kılınmaya çalışılmaktadır. Bu değişiklikleri, köşke çıkmaya hazırlanan başbakanın geleceğe dair bir ön çalışması olarak yorumlayan niyet okuyucuları çıkacaktır muhakkak, ama bana göre bu ve halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanının önemini artıran benzeri düzenlemeler, parlamenter sistemden kopuşun hazırlığı olabilir. Olabilir diyorum zira bu değişikliklerin hükümetin bilinçsizce ve can havli ile yaptığı hamleler olma ihtimali de pek yüksektir. Değilse ve hükümetin gerçekten yarı başkanlık yada başkanlık sistemine geçişe ilişkin bir projesi varsa, hiç kıvırmadan konunun adını koyarak doğrudan doğruya bu projeye yönelik bir çalışma yapması daha yerinde olacaktır. Zaten siyasetin ve yargının içerisinden bulunduğu çıkmazdan kurtulması, yargı organlarına üye seçim usullerinde değişiklikler yapmakla değil, direk siyasi ve hukuki sistemi reforme etmekle mümkün olacaktır. Çünkü yargı organlarının üyeleri nasıl seçilirse seçilsinler, eğer köhnemiş darbeci ve devletçi zihniyet ile sistem sorunu hallolmazsa, mevcut yargısal sorunları aşmak da mümkün olmayacaktır. *** Anayasa taslağında siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştırıcı bazı değişiklikler yapılması da öngörülmektedir. Siyasi partiler hakkında kapatma davasının açılabilmesini meclis bünyesinde kurulacak bir komisyonun iznine bağlayan değişiklik önerisi kanaatimce yerindedir. Zira hiçbir modern demokraside, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak görülen siyasi partiler, bu ülkedeki kadar kolay kapatılamaz. Eğer demokrasi esas itibariyle milletin iradesine dayalı bir rejimse ve siyasi partiler de demokrasinin vazgeçilmez unsurları, yani halk iradesinin siyasetteki tezahürü olarak addediliyorsa, milletin, vekilleri vasıtasıyla olsa dahi, onayı olmaksızın siyasi partiler kapatılamamalıdır. Siyasi partilere ilişkin olarak yapılmak istenen bir diğer değişiklik de, mali denetim yetkisinin Anayasa Mahkemesi’nden alınarak Sayıştay’a verilmesidir. Böylelikle siyasi partilerin üzerinde var olan mali baskı bir nebze olsun hafifleyecek ve siyasi partilere parasal konularda daha rahat hareket etme imkânı sağlanabilecektir. Umut ediyorum ki siyasi partilere ilişkin bu değişiklik önerilerinden geri adım atılmaz ve akabinde de Siyasi Partiler Kanunu’nda da köklü bir reform gerçekleştirilir. Çünkü darbe ürünü Siyasi Partiler Kanunu varlığını sürdürdükçe, bu iyileştirmeler tek başlarına fazlaca bir anlam ifade etmez. *** Metinde yer alan ve üzerinde pek durulmayan bir diğer olumlu değişiklik önerisi ise seyahat hürriyetinin ancak ve ancak hâkim kararı ile tahdit edilebileceğine dair öneridir. Mevcut sistemde hâkim kararı olmaksızın, sırf vatandaşlık ödevi (yani askerlik hizmeti) nedeniyle bireyin yurt dışına çıkışına yasak getirilebilmektedir. Eğer taslak metin yasalaşarak uygulama şansı bulursa, birey özgürlüğüne dair yeni bir iyileşme sağlanacaktır ki, bu durum AKP’nin anayasa değişikliği anlamında yapabileceği en hayırlı işlerden birisi olacaktır. *** Üzerinde hiç durulmayan ve aslında sertçe eleştirilmesi gereken bir diğer değişiklik önerisi ise pozitif ayırımcılığa imkan veren öneridir. Çocuklar, kadınlar, engelliler ve yaşlılar gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırılık olarak yorumlanamayacağına dair getirilmeye çabalanan düzenleme, esasında hukuk dışı ve insan haklarına aykırı bir uygulama olan ayırımcılığı yasal hale getirecektir ki, bu çok tehlikelidir. Pozitif ayırımcılık kisvesine bürüyerek idareye ayırımcılık doğurabilecek eylem ve işlemlerde bulunma salahiyeti verilmesi, ileride telafisi mümkün olmayacak derin toplumsal ve hukuki sorunlar doğurabilir. *** Son birkaç söz… Daha evvelki yazılarımda da belirttiğim gibi, halkın oluşturacağı ve sadece yeni anayasa yapmakla görevlendireceği asli kurucu iktidar kurulup da mevcut anayasa ile bağlı kalmaksızın yeni bir anayasa yapılmadığı müddetçe, Anayasa Mahkemesi’nin icazet vermediği hiçbir anayasal değişiklik uygulama imkanı bulamayacaktır. Fransız Anayasa Konseyi’nin kararlarında da belirtildiği gibi egemenliğin asli sahibi olan halkın iradesi sonucunda değiştirilen anayasa hükümleri AYM tarafından denetlenemez ise de yargıç bağımsızlığını evrensel hukuk kuralları ile bağlı olmamak olarak algılayan, kendi kendisine hak ve yetkiler bahşetme yeteneğine sahip yargıçlardan müteşekkil Anayasa Mahkememiz, referandumla kabul edilse dahi, ideolojik düşünce sistemleri ile çelişen her türlü anayasa değişikliğini iptal edecektir. |
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 28 Mart 2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.