Vergiler Düz ve Düşük Olmalı Yazdır E-posta
Yazar Atilla Yayla   
Cuma, 19 Mart 2010

  Mustafa Kemal'e atfedilen "vergilendirilmiş kazanç kutsaldır" sözünün bir benzeri ABD'de vergi idaresi binasının cephesine kazınmıştır. Oliver Wendell Holmes'e ait bu söz şöyledir: "Vergileme, uygarlık için ödediğimiz bedeldir." Bu tür sözlerin politikacılar tarafından çok sevilmesinin sebebi, varlıklarının bir kısmına el konulan vergi mükelleflerini önce teskin sonra kaderlerine razı olmaya ikna etmektir.

Ancak bu sözler, vergilemeyi ahlaki olarak haklılaştırmaya yetmemektedir. Liberal gelenek içinde vergilemeye iki bakış vardır. İlki, beşeri işlerin sevk ve idaresi için vergilemeye gerek olmadığını ileri sürer. İkincisi ise bir miktar vergilemeye gerek olduğunu düşünür. İlki modern insana çok uçuk geldiği için bir kenara bırakalım. İkinci yaklaşım ılımlı, makul bir vergilemenin barışçıl toplumsal düzenin muhafazası açısından kaçınılmaz olduğunu ileri sürer. Ancak bir ikazı da hemen yapar: Vergileme gücü–yetkisi kamu otoritesine verilince, bu yetkinin şu veya bu şekilde genişlemesi neredeyse kaçınılmazdır.

Carolyn Webber ve Aaron Wildovsky'ye göre bütün siyasi kültürler bireyci ve kolektivist his ve eğilimlerin bir karmasıdır. Bireyci kültürlerde beşeri ilişkiler esas itibarıyla özel mülkiyete ve sözleşme özgürlüğüne gömülü ilkeler tarafından yönetilir, yönlendirilir. Kolektivist kültürlerde ise siyasi yönetim ortak veya kolektif mülkiyete gömülü hale gelir.

Vergileme tartışmaları, bu yüzden, özünde, insan toplumlarının nasıl yönetileceği hakkındadır. Vergiler azaldıkça gönüllü ilişkiler artar; vergiler arttıkça güç ve tehdit daha fazla önem ve ağırlık kazanır. Ortalama verginin % 40 olduğu bir ülkede ekonominin % 60'ı özel mülkiyet ilişkileriyle organize ediliyor demektir. Özel mülkiyet ile kolektif mülkiyet arasındaki ayrım birçok bakımdan önemlidir. En mühimi, özel mülkiyete dayalı işlemlerin daha etkin ve üretken olmasıdır; bunun sebebi, özel mülk sahiplerinin kararlarının sonuçlarından doğrudan doğruya etkilenmesidir. Mülkiyetin bir diğer sonucu, beşeri ilişkilerin alacağı renkle ilişkilidir. İnsan ilişkileri özel mülkiyete dayandığında ekonomik işlemler bir anlamda eşitler arasında vuku bulur; çünkü her ortak faaliyet tarafların rızasına dayanmak zorundadır. Buna karşılık, kolektif mülkiyete dayalı ilişkiler, bir tarafta verenlerin diğer tarafta isteyenlerin olduğu, yönetme–yönetilme ilişkisine döner.

Bir miktar vergi toplanmasının şart olduğu hakkında evrensel bir kabul vardır. Ne var ki, 20. yüzyılda genel eğilim, vergi yükünün gitgide artırılması olmuştur. Bu eğilim çeşitli faktörler tarafından desteklenmiştir. Bir faktör, bedavacılık problemidir. Bazı kamu mallarının–hizmetlerinin kullanımından hiç kimse dışlanamayacağı için herkesin vergilendirilmesi gerekmektedir. İkinci faktör, refah devletinin çağın adeta tapılan modeli haline gelmesidir. Piyasa ekonomilerinin yarattığı muazzam zenginlik, politikacıların ve bir katkıda bulunmasa da bu zenginlikten yararlanmak isteyenlerin gözlerini kamaştırmıştır. Böylece toplumun bazı kesimlerinden olup başka bazı kesimlerine aktarmak için devletler gitgide daha fazla vergi toplamaya yönelmiştir.

Bazı vergilerin toplumsal hayata yararlı olduğuna kuşku yoktur. Ancak vergilemenin zararları da vardır. Bugün vergileme her yönüyle teşvik edilir ve vergilemenin faydaları sıralanırken, vergilerin maliyeti ve toplumsal refaha verdiği zarar gözden kaçırılmaktadır. Ücretle çalışmayıp kendi işini kuran ve ayakta kalmaya çalışan her müteşebbis vergi kâbusları görmektedir. Özellikle küçük ölçekli işletmeler varlıklarının, kazançlarının ve enerjilerinin önemli bir bölümünü vergileme mevzuatıyla, vergilendirilme işlemleriyle baş etmek ve vergilerini aksatmadan ödemek için sarf etmek zorundadır.

Ağırlaşan mevzuat, vergilendirilecekler arasında ayrımcılık yapılmasına sebep olmaktadır. Büyük firmalar bir taraftan "vergiden kaçınmak" için birinci sınıf uzmanlar istihdam etmekte, diğer taraftan istisna ve teşviklerle verir göründüğünden daha fazlasını almaktadır. Böylece altta kalanın canı çıkmaktadır. Hayatı boyunca tasarruf yaparak bir iki evle geleceğini rahatlatmak için yatırım yapan ev sahipleri Maliye'nin son "kazlarıdır". Maliye şimdi bu insanların boğazını sıkmaktadır. Nitekim, İstanbul'a yeni atanan vergi müdürü, "kümese yüz bin yeni kaz sokacağız" diyerek kiralık ev sahiplerinin kaderinin ne olacağını açıklamıştır.

Zaman zaman devlet terörü boyutlarına ulaşan bu vergileme zihniyeti ve vergileme ilkeleri değişmelidir. Bunun en iyi yolu, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve KDV'yi % 10 oranında sabitlemektir. Bu vergilerin % 10'u aşamayacağı anayasal hükme bağlanmalı ve bütün istisnalar kaldırılmalıdır. Düz vergi dediğimiz bu yol, bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmış ve başarılı olmuştur.

Yüzde onluk düz vergiye yapılacak itirazlar kolayca cevaplanabilir. Bir kere, müterakki vergi taraftarlarının hemen öfkeye kapılması gerekmez. Oranın sabitlenmesi miktarın sabitlenmesi anlamına gelmez. Çok kazanan yine çok ödeyecek, ancak çok kazandığı için cezalandırılmamış olacaktır. Başarılı kimselerin sermaye birikimi yapması kolaylaşacak ve bu birikim istihdam ve üretimi artıracak yatırımlara daha kolay dönüşecektir. Vergi mevzuatı basitleşeceği için vergi toplama maliyeti düşecektir. Bu, devletin küçülmesi, en azından büyümemesi anlamına gelecektir. Vergiden kaçınma veya vergi kaçırma oranı gerileyecektir. Zira, yüzde onluk verginin daha adil ve makul olduğu düşünülecektir.

Yüzde onluk vergiyi insanlar yüksünmeyecektir. Bu sayede vergi tabanı genişleyecek ve devletin "vergi gelirleri" azalmayacak, belki artacaktır. Hiç kimse vergiden muaf olmayacağı için insanların vatandaşlık bağları kuvvetlenecektir. Sabit vergiyle devletin şişip obezleşmesinin ve toplumsal kaynakları yutup heba etmesinin önüne de önemli ölçüde geçilecektir. Vatandaşlar önlerini görebilecek ve kaynaklarını yatırıma dönüştürme arzuları kamçılanacaktır. Düşük ve istikrarlı bir vergi oranı, yabancı yatırımcıları da cezbedecek ve ülkeye yabancı sermaye akacaktır. Yüzde onluk vergiyle birlikte atılması gereken bir diğer adım, peşin verginin kaldırılmasıdır. Peşin vergi ahlaka, hukuka ve insan haklarına aykırıdır. Kazanılmayan kârı vergilendirmek zorbalıktan başka bir şey değildir. Peşin vergiyle devlet, vatandaşları negatif faizle kendine kredi vermeye zorlamakta ve böylece özel sektörün kaynaklarını emmektedir. Bir kişi–firma, ancak ve ancak hesap yılı sonunda kâr etmesi halinde vergilendirilebilir. Hesap yılının her bir çeyreğinde vergilendirilmesi ve Hazine'ye para ödemeye zorlanması zulümdür. Adil bir vergi sisteminde vergi tahakkuku ile vergi tahsili iç içe geçirilemez. Tahsil, mutlaka tahakkukun tamamlanmasının ardından gelmelidir. Tahakkuk ederken tahsil de ederim demek hukukla ve insan haklarıyla bağdaşmaz. Bu yüzden, peşin vergi mutlaka kaldırılmalıdır. Ana kalem vergilerin % 10'da sabitlenmesi ve peşin verginin kaldırılması toplumu her bakımdan rahatlatacak ve Türkiye ekonomisini kanatlandıracaktır. Topluma hangi parlak vaatler yapılabilir diye araştıran partilerin dikkatine...

Son Güncelleme ( Cuma, 19 Mart 2010 )
 

Yorumlar  

 
-1 #4 :) :) :)Halit YY 2010-03-24 11:26
Serhat,

Senin eleştirin -Rothbard alıntından anladığım kadarıyla- ''bir liberalin derdi, devletin vergi gelirini artırmak olmamalıdır'', öyle değil mi?

İyi de, bunun vergi oranları ile vergi geliri arasında kurulan pozitif ilişkiyle bir ilgisi yok ki!

Rothbard'ın dediği de doğru olabilir, Atilla Hoca'nın dediği de, hem de ikisi de aynı anda!

Yani Atilla Hoca'nın söylediğini söylemek, adamı ''devlet gelişsin, büyüsün''cü yapmıyor.

Ama şunu da söyleyeyim: Bu iddianın Türkiye ölçeğinde ne derece doğru olabileceği üzerine düşünmek lazım.

Türkiye'de vergi tabanı çok dar, kayıt-dışı muazzam oranda ve vergi yükü orta ve dar gelirlinin üstünde.

O yüzden vergi oranlarını azaltmak, muhtemelen vergi gelirini de azaltacaktır.

Tabii bu benim tahminim; elinde -bu konuda- Türkiye özelinde bir araştırma olan varsa ve benimle paylaşırsa, sevinirim.
Alıntı
 
 
0 #3 Düz vergi ne demek?Halit YY 2010-03-24 11:20
Hakikaten merak ediyorum: Düz vergi ne demek?

Metnin orijinal başlığı bu mudur acaba?
Alıntı
 
 
+1 #2 dahasi varserhat 2010-03-19 17:46
Dahasi var. Atilla hoca yuzde onluk sabit oran verginin, vergi kacakciligini azaltacagini iddia ediyor. Bu Hayekci bile degil, dupeduz Milton Friedman'ci bir yaklasim.

Bilenler biler, Amerika'da gelir vergisi, 2.Dunya savasindan once, her yilin Mart ayinda toptan odenmekteydi. Friedman amcamiz, bu is boyle olmaz, mukeleflerin insiyatifine birakmayalim biz bunu, alacagimizi her ay zorla kendimiz alalim (withholding) dedi. Gerekcesi de devleti daha ETKILI hale getirmekti. (Bu adam hala bazi cevrelerce liberteryen sayiliyor hala, anlamak mumkun degil.) Fakat Rothbard'in da gefalarca belirttigi gibi, hakiki liberteryen yaklasim "devlet ne kadar ETKISIZLESIRSE o kadar iyidir" seklinde olmalidir.
Alıntı
 
 
+2 #1 Sosyal Demokratlarla İşbirliğiA.Serkan K. 2010-03-19 15:23
"Bazı vergilerin toplumsal hayata yararlı olduğuna kuşku yoktur..."Diyor Atilla Hocam...Merak ediyorum Liberal teoride ne zamandan beridir. Zorla ve zorbalıkla insanların ellerinden alınan şeyler hakkında Liberalizm bu durumdan iyilik çıkar düşüncesi hakim.OLMAZZZZZ Hocam yanılıyor... Çünkü; Vergi zorla ve zorbalıkla insanların yarattığı üretken değer üzerinden üretken düzen olmayan devlet'in hırsızlıkla aldığı paydır. Vergi kısaca net ve basit Bir hırsızlıktır....Bu; ahlaken bu kadar açıkken Neden HAYEKÇİ paradigma takip edilip de "sosyal demokratlarla" işbirliğine gidiliyor...

Hayır İtirazım var!...Vergi soygun çetesi devlet'in bireylere zorla iyilikte ve yardımda bulunma durumu olarak kabul edilemez....

Atilla Hocam devam ediyor: " Liberal gelenek içinde vergilemeye iki bakış vardır. İlki, beşeri işlerin sevk ve idaresi için vergilemeye gerek olmadığını ileri sürer. İkincisi ise bir miktar vergilemeye gerek olduğunu düşünür. İlki modern insana çok uçuk geldiği için bir kenara bırakalım. İkinci yaklaşım ılımlı, makul bir vergilemenin barışçıl toplumsal düzenin muhafazası açısından kaçınılmaz olduğunu ileri sürer. Ancak bir ikazı da hemen yapar: Vergileme gücü?yetkisi kamu otoritesine verilince, bu yetkinin şu veya bu şekilde genişlemesi neredeyse kaçınılmazdır."

EEEE o zaman vergilemenin Genişlemesi kaçınılmaz ise Sülük-Tüketici olarak Yönetici sınıf zorla ve zorbalıkla aldığı bireylerin üretken işlevi olan serbest mübadeleden ve mirastan aldığı her neyse HIRSIZLIKTIR...

Lütfen Şu yazımı okuyun: https://3hhareketi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1403&Itemid=31
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans