Statükonun Devamı mı Değişim mi? Yazdır E-posta
Yazar Mesut Önatlı   
Perşembe, 04 Şubat 2010

Türkiye’de 1980lerle beraber şekillenen yeni bir çatışma alanı günümüzde en belirgin çatışma alanı haline geldi. Emek-sermaye, köylü-kentli, Türk-Kürt, Alevi-Sünni vb. çatışma alanları varlıklarını kısmen koruyor olsalar da oluşan bu yeni çatışma, bu çelişkileri kapsayan bir duruma geldi. Bu yeni çatışma alanı statüko-değişim çatışmasıdır. Bir tarafta mevcut sistemin (Kemalizm de diyebiliriz) devamından yana olanlar öbür tarafta talepleriyle bu sistemin değişmesi gerektiğini dile getirenler. Statükonun devamından yana olan cephede ordu, yargı, CHP, bunlar etrafında kümelenen sivil toplum örgütleri ve kısmen MHP sayılabilir. Değişim cephesine ise İslamcı Hareket, Kürt Hareketi, liberal-özgürlükçü yazar ve aydınlar, kısmen Aleviler ve önemli bir sivil toplum ağı yerleştirilebilir.

Bu cephelerin her biri içindeki güçler de kendi aralarında çatışmıyor değil fakat makro düzeyde temel amaç ve hedefleri onları statüko ya da değişim cephesine yerleştiriyor.

Bu cepheleşme nasıl oluştu ve belirginleşti?

Açık ki Kemalizm, yeni kurulan devlete ulus yaratma temel amacıyla işe koyuldu. Kemalizm’e göre ulus ayrılmaz organik bir bütündü. Ulusun içinde birbirleriyle çatışan farklı grup, sınıf veya örgütlenmeler olamazdı.  Her şey birbirini tamamlıyor ve bir bütün olarak ulusu oluşturuyordu. Ulusu, Batıdan esinlendiği korporatist-dayanışmacı fikir doğrultusunda değerlendiren Kemalizm, bu tarz bir ulus yaratmak için bu bütünlüğü bozabilecek farklı her grup ve örgütlenmeyi tek merkezde toplama, buna karşı direnenleri de dışlayıp bastırma yoluna gitti. Bu durum Kemalizm’i gittikçe daha da tekçi, baskıcı ve yer yer faşizan bir yapıya büründürdü. Dahası Mustafa Kemal imgesi etrafında bir kutsallık oluşturulup Kemalizm’e olan veya olabilecek her türlü eleştiriyi yasaklama ve bu yolla bertaraf etmeye çalıştı.

Kemalizm’in, bu, her türlü farklı hareket ve örgütlenmeyi dışlama ve bastırma politikası karşı cephenin oluşumunun da temellerini attı. Çok partili hayata geçişle beraber ve sonrasında statükocu Kemalist sistem karşıtı hareketler iyiden iyiye gelişim gösterdi. Bu durum, mevcut statüko yanlılarını, sistemi koruma adına orduyu ve yargıyı temel koruyucu güç olarak görmeye ve bu şekilde her gerektiğinde sistem karşıtlarına karşı darbe yapmaya yöneltti.

1980lerdeki kırılma

Ne var ki Kemalizm’in bu hegamonik yapısı 1980lerle beraber bir kırılma yaşadı. 80lerle beraber uygulanmaya sokulan liberal ekonomik politikaların yarattığı değişim ve bununla paralel gelişen İslamcı Hareket ve Kürt Hareketinin yükselişi Kemalizm’de ciddi anlamda bir kırılmaya neden oldu. Bu kırılma ve değişimi hisseden statükocu sistem yanlıları sistemi koruma adına bugün iktidara gelebilecek kadar büyüyen İslamcı Hareketi, yine yükselişi ile Kürt Sorunu’nu ciddi anlamda görünür kılan Kürt Hareketi’ni ve değişimden yana özgürlükçü-liberal aydınları sistemin karşı durulması gereken temel düşmanları ilan etti.

Statükodan yana olan güçler ile değişimden yana olan güçler arasındaki çatışma bugün artık toplumdaki temel çelişki haline geldi ve iyice belirginleşti. Ve görünen o ki, Türkiye’nin geleceği bu güçler arasındaki çatışmanın sonucuna göre şekillenecektir. Bugün statükodan yana darbe yanlısı cephe, plan üstüne plan yapmasına karşın eskisi gibi güçlü olamamaktan kaynaklı bu planları hayata geçirmekte sorun yaşıyor. Karşıt cephe ise eskisi gibi güçten yoksun, kaderine razı bir yapıda değil. Sistem karşıtı İslamcı Hareket, bütün engellemelere rağmen iktidarda. Kürt Hareketi, parti kapatmalara, belediye başkanlarının tutuklanmalarına ve bu tutuklanmaların minnacık çocuklara vardırılmasına rağmen (belki de bu nedenle) günden güne büyüyor. Sokaklardaki tepkilerin durdurulamayışı ve Adil Gür başkanlığındaki A&G şirketinin son kamuoyu araştırması bunu gösteriyor. Her darbe planında tutuklanmaları hedeflenen özgürlükçü-liberal aydın ve yazarlar ise hem sayıca artmakta hem de seslerini daha gür dillendirebilme olanağına sahipler bugün.

Değişim cephesi başarabilir mi?

Ne var ki değişim cephesinin içerisinde yer alan bu farklı güçler tek tek güçlü denilebilecek bir konumda olmalarına rağmen darbeci sisteme karşı hiç biri tek başına başarabilecek güçte değil. Bir araya gelme ve beraber hareket etme konusunda ise acizlik yaşıyorlar ve temel başarısızlık nedenleri de bu gibi görünüyor. Birbirleriyle çatışmak yerine beraber hareket etmeleri başarıyı sağlayacak tek devindirici güç. Birbirlerine karşı belirli adımları atabilirlerse mevcut birlikteliği sağlamaları olanaksız değil. Bu oluşumların birbirlerine karşı algıları da dikkate alınarak ilk elden yapmaları gerekenler şu şekilde sıralanabilir.  

AKP, belirli çıkarlar karşılığında her gerekli gördüğünde ordu ile gizli-saklı toplantılarda anlaşıp Kürt Hareketi’nin yasal parti ve seçilmişlerine operasyon üstüne operasyon düzenlemekten vazgeçmeli ve kamuoyunda “taş atan çocuklar” olarak bilinen TMK mağduru bütün çocukların bir an önce serbest bırakılmasını sağlamalı. Kürt Hareketi de AKP’yi mevcut statükocu sistemin temel temsilcisiymiş gibi algılamamalı ve bunu kitlelere bu şekilde lanse etmemeli. Yine özgürlükçü-liberal aydın ve yazarlar, Kürt Hareketi-Kemalizm benzetmesi yapmaktan vazgeçmeli. Kürt Hareketi de her eleştiriyi sistem yandaşlığı olarak görmekten geri durmalı.

Öbür taraftan Alevi ve diğer dini grupların ibadetlerini özgürce yaşama istekleri bu cephenin içindeki herkesçe özgürlüğün-adaletin olmazsa olmaz şartı olarak görülmeli. Aleviler de Diyanet’in, Kemalizm’in dini de tek elde toplama gayesiyle oluşturulduğunun, bunun varlık sebebinin İslamcı Hareket olmadığının ve geçmişte yaşadıkları saldırıların yine sistemce tezgâhlanan oyunlardan kaynaklı olduğunun ve yine İslamcı Hareketin kendi içinde değişim geçirdiğinin bilincine varmalıdır. Bunlara ek olarak sol-sosyalist olarak tanımlanabilecek çevre de her kriz veya işçi eylemini “Marksist devrim geliyor”a yormamalı, işçi sınıfını tek gerçek olarak görmekten vazgeçmeli ve gerçekleşecek böyle bir değişimin sola da ivme kazandıracağını görerek bu cephede yer almalıdır. Diğer oluşumlar da işçi-emekçinin yanında olmalı, onların mücadelelerine güç katmalıdır. 

Değişimden yana cephenin başarısı kendi içinde bu birlikteliği başarıp değişim cephesinin birer bileşeni olabilmelerine bağlı. Bu birlikteliğin başarılamayışının ise statükodan yana cepheyi güçlü kılan ve darbelerin olabilirliğini de belirleyen temel etmen olduğunun görülmesi gerek. Osmanlıdan Cumhuriyete ve günümüze gelen darbe geleneğini unutmamak, “darbe devri bitti” gafletine düşmemek ve birlikteliği önemsemek bugün her zamankinden daha çok aciliyet arz etmektedir.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde olmasa da ilk yarısında, Türkiye ya bir darbeyle “1923lerin ruhuna geri gidip” kendi içinde kapalı, tekçi, baskıcı hegemonik bir yapıya bürünecek ya da bu merkezci-hegemonik sistemi tümden aşma başarısını gösterip kendi halklarıyla barışık, çok kimlikli, çok kültürlü, çok dinli, özgürlükçü bir sisteme evrilecektir. 

 

Mesut ONATLI

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır                                                                                

Son Güncelleme ( Perşembe, 04 Şubat 2010 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans