Liberalizmi Doğru Anlamak - Rasim Ozan Kütahyalı'ya Cevap Yazdır E-posta
Yazar Efe Baştürk   
Perşembe, 25 Şubat 2010

http://www.montpelerin.org/images/photos/friedrichVonHayek1.jpgTaraf Gazetesi köşe yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, 17.02.10 tarihli köşesinde, liberal iktisat anlayışlarını oldukça önyargılı bir üslup ve anlayışla eleştirmiş ve serbest piyasa ile rekabet olguları arasındaki ideal bağın ontolojisini sorgulamış. Bununla kalmayarak, ünlü filozof ve iktisatçı Hayek’in düşünceleri ile David Hume çizgisi arasında bir farklılık olduğunu iddia etmiş ve Hayek’in muhafazakar olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüş. Ayrıca yine yazısında ünlü iktisatçı Ludwig von Mises’i de eleştiriye tabi tutarak, Batı literatüründe kimsenin Mises’i bir “liberal-demokrat” olarak görmediğini söylemiş.

Öncelikle, yukarıdaki ifadeleri iki açıdan “hatalı”dır. İlk olarak, Mises’in kendisinin zaten “liberal-demokrat” lık hususunda herhangi bir iddiası olmamıştır. İkinci olarak, kimin liberal-demokrat olup olmadığı hususunda Batı’lı akademisyenler veya filozoflar üst bir makam ya da noter değillerdir. Kütahyalı, pozitivist bir eda ile Mises’in felsefi yönelimini hangi gerekçeye dayanarak üstün bir kriterin boyunduruğuna tabi tutabilmektedir?

Rasim Ozan Kütahyalı’nın “Filozofik” Çelişkileri

Liberal camia içerisinde liberalizme ilişkin monist bir bakış açısı yoktur ve genel kabul gören bir yaklaşıma göre liberalizm üç ana başlık altında toplanabilir:

Sözleşmeci Liberalizm, Doğal Hukuk’çu Liberalizm ve Evrimci-Gelenekçi Liberalizmdir. Burada ayrıntılarıyla değinilemeyeceği için salt başlıklar olarak verilen bu liberalizm anlayışlarının ortak noktaları olduğu gibi pek çok alanda farklılaşan yönelimleri de mevcuttur. Örneğin Locke’un rasyonalizmine karşı Hume çizgisinde olan Popper ve Hayek, evrimci bir bakış açısına sahiplerdir. Sosyal kurumların insan tasarımı değil, zaman içinde gelişen insan ilişkileri sonucu açığa çıktıklarına vurgu yapan Hume, Locke’tan ayrılmaktadır. Üstelik Hume’a göre, bugün kabul gören tüm sosyal kurum ve değerler kendilerinden fayda görüldüğü için insanlar tarafından kabul edilmektedirler. Bu argüman, toplumsal yapının kurulumu ve işleyişinde insan tasarımını önceleyen rasyonalizme karşı duran ve toplumun bir zihin faaliyeti ile tasarlanamayacak kadar karmaşık olduğunu öne süren Hayek tarafından da benimsenir. Hayek de, Hume’un argümanını aksiyomatik açıdan genişletir ve toplumun tasarım yoluyla değil, mübadeleye dayalı bilgi-değer alışverişi sayesinde evrimleştiğini söyler. Ancak Rasim Ozan Kütahyalı, Hume ve Hayek arasında bu epistemolojik bağı görmezden gelerek tamamen yanlış ve tutarsız bir argüman ileri sürmektedir.

Hayek’in muhafazakarlığı liberalizm içinde hayli tartışmalıdır. Muhafazakar liberalizm (Liberter Yeni Sağ) olarak adlandırılan ve yaygın bir kanıya göre Hayek’in de aralarında bulunduğu entelektüel grup, sosyal refah liberalizmine karşı geliştirilen bir tepkiydi. Muhafazakarlara göre klasik liberaller zaman içinde liberal ilkelerden kopukluk göstermişler ve sosyalizme fazlasıyla ödün vermişlerdir. Muhafazakarlar, sosyalizmin temelinde yatan planlama olgusunun totaliter bir eğilim beslediğine dikkat çekerek, toplumun tasarlanmasına dönük bir faaliyetin özgürlük açısından problem yaratacağını savundular. Hayek’in de aralarında olduğu Avusturya İktisat Okulu’nun pek çok temsilcileri, başta Hayek olmak üzere, serbest piyasa fikrini felsefi bir düzlemde tanımlamışlardır. Onlara göre serbest piyasa, her tür tasarımcılığa karşı kendiliğinden gelişen ve bireylerin tercihleriyle günbegün değişim göstererek devamlı surette evrim geçiren soyut bir sistemin adıdır. Serbest piyasa, planlı ekonominin karşısında yer alır ve bu yer alış, bireysel özgürlüğü garanti altına alan ve toplumun belli bir ilke etrafında topyekun planlanmasına karşı, toplumsal hayatın inşasına dönük insan bilgisinin sınırlılığını ön plana alan epistemolojik bir kabuldür. Hayek’in muhafazakar olarak addedilmesinin nedeni, modern dönem rasyonalist fikirlere karşı kuşkulu olmasında yatmaktadır. Bu “epistemolojik” kabul, Rasim Ozan’ın ileri sürdüğünün aksine, “ideolojik” bakımdan Hayek’i muhafazakar yapmaya yeterli değildir.

Hayek’in muhafazakar olarak nitelendirilemeyecek olmasının bir diğer önemli sebebi, Hayek’in toplumsal kurumların(yasalar, ahlaki kurallar, vs.) değiştirilebileceğine dair geliştirdiği fikirleridir. Çünkü Hayek, toplumsal kurumların insanoğlu tarafından yaratıldığını bu nedenle de toplumsal kurumların insanların arzu ve isteklerini karşılama noktasında olgusallığa sahip olduğunu kabul etmektedir. Toplumsal kurumların insanlar tarafından yaratıldığına dair geliştirdiği argümanını, insanların söz konusu kurumlar üzerinde hak ve önceliğe sahip olduğu teziyle bitirerek, insanların toplum karşısındaki ayrıcalıklı pozisyonları olduğunu söyler. Bir diğer önemli husus, muhafazakar ideolojinin ön kabulü olan ortak amaçların önceliği noktasında Hayek’in fikirleridir. Hayek, faydalı bir neticenin çıkması için ortak amaçların varlığına gerek olmadığını, bireylerin bencil tercihlerinin sosyal yapıda faydalı sonuçlar yaratacağını kabul eder. Hatta Hayek’in bu ifadesinin, Rasim Ozan Kütahyalı’nın ısrarla ayrım yapmaya yeltendiği Adam Smith’in “Görünmez El” prensibiyle benzerlik taşıdığı hemen fark edilmelidir.

Mises’in Liberalliği üzerine getirilen yorumlama da tartışmaya açıktır. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Mises’in, yaşadığı hiçbir dönem boyunca liberal-demokrat olup olmamakla ilgili herhangi bir iddiası olmamıştır. Çünkü o, felsefesini epistemolojik temeller ve empirik bulgular üzerine yoğunlaştırmıştır. Ancak neredeyse bir asırdır gerek klasik liberal camiada gerek liberteryen camiada Mises’in fikirlerinin büyük bir şevkle kabul ediliyor olması karşısında Mises’in “liberalliği”nin – ya da “demokratlığı”nın – tartışmaya açılması da, hayli ilginç görünmektedir.

Mises hiçbir zaman demokrasi ve liberalizme deontolojik bir nosyon yüklememiş ve her iki felsefi önermeyi de, kendi ön kabullerinden doğan gerekçelerle değerlendirme yöntemini benimsemiştir. Şöyle ki; Mises açısından temel sorun, beşeri ilişkilerin dayandığı noktadır. Beşeri düzen ya özel mülkiyete dayalı, gönüllü ilişkilerden doğan ve serbest piyasa sistematiğinde somutlaşacaktır ya da üretim araçlarının kolektif mülkiyetine dayalı biçimde sosyalist bir düzen girişimiyle sonuçlanacaktır. İlkinde beşeri ilişkiler gönüllülük yoluyla oluşacağından barışçıl bir düzenin tesisi noktasında somut adımlar atılmış olacak iken, ikincisinde tüm mülkiyet yapılarının devamlı surette kolektif mekanizmaya transferi söz konusu olacak ve tüm beşeri yapı bu kolektif mekanizmanın tam egemenliği ve kontrolü altında tutulacaktır. İlkinde bireylerin tercihleri, davranışları, kararları, yönelimleri ve ürettikleri ön planda iken, ikincisinde kolektif mekanizmanın keyfi yaptırımları ve bireyler aleyhinde gelişen otoriter yapısı ön plana çıkacaktır. İlkinde herkes kendi çıkarları için yaşama, çalışma ve üretme “özgürlüğü”ne sahipken, ikincisinde herkes başkaları için yaşama, çalışma ve üretme “zorunluluğu”na sahiptir.

İşte tam da bu noktada Mises, demokrasinin sosyal işlevinden bahsederek, beşeri ilişkilerin ve kurumların barışçıl biçimde sürdürülebilmesinde demokrasinin olumlu bir etkisinin olduğunu kabul etmektedir. Mises, demokrasinin değerini, iktidarın sadece oylarla belirlenmesine dönük bir işlev yaratmasında değil, fakat aynı zamanda herkesin seçme hakkına sahip olduğu bir toplumda hiçbir iktidar yapısının özgür tercihe dayanan bu karar sistemini aleyhte genişletemeyecek oluşunda görmektedir. Mises, buna göre, demokrasiyi, gönüllülük çerçevesinde gelişen ve özel mülkiyete dayanan barışçıl ilişkileri tehlikeye atacak şiddet durumlarını engelleyici bir unsur olarak görmektedir. Üstelik Mises, iktidarın şiddete dayalı değişimini Marksist bir metod olarak görür ve demokrasinin kesinlikle bu tarz bir yönteme karşı olduğunun altını çizer. 

Bir diğer önemli nokta ise şudur; Mises, hiç şüphesiz, belki de liberalizm ile demokrasi arasındaki ilişkiyi en doğru şekilde tahlil eden ve bunu liberalizmin “sine qua non” u olan felsefi ilkelerine hiçbir halel getirmeden yapan filozof olmuştur. Çünkü Mises, demokrasiyi “fikirlerin serbest piyasası” olarak nitelendirerek kısa fakat çok net bir argüman sunmuştur. Tahlilini daha da derinleştiren Mises’e göre, serbest piyasada üreticilerin kazanmaları nasıl ki tüketici lehine kararlar almaları ise, demokraside de sivil iktidarların kazanmaları, tüketici vasfında olan oy sahibi vatandaşlara hizmet etmeleri ile mümkündür. Serbest piyasada bir üreticinin varlığına hizmet ettiği tüketiciler gösterdikleri talep yoluyla karar verirler. Demokraside de bir iktidarın devamlılığı, tıpkı serbest piyasada olduğu gibi, hizmet götürdüğü vatandaşların talepleri doğrultusunda belirlenir. Demokrasi ile liberalizm arasındaki böylesine derin, içsel ve yalın ilişkiyi görebilen Mises’in liberal-demokrat olup olmadığı konusunda yapılan tartışmalar demagojiden öteye gidemeyecektir.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 24 Şubat 2010 )
 

Yorumlar  

 
+2 #4 @BerkHalit Y 2010-03-01 00:33
Vallahi doğru söze ne denir? :)
Alıntı
 
 
+7 #3 Efe Ve BilgisizliğiA.Serkan K. 2010-02-26 19:30
Rasim diyor ki "Anya" Efe diyor "Konya" fakat ortada "gerçek" yok...

Rasim konunun sadece bir kısmına hakim "Hayek Muhafazakar" diyor. Bu doğru ama Mises liberal- demokrat çizgide değil diyor...Bu gerçekleri pek yansıtmıyorsa da Bu doğru değil...Amma Mises salt Liberal olduğu kesin...

Fakat mesele Onu eleştirmekten yola çıkan Efe kardeşimizde saklı...O Hayek'i liberal yaptı bile... Bu konu BAŞTAN AŞAĞIYA yanlış Çünkü Hayek ekonomi hariç örneğin siyaseten bilindik hatta Koyu bir muhafazakar...Hayek "Yeni Sağcı" diyebiliriz...Mises radikal-Whig'lerin uzantısından gelsede pozitivist ama değerleri nesnel bir ölçü ile izliyor. Herşeyi ekonomi de görüyor. Devlet'i küçültelim diyor ama yoketmeye asla uğraşmıyor. Demokrasiden hoşlanmıyor ama serbset piyasa mantığı ile aynı ölçüye koyuyor sonra Seçilmiş Hükümet "rekabet ortamında" her şeyi yapar diyemiyor. Kendisiyle çelişip duruyor...

Herşeyden öte Efe Hayek ile popper'ı bir görmesi tam bir dram. Poper televizyonu yasaklamaya varacak kadar Sahte eşitlik yanlısı "Marxsist" bir gençlik aşkından bozma bir liberaldir. veee rasimin kahramı POPPER'DIR...Ve rasim bunu asla saklamaz....E aile geleneklerinden insan sonunda kopamaz...Değil mi?
Alıntı
 
 
+7 #2 @halitBerk Can 2010-02-26 11:32
o kelime bu cenahta "floating signifier"
Alıntı
 
 
+7 #1 Rasim Ozan ve PozitivizmHalit Y 2010-02-25 19:45
Rasim Ozan'ı da pozitivist yaptınız ya, Allah sizden razı olsun. :)

Ben yazarda bu yeteneği ta Descartes yazısında gördüm dediydim, di?
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans