| Laissez Faire, Laissez Fumer |
|
|
| Yazar Ebuzer Irkıçatal | |
| Çarşamba, 27 Ocak 2010 | |
|
Bir de yeni yıl itibari ile gündemimize giren başka bir uygulama var. O da sigaraya yapılan yeni vergi zammı. Bu zammın amacı ne peki? Bu zammın da iki boyutu olduğunu düşünebiliriz. Birincisi mali yönüdür. Hükümet vergileri arttıracak ve böylece kasasına daha çok para girecek. Ayrıca yeni uygulamanın ikinci bir ciheti de var ki o da sağlıkla ilgilidir. Vergiye zam yapmış doğal olarak da sigara fiyatları artmıştır. Sigara daha pahalı olunca içecek sayısı da azalacaktır, sigara tüketimi de. Yani hem daha az kişi içecek hem de içen daha az içecektir. Hal böyle olunca da sağlık harcamaları da düşecektir. Sonuçta sigaranın sağlığa pek faydalı olmadığı bilinen bir gerçektir ve birçok kansere de sebebiyet vermektedir. Bu durumda halkın sağlığı korunacak devletin de sağlık harcamaları düşecektir. Bunlar basit görünen suyu yüzündeki sebeplerdir. Peki, bu uygulamalar gerçekten de yukarıda açıkladığım nedenlerden ötürü mü yapılır? Türkiye’de devlete müthiş bir saygı vardır. Devlete itaatin, halk nezdindeki önemi anlatmaya gerek yok zaten. Devlet, hal böyle olunca kendini son derece tehlikeli bir role bürümüştür yıllardır bu topraklarda. Bizim babamızdır veya kendini öyle düşünmektedir. Yani bizi bizden ziyade düşünen, bizim iyiliğimizi isteyen ve bizim de ona itaat etmemiz gereken bir devlet vardır karşımızda ki buna devlet baba da diyebiliriz. Bu bizi çok özgürlükler açısından çok tehlikeli bir yere götürür. Özgürlüklerin belki de en büyük düşmanı olan “paternalizm” anlayışına. Yani bireyin iyiliği düşünülerek onun özgürlüğünün kısıtlanması. Yani çocuğunu düşünen bir babanın ona yasak koyması gibi. Paternalizm bireysel özgürlükler açısından son derece tehlikelidir. Birazdan paternalizm tehlikesine tekrar değineceğim. Fakat önce devletin kapalı alanlarda sigara içilmemesi yasağında ve sigara zamlarında paternalizmin etkinsin olup olup olmadığı ve varsa ne ölçüde olduğu sorunsalına değinmek gerek. Kapalı alanlarda sigara yasağının veya halka yutturulan söylemiyle “dumansız hava sahası” uygulamasının son derece meşru bir dayanağı var tabi ki. Sigara içmeyenlerin sigara dumanından rahatsız olması… Neticede insan kendisini zehirliyorsa başkalarını ne hakla zehirler, buna hakkı yoktur. Bu argüman doğrudur ama pratikte ciddi bir hatası vardır. Sigara yasağı nüfus dairelerinde, hastanelerde, üniversitelerde, otobüs duraklarında vs. uygulanmalıdır. Bunun aksini düşünmüyorum. Ama bir cafede sigara yasağı uygulaması kabul edilebilecek bir şey değil. Yani bir cafe sahibinin özel mülküdür. Orada sigara içilip içilmeyeceğine devlet karar veremez. Bu en temel haklardan olan mülkiyet hakkına tecavüzdür, bu hakkın ihlalidir. Burada o cafeye giden insanlar sigara dumanını solumaya mecbur mu gibi bir düşünceyle karşılaşabiliriz. Hayır, tabi ki mecbur değil. Nitekim o cafeye gitmek zorunda da değil. Kimse onu oraya zorla götürmüyor hatta yasaktan önce birçok işletme sahibi sigara içilen ve içilmeyen bölüm olarak ayırmıştı zaten. Şöyle ki, nasıl insanlar evlerinde yani özel mülklerinde sigara içebiliyor, buna kimse karışamıyor, sigara dumanından rahatsız olan belki orada bulunmuyor ve hatta nasıl ki insanlar evlerinde sigara içilmesini istemediğinde de buna kendileri karar veriyor; aynı şekilde de özel mülk olan restoran, cafe gibi işletmelerde de sigara veya tütün mamullerinin içilip içilemeyeceğine işletmenin sahibinden başka kimse karar veremez. Bu karara müdahale edilemez. Kapalı alanlarda sigara yasağı bu şekilde bazı insanları mağduriyetten korumaya çalışırken, büyük bir hak ihlalinin de sebebi oldu. Tabi bu uygulamanın belki biraz pasif kalan yönü de var ki bu yasakla birlikte sigara içen insan sayısı düşecek. Sigara içmek öyle her istediğinde olmayacağı için biraz daha zorlaşacak ve keyifsiz hale gelecek. Yüce devletimizin, bizim kendi iyiliğimiz gözetmesi durumu da yok değil yani… Sigaraya yapılan zamlar ise apayrı bir durum. Yüksek vergilere burada pek girmeyeceğim. Ama devlet büyüklerimiz de yüksek vergi uygulayarak devletin kasasına daha fazla gelir gireceğini düşünmüyordur. Yüksek vergi, vergi kaçırmak demektir ve talebin de azalması olacağı için vergiden pek kar bekleyeceğini sanmıyorum ben bu hükümetten. Zaten Mehmet Şahin gibi ciddi manada liberal zihniyette bir maliye bakanı varken. Hatta AKP hükümetinin iktisadî olarak son derece liberal olduğunu, A.B.D. ve birçok Avrupa ülkesiyle karşılaştırsak bile bu hükümetin iktisadi mana da liberal kalacağını söylemek yanlış olmaz. Bu durumda devletin kasasına daha çok para girsin diye yüksek vergi politikasıyla gelir elde etmesi de beklenemez. Yani bunun böyle olmadığını biliyor mevcut hükümet. İktisadî olarak liberal demek çok kolayken yine aynı kolaylık da AKP’nin siyasî liberal olmadığını da saptamak yine doğru olur. Yani burada vergiden gelir elde etme meselesi biraz palavradır. Burada devletin temel amacı, insanları sigaraya bırakmayı teşvik etmektir. Ne de olsa bizi bizden ziyade düşünen devlet babamız bizim sağlığımızı da düşünmeden edemez. İnsanlar sigarayı bıraksın diye zam yapar yani insanların iyiliği için. Bu da tam olarak paternalizmdir. İnsanların iyiliği için, onların özgürlüğüne müdahale. Peki, paternalizm niçin bu kadar tehlikeli? Mesela çocuklarına müdahale etmeyen onlara yasak koymayan bir babanın çocuğunu pek düşünmediği söylenebilir. Bu bağlamda devletin de bizi düşündüğünü aksi halde bizim iyiliğimizi düşünmediği anlamına varabilir miyiz? Elbette varabiliriz ama bu sorun değildir. Devletin bizim iyiliğimizi düşünmemesi gerekir zaten. Bu istenen şey değildir. Mesela babamız bizi yetiştirirken yanımızda olur ve iyi olanla kötü olanı ayırmamıza yardımcı olur. Yani o koyduğu yasakların çoğu biz reşit olmadığımız zamanlardadır. Yani 20-25 yaşındaki bir adama babasının sigara içiyor diye kızdığı pek görülmüş bir şey değildir. Ki burada devlet 18 yaşındaki adama da yasak koyuyor 50 yaşındakine de… Ayrıca şunu özellikle unutmamak gerekir ki devlet, babamızın bizi düşündüğü kadar bizi düşünemez. Bir baba tabi ki evladının iyiliğini düşünecektir ve bu konuda samimidir. Devlette bu samimiyeti aramak, çölde su aramaktan daha beyhudedir. Böyle bir arayışın içine girsek karşımıza en fazla kutup ayısı falan çıkar. Dolayısıyla bizim babanın iyiliği düşünmesi başkadır, devletin ki çok başka. Ayrıca devletin insanlardan soyut bir mekanizme olduğunu da düşünmemek gerekir. İktidarı elinde bulunduranlar da birer bilgisayar değil, sadece insandır. Yaptığı her işte, verdiği her kararda hata payı çok yüksektir. Genel manada bu yüzden de küçük olmalıdır zaten… Devletin, insanların sağlığını düşünmesinin de hiçbir iyi yanı yoktur desek yanlış söylemiş olmayız. Dediğim gibi özgürlüklerin önündeki en büyük tehlikedir, paternalist yaklaşım. Çünkü bu gün senin sağlığını düşünen devletin, yarın senin başka bir iyiliğini düşündüğünü iddia edip, senin özgürlüğüne yine bir müdahalede bulunmayacağına nasıl emin olabilirsin? Olmazsın, olamayız… Paternazlim, insanların her şeyine karışabilme potansiyeli olan bir devlete götürür bizi başka bir şeye değil. Ne de olsa bahanesi de hazır: Kamunun iyiliği, insanları iyiliği. Devletin varlığı sağlığa zararlı bir şeye müdahale etmesi için değildir. İnsanlar kendisini zehirleyeceklerse zehirlesinler. Burada devletin bir müdahalesi olmaması gerekir. Eğer bir insan sağlıksız belki kısa ama sigaralı bir hayat yaşama tercihinde bulunuyorsa, burada devletin ne söz hakkı olabilir? Devletin, bireylerin kendi bilgi, istek, arzu ve tecrübelerine dayalı tercihlerine müdahale etmesi değil, o tercihleri koruması beklenir. Belki biraz farklı bir benzetme yapacak olursak; paternalist devlet bizi kendi babamız yerine koyar. Kendine böyle bir rol biçen devlet babamız gibi davranır. Ama unutmayalım bu anlayış, annemizle ilişkiye girme hakkını da eline almasına gider. Biraz üzerinde düşünüldüğünde bu benzetmenin, müdahaleci devlet anlayışı için haklı yönünün olduğu görülebilir. |
|
| Son Güncelleme ( Salı, 26 Ocak 2010 ) |
| Sonraki > |
|---|
3H'nin Menüsü
- Bu Sitelere Girmeli
- Macroajans
Ziyaretçilerimiz
| Bugün | 35 |
| Dün | 543 |
| (C) macroajans | |





Yorumlar
Evet, kabul ediyoru ki bireylerin kullanımına açık bu gibi özel müteşebbislere ait işletmeler birer özel mülkiyettir. Fakat biliyoruz ki bu gibi yerler aynı zamanda da toplu kullanıma açık yerlerdir. İşte bu nedenle örnek vermek gerekirse özel müteşebbise ait o işletmeden sırf özel mülkiyet olduğu gerekçesiyle işletme sahibi tarafından sebepsizce yaka paça dışarı çıkarılamazsın. Çıkarılırsan hukuki yollara başvurma hakkın bakidir. Oysa ki konut vasfındaki mülklerde durum farklıdır. Çünkü konutlar sadece sahibi olan bireyin özel kullanımına ait mülklerdir. İşte bu nedenledir ki mülkiyet hakkının verdiği tüm yetkiler konutlar için yasal çerçevede kullanılabilir. Fakat pub, restoran ve cafe ve bunun gibi herhangi bir kural olmaksızın toplu kullanıma açık bu gibi yerlerde, toplu yaşamı sorunsuzca sağlayacak belli hukuki, ahlaki ve toplumsal kurallar geçerli olup, bu kurallar mülkiyet hakkının verdiği bazı yetkilerin sınırsızca kullanımını da engeller.
Toplu yaşamın sürdürüldüğü ve devlete ait olan yerlerde sigara yasağı uygulanırken, özel müteşebbislere ait ve aynı zamanda da toplu yaşamın sürdürüldüğü kapalı mekanlar sigara yasağını getiren kuraldan bağışık tutulamaz. Yani biz liberaller kamuya ait kapalı toplu yaşam alanlarında sigara yasağına onay verirken, özel teşebbüse ait kapalı toplu yaşam alanları için neden farklı ve ayırımcı bir kural bekleyelim ki?
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.