| Yine Yargı, Yine Kriz |
|
|
| Yazar Öner Bulut | |
| Perşembe, 18 Şubat 2010 | |
|
Bu gelişmelerden sonra Başkentin siyasi arenası yangın yerine döndü. Ardı ardına alınan kararlar ve yapılan açıklamalarla kriz büyüyerek devletin tüm kurumlarını içerisine aldı. Önce HSYK, Erzurum Özel Yetkili Savcılarının yetkilerini geri aldığını açıkladı, arkasından Yargıtay ve Danıştay da artık alışkanlık haline getirdiği bir hatayı tekrar ederek, başkanları vasıtasıyla HSYK’nin aldığı bu kararı desteklediklerini duyurdular. Yargıtay ve Danıştay’ın ilerde kuvvetle muhtemel temyiz incelemesi yapacağı muhakeme süreçlerine dair açıklamalar yaparak ‘ihsası rey yasağını’ çiğnemeleri yeni bir durum değil. Bu hukuk dışı açıklamaları, artık bir siyasi ideolojinin sözcülüğünü yapmayarak sadece ve sadece evrensel hukuku savunan aklı başında hukukçular dahi yadırgamıyor. Çünkü tüm hukukçularca biliniyor ki, teorik düzeyde çok önemli bir kurummuş gibi kamuoyuna lanse edilen ihsası rey yasağının ampirik düzeyde hiçbir ehemmiyeti yok. Zira yüksek yargı organlarının, sadece ve sadece hukuku uygulamak suretiyle maddi gerçekliğe ulaşmakla görevli olduklarını unutarak, yasama ve yürütmenin her daim karşısında duran bir devlet kurumu olarak vazife yapmalarını ve bu vazifeleri uğrunda hükümete karşı savaşım vermelerini de kanıksadık. Fakat tüm bu olumsuzlukların yegâne sorumlusu olarak da yargı organlarını göremeyiz. Yargı organlarının görev ve yetkilerini, çağdaş evrensel hukuk normlarına göre bir türlü güncelleyemeyen, yargıda esaslı ve köklü bir reform gerçekleştirmekte yeni gelin edası ile nazlandıkça nazlanan, gerçekleştirdiği belli başlı değişiklikleri de tamamen AB’nin gönlünü hoş etmek amacıyla isteksizce yapan hükümetin de var olan yargısal problemlerin bir türlü çözülememesinde sorumluluk taşıdığını gözden kaçırmamalıyız. Güncelliği açısından Erzincan Başsavcısı olayını değerlendirirsek, krizin birincil nedeni, CMK md. 250 ve devamında var olan, kategorik olarak belirlenmiş örgütlü suçlar için özel yargılama usullerinin uygulanacağına dair kanun hükümleridir. Hatırlarsınız, eskiden DGM olarak bilinen mahkemelerimiz vardı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri… Bu mahkemeler, ‘doğal hâkim prensibi’ göz ardı edilerek yargılama yapar ve hüküm kurarlardı. AB ile müzakereler kapsamında, AB yetkililerini kandırmak için basın da kullanılarak süslü reklamlarla DGM kağıt üzerinden kaldırıldı. Hükümetimiz zannetti ki AB yetkilileri, Türkiye kamuoyu kadar saftır. Lakin kağıt üzerinde yapılan bu değişiklik uygulamada hiçbir zaman yaşam şansı bulamadı. Çünkü artık özel yetkili savcılarımız ve mahkemelerimiz vardı. Ve bu savcılarla mahkemeler için özel yargılama usulleri belirlenmişti. Gözaltı süreleri uzatılmış, tutuklama şartları ağırlaştırılmış, delil toplama süreçleri farklılaştırılmış, kısacası doğal yargıç ilkesi yine ayaklar altına alınmıştı. O dönem DGM levhaları söküldü belki mahkemelerin duvarlarından, ama DGM’nin ruhu kaya kütlesi gibi oturdu kaldı hukukun üzerine. Patlak veren bu tip bir yargısal krizin çıkması bu nedenle kaçınılmazdı. Siz hukukun evrensel ilkeleri yerine, bölgesel ve tarihsel bir takım sorunları bahane ederek, bir bütün olması gereken ceza yargılaması usul kurallarını parçalayarak özel suçlar için özel ceza yargılaması, askeri suçlar için askeri ceza yargılaması, terör suçları için ayrı siyasi suçlar için ayrı ceza yargılaması usul kuralları koyarsanız, bu tür görev ve yetkiden kaynaklı yargısal krizleri göğüslemeye de hazır olmanız gerekir. Aynı mahiyette bir kriz Şemdinli Davasında ve Dursun Çiçek olayında da yaşanmıştı. Bu nedenle Erzincan Savcısı krizi dolayısıyla fazlaca şaşkınlık yaşamadım. Çarşambanın gelişi perşembeden bellidir zira. Böyle bir sorunun gelişmesini bir süredir bekliyordum açıkçası. Hatta bir kehanet daha gerçekleştireyim isterseniz. Önümüzdeki yıllarda, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ve seçim sonrası süreçte, parlamenter yönetim sistemi ile Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin sertçe tartışılacağı büyük bir siyasi kriz çıkması olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorum. Hele bir de hükümet ile halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanının siyasi ve sosyal görüşleri zıt yönlerde olursa krizin boyutu daha da büyük olacaktır. Parlamentarizm ile hali hazırdaki Anayasal yetkilerle donatılmış ve halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanının varlığı arasındaki derin sistemik çelişkileri incelemek başka bir yazının konusu olsun. Sadete gelmek gerekirse Erzurum Özel Yetkili Savcısının, Erzincan Başsavcısı aleyhine soruşturma yürütmeye yetkisinin olup olmadığı, HSYK’nin Özel Yetkili Savcının yetkilerini elinden almaya salahiyetli olup olmadığı, Yargıtay ve Danıştay’ın açıklamalarının hukuk ile bağdaşıp bağdaşmadığı gibi soru ve sorunların, bu gibi sorunlara neden olan esas büyük sorun karşısında çok da ehemmiyetinin olmadığını düşünüyorum. Zira yargı sistemimizin, uygulayıcılarının eğitiminden işe başlayarak genel manada ele alınması gereken çok daha yapısal ve zihinsel problemleri olduğu artık gizlenemeyecek raddeye geldi. Mevcut yargı sistemi ile uluslararası siyasi arenada, özellikle AB müzakere sürecinde işimizin çok zor olduğu bir gerçek. Bir diğer gerçek de mevcut hükümetin tarihi fırsatı kaçırarak sekiz yıla yaklaşan iktidarı döneminde yargı reformunu gerçekleştirmek yerine vitrini düzeltme çabası ile siyasi gücünü tükettiği gerçeğidir. Umut bu ülkenin fakir ve ezilmiş insanlarının ekmeğidir belki, ama ben ülkem adına içimde barındırdığım umut kırıntılarını dahi kaybettim. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Yorumlar
"ben ülkem adına içimde barındırdığım umut kırıntılarını dahi kaybettim"
Neden?
Biz senden ve ulkenin demokrat aydinlarindan en negatif kosullarda dahi pozitif cozumler, tavsiyeler, analizler uretip bize nereye bakmamiz gerektigini gostermesini bekleriz.
***
Ahmet Altan, Murat Belge basta olmak uzere (hem Turkiyede hem Dunyadaki) pek cok yazarin ve profesorun kitlelere ulasma konusunda kullandigi pozitif tekniklerinin baslica kaynaklarindan biri Dale Carnegie nin "Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı" adli kitabi/kitapcigidir. Okudunmu bilmiyorum, okumadinsa tavsiye ederim.
http://en.wikipedia.org/wiki/How_to_Win_Friends_and_Influence_People
bu linkin Turkcesinin takip edilmesi halinde Turkce tercumesinin yayin evi bilgilerine ulasilabilir.
(ISBN 975-331-121-4 Epsilon Yayıncılık 1997).
Ahmet Altan gerek makalelerinde olsun, gerekse kitaplarinda olsun en olumsuz gorunen olaylarda dahi daima kitleleri pozitif yone sevketmeyi basarmistir.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.