| Liberalizm: Radikal Sol Hareket |
|
|
| Yazar Serkan Kiremit | |
| Perşembe, 04 Mart 2010 | |
|
“Liberalizmin olmadığı bir sol dünya; güçlülerin her düzeyde zayıflara karşı sürekli zaferi, Hüküm süren çılgın ideolojiler, siyasetin iktisada, hiyerarşinin yeteneğe baskın çıkması, insan haklarının tanınmaması, eleştirinin yasaklanması ve insanın hor görülmesi demektir.” OCTAVİA PAZ
Liberalizm sürekli bir umut, iyimserlik ve iyi bir yaşam vaadidir. Liberalizm insan kardeşlerine mutluluğu arama hakkı olarak tercih yelpazesini genişletme, maddi ve manevi ihtiyaçlarını arttırma gerçeğidir. Bu gelenek son 5 yüzyıldır, ara ara kesintiye uğrasa da, neredeyse hiç durmadan insan kardeşlerine çalışır. Liberalizm, “Sağ siyasetin” amacı olan eskiye dönüş senaryolarını, mite ve sembollere dayalı bir siyasi yaşamı, doğada olmayan hiyerarşiyi ve ilkel bir düzene olan özlemleri kabul edilemez görerek, gözünü kırpmadan ona karşı kendi radikal fikirlerini savunur. Zaten, Liberalizm daha adı popüler anlamda telaffuz edilmeden önce Radikalizm olarak anılırdı. Radikalizm, Liberalizmin bilinen ilk ismidir. Radikalizm, 1789’da Fransız Devrimiyle birlikte Anglo-Sakson dünyada Whig’ler arasında entelektüel ve siyasi duruş farklarından ortaya çıkmıştır. Whig’lerin sağ kanat baş entelektüeli Edmund Burke; “Reflections on The Revolution in France” adlı eserinde Whig düşüncesini Tory düşüncesiyle birleştirerek muhafazakar düşünceyi ortaya çıkardı. Neydi bu eski Tory geleneğine bağlı muhafazakar düşünce? Eski Rejimi koruma, akla karşı geleneği ve türe dayalı aklı savunma, atalara-sembollere- mite tapınma, hiyerarşi fikrine göre halkı sefil, pis ve okuma-yazması olmayan çapulcular olarak adlandırmak, kralın hakimiyetindeki parlamento düzenini benimsemek, devleti “Zenginlerin ve aristokratların yataklarında huzur içinde uyuyabilecekleri” şekilde sınırlamak ama hükümetin belli bir merkezde güç kullanımına tekelci olarak izin verme, savaş çığırtkanlığı, mülkiyeti –ekonomik değil, siyasi yollarla- insan yapımı yasa aracılığıyla dağıtmak, Kilise ile devleti bir görmek, bireyi değil türü gerçek saymak, değişime kuşku ile bakmak, sadece toplumsal ahlakı normal saymak diğer tüm düşünceleri sapkın olarak adlandırmak, Erkekleri kadınlara, beyaz ırkı siyaha ve sarı ırka mutlak üstün görmek, eskiden kutsal görünen her şeye karşı saygılı davranmak ve onları muhafaza etmek (Kölelik-erkek egemen aile-töre cinayetleri...vs), hayatı dini bakış açısıyla değerlendirmek ve devleti ve toplumu buna göre yönetmek. Oysaki Whig’lerin sol kanadı Tory geleneğinin tam zıttı olarak kökten değişimi savunmuştur. Radikal Whig’lerin siyasi lideri CHARLES JAMES FOX’tur. Entelektüel liderleri ise THOMAS PAİNE’dir. Paine, “İNSAN HAKLARI” adlı eserinde: Burke ve Whig’lerin sağ kanadına şu cümleyle yaklaşıyordu: “ Veraset yoluyla krallık, Veraset yoluyla matematikçilik kadar saçmadır.”... Burke’nin “Bütün Avrupa Krallıkları birleşip derhal Fransa’ya savaş açılmalıdır” sözüne Paine şöyle cevap veriyordu: “ Tüm dünyada ülkeler arasında kavgaları kışkırtarak savaştan geçinenleri kınıyorum...ve...İnsanlık için nimet olan, onlar için kahırdır. Kendi varlıkları ülkede düzenbazlığın varlığına bağlı olduğundan, ilkelerin yerleşmesi onları korkudan titretir; ve kendilerini işgal ettikleri mevkilerden atabilecek emsallerinden ödleri kopar.” (İnsan Hakları, T.Paine, Çeviri: Hüseyin Sarıca, Belge yayınları, S.72.) Radikal Whig’lerin siyasi lideri Fox ise 30 yıllık kader arkadaşı Burke’nin kitabını okuduktan sonra “Eski gelenek ve tarzlarla yazılmış, tiran yanlısı ve kötü bir tat” olarak adlandırdı. Bunun sebebi çok açıktı Burke ile beraber tam 30 yıl boyunca İngiliz Hükümetinin Hindistan maliyesi üzerine oynadığı oyunlardan, Amerikan bağımsızlık savaşında vergi vermek istemeyen kolonilere kadar hep beraber her türlü zayıfların özgürlük ve bağımsızlık isteyen her türlü azınlığın yanında yer almalarına karşın, şimdi, Burke bir anda Tacın, Haçın–Kilisenin- ve eski tarz geleneklerin sembollerini korumakla cephe değiştirmişti. Fox, Burke’nin bir anda hükümetin yanında yer almasıyla Whig’lerin muhalefet fikrine zarar verdiğini düşünerek Burke’yi Liberallerin umut partisinden uzaklaştırdı. Burke’de Fox’u meclisteki en önemli görevlerden.... Radikaller böylece Liberal amaçların birliğinde meclisin SOL tarafında oturarak iktidarın cazibesinden ve popüler söylemin gücünden uzak kalmayı tercih ettiler. Peki bu zaman diliminde Radikaller ne için mücadele etmişlerdi? Halkın oy hakkını, köylülerin boş toprak ve ormanları işgal etmesini, şehirlilerin vergi isyanlarını, merkezden yönetim yerine adem-i merkeziyetçiliği, kölelerin özgürlüklerini, kadınların eşitliğini, emperyalizme karşı ulusun isyanını, açların yiyeceklerini, zorunlu askerliğe karşı sadece meşru müdafaa durumunu, ötekiye karşı hoşgörüyü, azınlıkların bağımsızlıklarını, veraset yoluyla hükümet etmenin saçmalığını, en az yönetenin en iyi yönetim olduğunu, emir-komuta toplumuna karşı gönüllü toplumu, hiç kimse; suçlu olduğu ispat edilmediği sürece suçlu kabul edilemez ilkesini, savaş karşıtlığını, işçilere seyahat özgürlüğünü ve işgücü hareketliliğini, statükonun her türlüsüne mutlak karşıtlığını, sanayi ve teknolojinin getirdiği çeşitlilik ve meta fazlalığı, dünya nüfusunu doyurmak ve kendine özgü daha bir çok sol söylemle birlikte insanlığın üzüntülerine ve umutlarına merhem olacak çok sayıda enstrüman ve repertuar getirmiştir. Radikalizm, liberalizmin mantıksal olarak en uç noktasında tüm ataerkil, feodal ve pastoral ilişkileri, dinsel tutuculuğu, şövalyece hırsları, kaba duygusallığı tarihin sayfalarına gömmek için uğraş vermiştir. Bir çoğunda başarı sağlayarak devrimci nitelik kazanmış bir çoğunda ise hala daha mücadelesini sürdürmektedir. Bu açıdan liberalizm sürekli bir devrimcidir. Tarih sayfasında Magna Carta, 1699 İngiliz Devrimi, 1776 Amerikan Bağımsızlık Savaşı, 1789 Fransız Devrimi, 1989 Berlin Duvarının Yıkılışı ve günümüzde hüküm süren turuncu devrimler....Hep radikal bir sol hareket olduğunu bize hatırlatır. Fakat Radikalizm nasıl oldu da Liberal düşünceden Sosyalist düşünceye kaydı ve liberaller köklerini unutup sağa çark ettiler. Bunun ilk sebebi Fransız Devriminde “Evrensel Barış ve Halkın Dostları Derneği” üyeleri ve İngiliz Liberallerin Hükümet tarafından aşırı kavuşturmaya uğramaları, nüfuz kaybı, toplumun yeniye karşı hissi ve önyargılı davranışları, radikalleri bezdirmiştir. Bununla beraber, radikal olma nedeniyle toplumdan dışlanmalarının ötesinde halktan bir çok kişi hapse atılmış, Fransız devrimini destekledikleri için bir çok kişi ve ailesi hayatını kaybetmiştir. Radikaller korku ve dışlanmanın getirdiği zorbalıklardan yılmış bununla beraber Fransız Devrimi Fox’un deyişiyle “İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük ve en olağanüstü zaman...kazanılmış bütün hak ve özgürlükler bir çırpıda utanç verici bir şekilde Napolyon’a teslim edilmiştir.” Bu radikalizmin ilk büyük hayal kırıklığıydı. Oysaki Radikal-Liberal Devrim; cumhuriyeti, demokrasiyi, sanayi toplumunu gerçekleştirmiştir, doğada olmayan hiyerarşiyi yerle bir edişi, kilise ile devletin mutlak bir şekilde ayrılmasını sağlayarak, mülkiyetin halka yayılmasını, özgürlük, dayanışma ve yeteneğe göre şekillenen ve yükselen hayat standardını evrenselleştirmiştir. Buna rağmen radikal Whig’ler Fransız Devrimine hazırlıksız yakalanmışlardır. Siyasi ve ekonomik yönden güçlü bir kitap, halka hitap eden, günlük genel sorulara cevap veren bir ideoloji oluşturamadan kısa sürede, hayalperest eşitlikçilere, içe kapalı toplumculara, bireysel tercihin düşmanlarına, dindar ateistlere, toplum mühendislerine, milliyetçilere, kültür-karşıtlarına, hesapçı-faydacılara, popülistlere, idealistlere, maddecilere, ilkelcilere, vergi ile geçinenlere, makam avcılarına, spekülatörlere, devlet eliyle zenginleşen işadamı ve sermayedarlara...vs. yenik düşmüşlerdir. Bu açıdan Liberaller, gerçekleştirdikleri, özgürlük, barış ve refah ortamını entelektüel açıdan sağlam temellere oturtamadan devrimi kaybetmişlerdir, kanaat önderlerini de ölümlerle hızla yitirerek, bir anda öksüz ve dayanaksız kalmışlardır. Napolyon’dan sonra savaşın, imhanın, köleliğin ve eski-rejimin kötü tortuları olarak milliyetçilik ve kültür-düşmanlığının çağı gelmesiyle birlikte liberaller radikal fikirlerinden uzaklaşmışlardır. Bunun nedenlerinden bir tanesi de radikal-liberal olmayan güçlerin, Devleti hem sosyal hem de ekonomik yönden ekonomik ve siyasal yolları kullanarak, egemenliğini dört bir yana yayması ile alakalıdır. Devlet eliyle yani siyasal yollarla halkın kanaat ve menfaatlerini karşılıklı kullanan Jakobenler, Ulus-Devletçiler, Milliyetçiler, eşitlikçiler, mülkiyet düşmanları, savaş yanlılarının total ütopyalarına ve tepeden inmeci fikirlerin akıl almaz bozgunlarına daha fazla katlanamayan Liberal-Radikal hoşgörü ortamı, devrimi, zorbalığa ve zorbaya teslim etmek zorunda kalmışlardır. Liberal-Radikal Devrim, böylece aslında amaçlarının bir çok kısmına ulaşırken araçlarını mümkün olan en hızlı şekilde kaybetmiştir. Belki de Devrimin özünde yer alan yıkıcı tutku, direksiyonu sonunda en şeytani güçlere, fena ve iktidar hırsıyla yanıp tutuşan karakterlere ve ideolojilere vermek zorunda kalıyordu. Aslında Radikal-Liberal düşüncenin bir türlü çözemediği gerçek buydu: Özgür Toplum; zorbalık, askeri düzen, hiyerarşi, kendini feda etme, dinsel güdü, örgütlü kötülük, bağımlılık, fanatiklik, demokrasilerde sayısal üstünlüğün getirdiği küstahlığa ne yazık ki hoşgörü ile yaklaşırken; insan doğasının asırlardır doğa ile verdiği mücadeleden kalma birbirine tutunma durumu olarak güvenlik, hayatta kalma ve bilinmeyene duyduğu arzu, onu, özgürlüğün dingin sularından, özgürsüzlüğün azgın sularına taşımaktadır. Ne yazık ki tutuculuğun, bağnazlığın ve eski-rejimin biçimi değişse de, kendini feda etme güdüsü, ilk günah kavramı ve insanın ezeli mağlup olma ilkesi, toplumun bilincinde ve medeniyetin ruh halinde ısrarla yaşamaktadır. Belki de eski-rejimin arda kalan kısımları radikallerin sürekli ve şiddetli değişimleri karşısında en güçlü yanları olarak kaldı. Örneğin Neo-Con (Yeni-sağcılar) whig’lerin sağ ve sol olarak ayrılmadan önce serbest piyasa, sivil toplum düşüncesi ve sınırlı devlet ideali zaten vardı. Fakat radikal düşüncelere karşı takındıkları tavır çok bağnaz, saldırgan ve statükocuydu. Sosyalistler ise kökten toplumsal değişimi ve zayıfın yanında olma ilkelerini devlete karşı verilen mücadelede görürlerken, (bu fikirleri radikallerden devralmışlardı) fakat bunu gerçekleştirmenin sonraki yorumlarında (Marx’tan sonra) tek yolunun devleti ele geçirip, devlet ile geçerleştirilen baskının sonuç vereceğine kâni olmuşlardır. 20. yüzyıla girerken Radikal-Liberallerin amaçları sosyalistlerce, araçları muhafazakarların kirli ellerinde çarçur olmuştur. Ne yazık! Radikalizm, “İnsan bedenini çiğneyip geçen çizmelerin” Hitler, Mussolini gibi solcu ve sağcı-milliyetçilerin, Stalin, Che, Mao gibi sosyalistlerin, Bush, Lincoln, Roosvelt, Bismarck gibi sağcı-muhafazakarların ayaklarının altında geleceğini ve pusulasını şaşırmıştır. Bugün “Yaşayan Radikal Düşünce” yani, insanlığın bir türlü peşini bırakmadığı mutluluğu arama durumu: doğa üzerinde güç edinme ve isteklerin kölesi olmaktan çıkma deneyimidir. Bu tarihsel deneyim birikerek medeniyeti ve onun araçların ortak adı olarak kültürü oluşturur. Bu güç mücadelesinin en büyük meşalesi “akıl”dır. Bu serbest piyasa, para, köprüler, gökdelenler, sayısız teknolojiler, uçaklar, uzay istasyonları, stadyumlar, mobil telefonlar, üç boyutlu televizyonlar, elektrik-elektronik aygıtlar, çeşitli gıda ve içecekler, robotlar, kitaplar, İnternet, oyunlardır.... İnsanlık bundan asla vazgeçemez, bundan vazgeçmeyi bir an bırakırsa dünya ne bu kadar nüfusu doyurabilir, ne de bu kadar ümitsizliği taşıyabilir. Bugün radikalizme kürtaj, çoğulculuk, çevre ve gay hakları gibi yüzlerce yeni maddeler eklense de gelecekte de Radikal-Liberaller asla eski fikirlerinden taviz veremeyeceklerdir. Radikalizm tutumu bellidir ve bu tutum bugün daha açıktır. Zulme karşı gelme, zayıfın, azınlığın yanında olma, nüfusun doyurulması, barış, özgürlük ve içi geçmiş geleneklerin yerine taze, genç, diri ve değişime açık kurumları öne çıkarmaktır. Radikalizm insan onuru ile ümidinin tarih sahnesindeki ilk adıdır. Ve bugün eğer medeniye varsa, bu kesinkes başarılmıştır. Önemli olan bunun isteniyor veya istenmiyor olması değildir. Bunu devam ettirecek miyiz, ettirmeyecek miyiz? Mesele budur. Çünkü kimse “yanlış bir şeye inandım” yerine “ Şu anda yanlış bir şeye inandım” diyemez. “Ey özgürlük, emsalsiz güzel, senin krallığın kuruldu artık! Ayakların toprağa bastı, yüzün evlatlarının, yıldızlarının arasındaVe senin evladın olan ben Gece gündüz o neşe dolu şarkını söylüyorum” EDWARD CARPENTER |
|
| Son Güncelleme ( Perşembe, 04 Mart 2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
Örneğin 1800-1848 yılları arası Orta Amerika Tarihi(Octavia Paz'ın Ataları yaniMeksikadan- Kostarikaya kadar) Liberal-Radikal Orduların, Muhafazakar-Statükocu Ordular arasında geçen İç savaşlarla doludur. Düşünün yani Özgürlük, Hukuk Devleti, Bireysel tercihler için savaşan bir dünyayı...UNUTTURDULAR BİZE BÜTÜN BUNLARI...
Niye Kostarika da liberteryen parti yüzde 14'e yakın oy aldığını ve Kostarikanın neden bir ordusunun olmadığını Halitcim bu tarih açıklamıyor mu?
Octavia Paz Liberalizmi 1985'ten sonra keşfetmiştir. Bütün sosyalistleri nasıl şaşırtmıştır bir bilsen....
''Klasik liberalizm soldur'' anlamında birşey söylememiş sanki :)
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.