| Liberalizm (7): Liberalizm, Adalet, Demokrasi ve Sol |
|
|
| Yazar F. A. von Hayek | |
| Cuma, 05 Mart 2010 | |
|
11. Liberalizm ve Adalet
Liberal adalet anlayışı liberal hukuk anlayışıyla yakından bağlantılıdır. Liberal adalet anlayışı iki önemli hususta günümüzde yaygın kabul gören anlayıştan farklılık arz eder: bu anlayış, özel çıkarlardan bağımsız objektif âdil davranış kurallarının keşfedilmesi imkânına duyulan bir inanç üzerine temellendirilir; ve kendisini, insan davranışının farklı bireyler vaya grupların sosyal mevkileri üzerine muayyen sonuçları ile değil, ama sadece, insan davranışının hakkaniyeti ya da insan davranışını yöneten kurallarla ilgilendirir. Özellikle sosyalizme karşıt olarak, liberalizmin dağıtımcı adalet veya artık daha sıklıkla “sosyal” adalet diye adlandırılan şeyle değil de, karşılıklı uygulanan adalet (commutative justice) ile ilgilendiği söylenebilir. Keşfedilebilen ama keyfî olarak yaratılamayan âdil davranış kurallarının varlığına inanç, bu türden kuralların büyük çoğunluğunun her zaman şüphe edilmeksizin kabul edilmiş olacakları ve belirli bir kuralın hakkaniyeti hakkındaki herhangi bir şüphenin, genel kabul görmüş kuralların bu ana bütünü bağlamında, kabul edilecek kuralın kalan diğer kurallarla bağdaşır olacağı bir şekilde, çözümlenmesi gerektiği gerçeğine dayanır; yani, bu kural bütün diğer âdil davranış kurallarının kendisine hizmet ettiği aynı tür soyut faaliyet düzeninin oluşumuna hizmet etmeli, ve bu kurallardan herhangi birisinin icapları ile çatışmamalıdır. Böylece, herhangi bir belirli kuralın âdilliği testi, bu kuralın, bütün diğer kabul edilmiş kurallarla tutarlı olduğunu kanıtlamasından dolayı, evrensel seviyede uygulanmasının imkân dahilinde olup olmadığıdır. Liberalizmin özel çıkarlardan bağımsız bir adalete inancının, modern düşünce tarafından katî suretle reddedilen, bir doğa yasası anlayışına dayandığı sık sık iddia edilir. Ancak, bu inanç, sadece terimin çok özel bir anlamıyla, doğa yasasına inanca bağlı gibi gösterilebilir. Bu özel anlamdaki doğal hukukun etkili bir şekilde yasal pozitivizm tarafından çürütüldüğü katiyen doğru değildir. Yasal pozitivizmin saldırılarının geleneksel liberal itikadın (creed) bu aslî kısmını itibardan düşürmek için çok şey yaptığı inkâr edilemez. Gerçekten de, liberal teori yasal pozitivizm ile bütün yasaların bir yasa koyucunun (esasen keyfî) iradesinin ürünü olduğu ya da olması gerektiği iddiası hususunda çatışma içindedir. Ancak, özel mülkiyet ve sözleşme şartlarına dayalı kendi kendisini devam ettiren düzenin genel ilkesi bir kere kabul edildiğinde, genel kabul görmüş kurallar sistemi içerisinde, -bütün sistemin mantıksal temelininin gerekli kıldığı- özel sorunlara gerekli özel cevaplar bulunacaktır, ve bu sorunlar için uygun cevaplar keyfî olarak icat edilmekten ziyade keşfedilmek zorunda kalacaklardır. Hukukî görüşün (legitimate conception) diğerlerinden ziyade, “vakanın niteliği”nce gerektirilen bu hususî kuralları kendisinden doğurduğu olgu işte budur. Dağıtımcı adalet ideali liberal düşünürleri sık sık cezbetmektedir, ve belki de onların pek çoğunu liberalizmden sosyalizme yönlendiren başlıca sebeplerden biri olmaktadır. Dağıtımcı adaletin tutarlı liberallerce niçin reddedilmesi gerektiğine dair neden iki veçhelidir; dağıtımcı adaletin kabul edilmiş ya da keşfi mümkün genel ilkelerinin bulunmaması, ve bu türden ilkeler üzerinde anlaşılabilse dahi, verimliliği kendi bilgi ve yeteneklerini kendi maksatları için kullanmakta hür olan bireylere dayalı bir toplumda uygulamaya geçirilemeyişleridir. Belirli menfaatlerin belirli kişilere, hünerleri veya ihtiyaçlarına tekabül eden mükâfatlar olarak temin edilmesi, bu mükâfatlar her ne şekilde belirlenirse belirlensin, eğer bireyler sadece genel âdil davranış kurallarıyla sınırlandırılırsa kendisini şekillendirecek olan, spontane düzenden bütünüyle farklı türde bir toplum düzeni gerektirir. Bu, içindeki bireylerin ortak bölünmez bir amaçlar hiyerarşisine hizmet ettirildiği ve amirane bir faaliyet planı ışığı altında ihtiyaç duyulan şeyleri yapmalarının istendiği (en iyi, bir organizasyon olarak tanımlanabilir) türden bir düzeni gerektirir. Bu anlamdaki kendiliğinden bir düzen herhangi tek bir ihtiyaçlar düzenine hizmet etmez, ama yalnızca çok çeşitli bireysel ihtiyaçların takibi için en iyi fırsatları sağlar iken, bir organizasyon bütün üyelerinin aynı amaçlar sistemine hizmetini önceden varsayar. Ve her bireyin bir otoritenin bu bireyin hak ettiğini düşündüğü şeyi almasını sağlamak amacıyla gerekli olacak, toplumun bütününden oluşan kapsamlı tek bir organizasyon türü, aynı zamanda, içindeki her bireyin aynı otoritenin emrettiği şeyi yapmak zorunda olacağı bir toplumu üretmeye mecburdur. 12. Liberalizm ve Eşitlik Liberalizm yalnızca, bireylerin altında faaliyet gösterdiği şartları belirlediği sürece, devletin bunu herkes için aynı biçimsel kurallara göre yapmasını talep eder. Liberalizm tarafından bütün yasal ayrıcalıklara, hükümetin herkese sunmadığı özel avantajları bazılarına vermesine karşı çıkılır. Ancak, kendine özgü cebir gücü olmaksızın, hükümet faklı bireylerin beklentilerini belirleyen şartların yalnızca küçük bir kısmını kontrol edebildiğinden, ve bu bireyler kendilerini içinde buldukları (fizikî ve sosyal) çevreye ilâveten hem yetenekleri ve hem de bilgileri bakımından ister istemez oldukça farklılaştıklarından, aynı yasalar altında eşit muamele farklı kişilerin bir hayli farklı sosyal mevkileri ile sonuçlanır; buna karşın, farklı bireylerin sosyal mevkilerini ya da fırsatlarını eşitlemek için, hükümetin bu bireylere farklı şekilde muamelede bulunması zarurî olacaktır. Diğer bir deyişle, liberalizm yalnızca, farklı bireylerin nisbî sosyal mevkilerinin kendisiyle belirlendiği usulün veya oyunun kurallarının, farklı bireyler için özel sonuçlarının değil, ama bu usulün kendisinin âdil olmasını (veya en azından adaletsiz olmamasını) talep eder; çünkü bu sonuçlar, bir hür insanlar toplumunda, daima bireylerin kendi faaliyetlerine ve hiçkimsenin bütünüyle belirleyemeyeceği ya da öngöremeyeceği çok sayıda diğer şartlara da bağlı olacaktır. Klâsik liberalizmin en parlak devrinde, bu talep genellikle bütün mesleklerin yetenekli kişilere açık olması gerekliliği ile, veya daha müphem ve hatalı şekilde “fırsat eşitliği” olarak ifade edildi. Ancak, aslında bu sadece, kişiler arası yasal ayrımcılıkların sonucunda oluşan, daha yüksek mevkilere yükselmeye yönelik engellerin kaldırılması anlamına geldi. Bu talep, bu suretle, farklı bireylerin imkânlarının eşitlenebileceği anlamına gelmedi. Sadece farklı bireysel kabiliyetleri değil, ama her şeyden önce bireysel çevrelerinin kaçınılmaz farklılıkları, ve bilhassa içinde yetiştikleri aile yine bireylerin beklentilerini bir hayli farklılaştırır. Bu nedenle, çoğu liberale böylesine çekici gelen, sadece bütün bireylerin başlangıç imkânlarının başlama çizgisinde eşit olduğu bir düzenin âdil kabul edilebilir olduğu fikrinin özgür bir toplumda gerçekleştirilmesi olanaksızdır; bu fikir, bütün farklı bireylerin içinde çalıştığı çevrenin, bireylerin kendi bilgi ve becerilerini bu çevreyi şekillendirmek için kullanabildiği bir özgürlük idealiyle büsbütün uzlaştırılamaz olacak tasarlanmış bir manipülasyonunu gerektirir. Fakat, liberal yöntemlerle kazanılabilecek maddî eşitlik derecesine yönelik dar sınırların var olmasına rağmen, biçimsel eşitlik için, yani sosyal köken, vatandaşlık, ırk, inanç, cinsiyet ve benzerlerine istinaden yapılan, bütün ayrımcılıklara karşı mücadele liberal geleneğin en güçlü özelliklerinden biri olarak kaldı. Liberal gelenek, maddî konumlardaki büyük farklılıkları bertaraf etmenin mümkün olduğuna inanmamasına rağmen, bu farklılıkların olumsuz tesirini (sting) dikey hareketliliğin aşamalı bir artışıyla ortadan kaldırmayı umdu. Kendisi aracılığıyla bu dikey hareketliliğin sağlanacağı başlıca araç, en azından, bütün gençleri sonrasında yeteneklerine göre üzerinde yükselebilecekleri merdivenin ilk basamağına yerleştirecek, evrensel bir eğitim sisteminin (gerektiğinde kamu fonları üzerinden) teminidir. Böylece, bazı hizmetlerin şimdiye kadar bunları kendileri için sağlayamamış kişilere sunulması iledir ki, çoğu liberal, en azından, bireyleri içinde doğdukları sınıfa bağlayan sosyal engelleri azaltmak için çabaladı. Liberal eşitlik anlayışı ile daha şüpheli bir şekilde uygun düşen bir başka tedbir ise liberal çevrelerde de geniş destek kazanmıştır, yani gelirin daha fakir sınıfların çıkarına yeniden bir dağılımına ulaşma aracı olarak müterakki vergilemenin kullanımı. Böyle bir müterakki vergilemenin herkes için aynı olduğu söylenebilecek veya daha varlıklıların üzerindeki ek vergi yükü derecesini sınırlayacak bir kurala denk düşmesini sağlayacak hiçbir kıstas bulunamayacağından, genel itibariyle müterakki olan bir vergileme yasa önünde eşitlik ilkesiyle çatışma içindedir ve genellikle on dokuzuncu yüzyıl liberallerince de bu böyle kabul edilmiştir. 13. Liberalizm ve Demokrasi Herkes için aynı kukuk kuralları üzerinde ısrar ederek ve bunun sonucunda bütün yasal imtiyazlara yönelik muhalefet ile birlikte, liberalizm demokrasi hareketi ile yakın bir ortaklık kurdu. On dokuzuncu yüzyıldaki anayasal hükümet mücadelesinde, liberal ve demokratik hareketler gerçekten de çoğu kez birbirinden ayırt edilemezdiler. Ancak, zamanla, bu iki doktrinin son tahlilde farklı meselelerle ilgili oldukları hakikatinin önemi gittikçe daha görünür hale geldi. Liberalizm hükümet görevleri ile, özellikle de onun bütün yetkilerinin sınırlandırılması ile ilgilidir. Demokrasi hükümeti kimin yöneteceği sorunuyla ilgilidir. Liberalizm bütün iktidarların ve bundan dolayı, aynı zamanda, çoğunluğun iktidarının da sınırlandırılmasını gerektirir. Demokrasi cari çoğunluğun fikrini hükümet yetkilerinin yegâne meşruiyet kıstası addetti. İki ilke arasındaki farklılık, eğer demokrasi ve liberalizmin karşıtlarını dikkate alırsak en açık haliyle göze çarpar: demokrasinin karşıtı otoriteryen hükümettir; liberalizmin karşıtı ise totaliteryenizmdir. Bu sistemlerin her ikisi de zorunlu olarak diğerininin karşıtını dışlamaz: bir demokrasi totaliteryen yetkileri tamamen kullanabilir, ve en azından otoriteryen bir hükümetin liberal ilkeler üzerinde hareket edebileceği akla uygundur. Bu nedenle, liberalizm sınırlandırılmamış demokrasi ile bağdaşmaz, nitekim o diğer bütün sınırlandırılmamış hükümet şekilleri ile de bağdaşmaz. Liberalizm, yasamayı etkin bir şekilde sınırlandırmak amacıyla, bir anayasada açıkça vazedilmiş ya da genel kanaat tarafından kabul edilmiş ilkelere bağlanmayı talep ederek, çoğunluk temsilcilerininkiler de dahil, hükümet yetkilerinin kısıtlanmasını önceden varsayar. Böylece, liberal ilkelerin tutarlı tatbikinin demokrasiye yol vermesine rağmen, demokrasi liberalizmi, ancak ve eğer, çoğunluk benzer şekilde bütün vatandaşlara sunulamayan özel avantajları destekçilerine ihsan etme yetkilerini kullanmaktan kaçındıkça koruyacaktır. Bu koruma ise yetkileri, üzerinde çoğunluk arası bir mutabakat mevcudiyetinin muhtemel olduğu, genel âdil davranış kuralları anlamındaki yasaların kabulü ile sınırlandırılmış bir temsilci meclis ile başarılabilir. Ancak, bu koruma belirli hükümet tedbirlerinini alışkanlıkla yönlendiren bir mecliste en az ihtimale sahiptir. Hakikî yasamayı hükümet yetkileri ile birleştiren, ve bundan dolayı hükümet yetkilerinin icrasında kendisinin değiştiremeyeceği kurallarla sınırlandırılmamış, böyle bir temsilci mecliste, çoğunluk muhtemelen ilkeler üzerine gerçek bir anlaşmaya dayalı olmayacaktır, ama muhtemelen, karşılıklı olarak birbirlerine özel avantajlar ihsan edecek muhtelif örgütlenmiş çıkar gruplarının koalisyonundan meydana gelecektir. Sınırlandırılmamış yetkilere sahip bir temsilci organda hemen hemen kaçınılmaz olduğu gibi, kararlara özel menfaatlerin farklı gruplarla mübadelesi yoluyla ulaşıldığı ve yönetmeye muktedir bir çoğunluğun teşekkülünün böyle bir mübadeleye bağlı bir yerde, gerçekten de, bu yetkilerin yalnızca hakikî genel çıkarlar için kullanılması neredeyse imkânsızdır. Ancak, bu nedenlerle, hemen hemen kesinlikle görülür ki, sınırlandırılmamış demokrasinin liberal ilkeleri, çoğunluğu destekleyen muhtelif gruplara menfaat sağlayan, ayrımcı kanunlar lehine terk etmesine karşın, aynı zamanda, demokrasinin eğer liberal ilkeleri terk ederse uzun vadede kendisini koruyup koruyamayacağı da şüphelidir. Şayet hükümet çoğunluk kararlarıyla etkin bir şekilde idare edilmek için çok fazla kapsamlı ve karmaşık vazifeleri üstlenirse, fiili yetkilerin gittikçe artarak demokratik kontrolden bağımsızlaşan bir bürokratik aygıta devredilmesi kaçınılmaz görünür. Bundan dolayı, liberalizmin demokrasi iradesince terk edilmesinin uzun vadede demokrasinin de ortadan kaybolmasına yol açması imkânsız değildir. Özellikle, demokrasinin kendisine doğru meyleder göründüğü kumanda ekonomisi benzeri bir şeyin, etkili bir şekilde idaresi için, otoriteryen yetkilere sahip bir hükümeti gerektireceğine dair çok az şüphe olabilir. |
|
| Son Güncelleme ( Cuma, 05 Mart 2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


