Hrant'ı Öldüren Zihniyetin Gelişimi Yazdır E-posta
Yazar 19ocak.org   
Salı, 19 Ocak 2010
http://img706.imageshack.us/img706/7447/cemilcicek.jpg
 
19 Ocak’a -elbirliğiyle- nasıl varıldı?

• 2004’ün 6 Şubat’ında Agos’ta, Gaziantepli Hripsime Gazalyan’a dayanılarak, Sabiha Gökçen’in, 1915 katliamı sonrasında evlat edinilen Ermeni çocuklarından biri olduğu yazıldı.

• 15 gün sonra Hürriyet bu haberi manşetine taşıdı. Hürriyet’teki haber üstüne Genelkurmay hemen ertesi gün müdahale etti. Ordu, Gökçen’in Ermeni olduğunu ileri sürmenin “habercilik” diye nitelenemeyeceğini bildiriyor, ilk Türk kadın pilotun kökenini tartışmanın “millî bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayacağını” ilân ediyordu.

Hürriyet, Sabah, Akşam ve Cumhuriyet gazeteleri Genelkurmay’ın açıklamasına arka çıktılar. Milliyet, “Ermeni iddiasını ilk uçuş tarihi çürüttü” dedi, Aynı gazetenin yazarı Melih Aşık’a göre “Gökçen’in Ermeni olması ihtimali yok”tu. Akşam, “Gökçen Ermeni değil Bosnalı” diye yazdı.

• Yine Milliyet’te Hasan Pulur, bu vesileyle Hrant’a doğrudan saldırdı. Ondan “Türkçe’yi iyi bildiği anlaşılan...” diye sözedip Hrant’ı sanki bir yabancıymış gibi takdim etti. Pulur’a göre Hrant, “Cumhuriyet ve Türkiye düşmanı bir Ermeni”ydi!.”

Cumhuriyet’te İlhan Selçuk, “Ermenilerin ortalıkta bırakıp kaçtıkları çocuklardan sayılıyor Sabiha” diye yazdı. Katledilen, sürülen bir halkı aşağılamayı kendine yedirebilmişti.

 

• Genelkurmay açıklamasından iki gün sonra, 24 Şubat 2004 günü, Hrant İstanbul Valiliği’ne çağırıldı. Vali yardımcısı Ergun Güngör’ün odasında, iki “istihbarat görevlisi” ona, hayatının tehlikede olduğunu imâ etti. Vali Güler, görüşmeyi doğrulayacak, ama Hrant’ın tehdit edildiğine katılmayacaktı. Cinayetten sonra Meclis araştırma komisyonuna, “Devlet böyle tehdit etmez,” diyecekti. “Yapsa başka türlü yapardı.”

• Mehmet Soykan adlı yurttaşın şikâyet dilekçesini değerlendiren Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nın, Hrant’ın bir yazısından ötürü, “Türklüğü aşağılama” suçlamasıyla 301’den dava açtığı gün, 25 Şubat’ta, Cumhuriyet’ten Deniz Som, kuşatma harekâtına katıldı. Som, Sabiha Gökçen meselesi üzerine yazarken, Hrant’ın Ermeni kimliği üzerine kaleme aldığı bir başka yazısını konu etti. “Damardan kan temizleme operasyonu” yapmakla suçladığı Hrant’ın, “Adolf Hitler’in bile ilerisinde bir faşist” olduğunu ileri sürdü.

• Hrant, sözkonusu yazıyı Agos’ta, Sabiha Gökçen haberinden önce yazmıştı. Gökçen haberinden sonra üstünde esas gürültü koparılan ve Hrant’ı öncelikle kamuoyu gözünde mahkûm etmek için sözleri tersine çevrilerek kullanılan yazıda Hrant şöyle demişti:

“Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluş yolu gayet basittir. ‘Türk’le uğraşmamak. Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı alan ise artık hazırdır. Gayrı Ermenistan’la uğraşmak. Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”

Kastı açıktı: “Türk’le uğraşma”nın Ermenilerin kanını zehirlediğini ileri sürüyordu.

• Milliyetçi-ırkçı gazetelerde bir kampanyaya dönüştürülen Hrant aşağılaması ve düşmanlığı ilk meyvesini tehditkâr bir gösteri suretinde verdi. Ülkü Ocakları, 26 Şubat’ta Agos gazetesi önünde “ya sev ya terk et” gösterisi düzenledi, “Kahrolsun ASALA”, “Akıllı ol”, “Hesap sorulur”, “Eli kırılır”, ‘Bir gece ansızın gelebiliriz” diye bağırdılar. Dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Levent Temiz, “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” diye ilân etti. Levent Temiz daha sonra Ergenekon davası sanıkları arasında yeralacaktı.

• “Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Federasyonu” adını taşıyan örgüt de Agos önünde benzer bir gösteri düzenledi. Orada da hakaretler, tehditler havada uçuştu.

• Hrant’ın ve Agos’un, onların şahsında Türkiyeli Ermenilerin açıkça tehdit edildiği bu gösteriyi Türk medyası haberleştirmedi. Ne televizyonlarda görüntüsü ne -Gündem ve Yeniçağ hariç- yazılı basında tek satır yeraldı. Anlaşmış gibiydiler.

Bunun yerine, 2004 Şubat’ının sonunda Emin Çölaşan, Hrant’ın söylediklerini çarpıtma üzerine kurulu plana uygun olarak, Dink’i “şeriatçı özlemi olanlar, Türkiye’nin bölünmesini isteyenler, Apo’ya özgürlük isteyenler”le biraraya koydu. Çölaşan’a göre Hrant, Türk kanının zehirli olduğunu ileri sürmüştü. Kuşatma ilerliyordu.

Önce Vatan gazetesinin başyazısına Orhan Kiverlioğlu, “Hrant’ın hırlayışı” başlığını attı, faşist falan gibi siyasî hakaret sıfatlarıyla yetinmeyip Hrant’ın “maymun genleri taşıdığını”, ondan “orangutan maymununun bile tiksindiğini” yazdı. Bu şahıs, birilerini göreve çağırıyordu: “Türklüğe hırlayan Hrant’ın kafasına dank edecek bir kanun olmalı”. Kiverlioğlu daha sonraki bir yazısında da, “insan suretindeki Ermeni tarihçi sürüngenlere de Türk kanının zehirli vasfını içtimai şifa niyetine göstermek lâzım” diyecekti.

• Hrant’ın yazdıklarını çarpıtarak onu su katılmamış Türk düşmanı gibi sunma, gündelik bir pratik halini aldı. Yeniçağ, 2004 Ekim’inde yine bu yöntemle, Hrant’ın “Türk milletine hakaret” ettiğini, “Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye” etmek için çalıştığını ileri sürdü.

• Hrant’ın öldürülmesine (ve 18 Nisan 2007’deki Malatya katliamına) giden süreçte, özellikle Türkiye’deki gayrımüslim azınlıklarla ilgili konularda birilerinin sistemli faaliyet yürüttüğü görülüyordu. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu’nca hazırlanan “Azınlık Raporu” (1 Kasım 2004’te) basına tanıtılırken, Kamu-Sen genel sekreteri, Büro-Sen genel başkanı Fahrettin Yokuş, kurul başkanı Prof. İbrahim Kaboğlu’nun önce sözünü kesti, sonra gelip raporu elinden alarak yırttı. Bu olaya siyasetçiler ve basından doğru dürüst tepki gelmedi.

• 2005 Nisan’ında, Hrant ile Mazlum-Der genel başkan yardımcısı Şeyhmus Ülek, üç yıl önce Şanlıurfa’da düzenlenen panelde yaptıkları konuşmalardan ötürü yargılanmaya başlandılar. Hrant orada, İstiklâl Marşı’ndaki “kahraman ırkıma bir gül” dizesini söyleyemediğini, “çalışkan halkıma bir gül” dense gönül rahatlığıyla söyleyebileceğini, “Türk’üm doğruyum...” andı içerken de “Türk’üm” yerine “Türkiyeliyim” dediğini anlatmıştı. (Dink ile Ülek Şubat 2006’da bu davadan beraat edeceklerdi.)

• Hrant hakkında birbiri ardına suç duyuruları yapılıyor, bunlar hemen değerlendirilip davalar açılıyordu. Artık ortada belirgin bir kampanya vardı. Ve bu kampanya Hrant’ın etrafına bir “suç ve ceza” duvarı örmekle sınırlı değildi. Çünkü her mahkemesinde hemen hep aynı kişilerin başını çektiği saldırgan bir grup hazır bulunuyor, Hrant’a ve ona destek olmak için mahkemeye gelen dostlarına, avukatlarına sataşıyor, saldırıyorlardı.

• Basın, organize saldırılardan başka bir şey olmayan bu eylemleri, “Gazilerden Hrant’a tepki” gibi başlıklarla veriyor, asla “saldırı” değil, “arbede”, “gerilim” gibi kavramlarla sunuyordu.

• 2005 Mayıs’ında İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenmesi planlanan “İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri” konulu konferans, Hrant’a karşı kampanyaları yürüten mihraklarca engellendi. Hukuk sisteminde yeri olmayan bir uygulamayla. Kemal Kerinçsiz’in Büyük Hukukçular Birliği, yargıya başvurdu, İstanbul 4. İdare Mahkemesi de konferans hakkında “yürütmeyi durdurma” kararı verdi! Dönemin adalet bakanı Cemil Çiçek, konferans için, “Türk milletini arkadan hançerlemektir” dedi. (Çiçek, Hrant’ın öldürülmesini “menfur, alçakça” vs. diye kınarken yanına şu ifadeyi ekleyecekti: “Bazı ülkelerde sözde soykırım tartışmalarının gündeme geldiği ve yasal bir statüye kavuşturulmak istendiği bir dönemde bu cinayetin işlenmiş olması son derece manidardır.”)

• “Ermeni Konferansı” daha sonra yoğun güvenlik önlemleri altında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yapıldığında, aynı göstericiler bina dışında ırkçı protestolarını sürdürdüler.

• 1955’in 6-7 Eylül’ünde İstanbul’da yaşanan talan ve pogrom girişiminin 50. yılı dolayısıyla Tarih Vakfı, Karşı Sanat Çalışmaları, İnsan Yerleşimleri Derneği ve Helsinki Yurttaşlar Derneği tarafından hazırlanan serginin açılışı, ırkçı bir grubun saldırısına sahne oldu. Saldırganlar, sergideki fotoğrafları yerlere atıp parçaladılar. Saldırı yine hatırı sayılır tepki görmedi.

• Ekim 2005’te Hrant, “temiz kan”la ilgili yazısından ötürü altı ay hapse mahkum edildi. Bizzat mahkemenin atadığı bilirkişi heyetinin “bu sözlerden bu anlam çıkmaz” raporuna rağmen! Mahkeme kararında şu sözler yeraldı:

“Öyle ülke vardır ki bayrağından şort yaparsın, hoşgörülür. Öyle ülke vardır ki ineğine dokunursun, infial yaratır. Öyle millet vardır ki kan dedin mi akla bu toprakların her santiminde bulunan ecdat kanı gelir. (…) Bu toprağın her karesi kanla sulanmıştı

• Hrant, üstüne atılan suçun “ırkçılık” olduğunu, bunu asla kabul edemeyeceğini, “alnına bu kara lekeyi” sürerlerse ülkesini terk edeceğini, “çekip gideceğini” açıkladı.

• Hrant hakkında, kesinleşmemiş mahkeme kararı üstüne yorum yaptığı gerekçesiyle, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla 14 Ekim 2005’te bir dava daha açıldı.

• Bu davanın duruşmasında saldırganlar mahkeme koridorunda Hrant’a vurmaya kalktılar. Mahkeme salonunda ona “hain!” diye bağırdılar. Bir başka duruşmada da Hrant’ın avukatlarından biri saldırganların yumruklarına hedef oldu.

• Savcı, ortada herhangi bir suç olmadığını bile bile dava açmış, yargıçlar, ilk duruşmada beraat kararı verip davayı bitirebilecekken süreci uzatmışlardı. Böylece her biri yeni linç girişimlerine sahne olan duruşmalar yapılabiliyordu.

• 5 Şubat 2006’da, Trabzon İtalyan Katolik Kilisesi rahibi Andrea Santoro, ayin sırasında 16 yaşındaki bir genç tarafından öldürüldü. Bu, muhtemelen gayrımüslimlere yönelik terör harekâtının başlangıcıydı.

• Bu defa savcılığa Hrant başvurdu. Bursa/Nilüfer’den Ahmet Demir adlı bir kişi Hrant’a “Gestapo Türk” imzalı tehdit mektubu yollamış, “oğlunu, seni ve Sarkis Seropyan’ı öldüreceğiz” demişti. Suç duyurusunda Hrant, Şişli Adliyesi savcılarının bunu araştırmasını istiyordu. Tehditçi mektuba açık adresini de yazmıştı! Hrant öldürüldükten sonra, İstanbul Valisi Muammer Güler, “Dink’in korunma talebi yoktur. Sadece Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na başvuruyor, sonuç çıkmıyor,” diye sözedecekti bu olaydan. Sonuç elbette çıkmamıştı, çünkü Hrant’ın başvurusu üzerine yapılması gereken araştırma hiç başlamamıştı. Geçen 11 ay içinde, Bursa Başsavcılığı ya da Bursa Emniyeti’ne yollanmış tek bir yazı yoktu!

Star’da Faruk Mangırcı, 2006 Şubat’ında şöyle yazdı: “Ermeni asıllı Gazeteci Hrant Dink, bildiğiniz gibi Türklüğe alenen hakaretten yargılanıyor. (…) Atatürk’ün ‘Muhtaç olduğun kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur’ sözünün Türkiye düşmanlarına hatırlatılması yeterlidir sanırım.”

• Hatırlatma kuyruğuna girildi. Hrant bilgisayarında “Küfür” adlı bir klasör açtı ve gelen yüzlerce tehdit, hakaret, küfür, kıyamet e-postalarını burada toplamaya başladı.

• Hrant her gittiği yerde izlenir, söylediği her şey yeni düşmanlık vesileleri yaratmak üzere haberleştirilir olmuştu. Yeniçağ, 2005 Kasım’ında bu tür haberlerinden birini “Hrant uslanmadı” diye vermişti. Ortadoğu da 2006 Mart’ında, “Ya sev ya terk et” ve “Kovun bunları” başlıkları attı. Hrant’ın adının geçtiği yerde mutlaka “Türklüğe hakaretten yargılanan Ermeni gazeteci” ibaresi yeralıyordu.

• Kimlikleri gizlemenin mümkün, her türlü hakaret ve kışkırtmanın çok daha kolay olduğu internette kampanya elbette daha şiddetli yürütülüyor, Hrant, Orhan Pamuk’la birlikte “katli vacip iki köpek ” ten biri ilân ediliyordu.

• Bu girişimler medyada, gazete veya televizyon kanalının meşrebine göre örtülü veya alenî, her halükârda geniş çaplı destek buluyordu. 18 Şubat günü Zaman gazetesi bu panelin haberini şöyle verdi: “Agos yazarı Hrant Dink’e göre İstiklal Marşı bölücü - Türklüğe ve Türklere hakaret ettiği için yargılanan Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink, Antalya’da düzenlenen konferansta Türklerden özür diledi.” Evet, Hrant özür dilemişti; ama şöyle: “Ben hiçbir kimliği aşağılamam. Türk kimliğini de Ermeni kimliğini de aşağılatmam. Eğer bu cümlelerle Türklüğünüzü aşağıladım diye hâlâ aklınızda bir düşünce varsa lütfen böyle düşünmeyin. Size böyle düşündürttüğüm için özür dilerim.” Zaman, haberini, günün ortamına uygun olarak, şöyle sürdürüyordu: “Irkçı ifadeler bulunduğunu iddia ettiği İstiklal Marşı'nın bölücülük içerdiğini savunan Dink’in katıldığı açıkoturumun sonunda olay çıkınca başkan programı yarıda kesti.”

• Ergenekon’cuların denetimindeki Yeni Batı Trakya dergisinde, “Ermeni’nin küstahlığına bak” başlığı atılmış, “Dink Hrant provokatör mü ajan mı?” diye sorulmuştu. Onlar Zaman’dan daha açık sözlüydü.

• Propaganda, duruşmaları fırsat bilip düzenlenen eylemlerin ideolojik geri planını besliyordu. 16 Mayıs 2006 günü Hrant doğrudan saldırıya uğradı. Önce ona “şerefsiz, hain” diye bağıran yaklaşık 50 kişilik grup, mahkeme salonunda Hrant’ın avukatlarına bozuk para ve çakmaklar attılar, Hrant duruşmada söz aldığında Kerinçsiz kalkıp, “Sus, yeter artık!” diye haykırdı, çıkışta Hrant’a tükürmeye, vurmaya çalıştılar. “Gel de temiz Türk kanını gör, bakalım kimin kanı daha temiz”, “Seni şimdi hükümet koruyor, sonra kim koruyacak?” diye bağırdılar. Polis Hrant’ı ekip arabasıyla adliye garajından çıkartabildi.

Zaman gazetesi, 17 Mayıs’ta bu haberi “Hrant Dink’e hain tepkisi” başlığıyla verdi. “Bazı kişiler”, “tepki göstermiş”ti. Ellerindeki müdahillik dilekçelerini kaldırıp “Davacıyız, neden içeri giremiyoruz?” demişlerdi. Olay bundan ibaretti. Sabah’ın başlığı da şuydu: “Arbede dava erteletti”. (Gün, Ergenekon tetikçisinin Danıştay’ı basıp bir yargıcı öldürdüğü, medyanın bunu şeriatçı teröristlerin eylemi gibi sunmak üzere kolları sıvadığı gündü.)

• Hrant 14 Temmuz’da Reuters ajansına verdiği bir demeçte 1915 için “soykırımdır” dedi. “Dört bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halkın bu olaylarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyorsunuz.” Üç-dört gün geçmeden yeni soruşturma açıldı.

• Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Hrant’ın “temiz kan” yazısında Türklüğü tahkir-tezyif ettiğine hükmetti. 16 Eylül günü Sabah gazetesi, Yargıtay’ın “ders gibi bir gerekçe” açıklayışına sevinirken, Akşam, “Hrant Dink ifade özgürlüğünü aştı” başlığını uygun görmüştü. Hürriyet ise, kurul başkanı ile bir üyenin karşı oy kullanmış oluşuna anlamlı bir yaklaşım getirdi. Hrant’ın fotoğrafını koyup yanına “Yargıtay’ı böldü” diye başlık attı.

• Mahkumiyet kararı onaylanınca, Hrant’tan o ana kadar “Türklüğe hakaretten yargılanan Ermeni gazeteci” diye bahsedenler, onu “tescilli Türk düşmanı” diye suçlamaya başladılar.

• Bu da yetmedi. Hrant için 301’den yeni bir dava açıldı. Agos’ta, Reuters’e demecinin alıntılandığı haber gerekçe gösterilerek. “Türklüğü aşağılamış”tı, üç yıla kadar hapsi isteniyordu.

• 2006 Ekim’inde, Fransa parlamentosunun Ermeni soykırımını reddetmeyi suç sayan yasayı görüşmesi Türkiye’de özel bir gerilim yarattı. Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan, 11 Ekim günü valiliğe başvurdu ve ortamın gerginliğinden ötürü Türkiye Ermenilerine ait kurum ve kuruluşların güvenliğinin sağlanmasını talep etti.

• Anlaşılan Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı da patriğin endişesini paylaşıyordu ki, ertesi gün bütün illerin istihbarat şube müdürlüklerine yazı gönderdi, Ermeni vatandaşlara karşı girişilebilecek provokatif eylemlere karşı dikkatli olun, diye polisleri uyardı.

• Emniyet ayrıca özel olarak Hrant’ın hedef seçilebileceğinin de farkındaydı. İstanbul’un istihbarattan sorumlu emniyet müdür yardımcısı Şammaz Demirtaş, cinayetten sonra, başbakanlık müfettişlerine, “oluşabilecek sansasyonel durumlar nedeniyle” Hrant’ın “ilgi alanlarında” olduğunu söyleyecekti.

• Şimdi Ergenekon sanıkları arasında yeralan Sevgi Erenerol bu sıralarda, Genelkurmay Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda seminerler veriyordu. Konu, Türkiye’ye yönelik tehditler, özel olarak da “misyoner faaliyetleri”ydi.

• Aralık 2006’da Hrant yine mahkemede, saldırganlar “Hrant Dink, Taşnak, Hınçak, Asala ve devşirmeler seninle gurur duyuyor - Büyük Türk Milleti” pankartıyla bina önündeydi. Polis, tekme yumruk saldırmasınlar diye önlerine bir bariyer koydu.

Sabah gazetesinde Erdal Şafak, Hrant öldürüldükten birkaç ay sonra (2 Temmuz 2007’de) şunları yazdı: “Geçen yılın sonbahar aylarıydı. Hrant Dink davalarına bakan yargıçlardan biriyle tesadüfen bir araya geldik. Sohbet sırasında Dink’in ‘Mahkum olursam Türkiye’yi terk ederim’ sözünü hatırlattık. Yargıç bıyık altından güldü ve başımızı döndüren bir yanıt verdi: ‘Ya sevecek ya terk edecek. Başka seçeneği yok!” Yargıcın fikriyatı buydu.

• Hrant öldürüldükten sonra da fikriyat değişmemiş olmalı ki, cinayet davasının ikinci duruşmasında, 2007 Ekim’inde, sanıkları getiren cezaevi jandarma araçlarından birinin önüne “Ya sev ya terk et” etiketi yapıştırılmıştı. Katiller ve onları mahkemeye getiren jandarmalar, hep birlikte, söylemediği sözlerden ötürü Hrant’ı mahkûm eden yargıçlara selam gönderiyor gibiydi.

• Hrant’ın katilini Samsun otogarında yakalayıp Emniyet’e götüren görevliler, katille birlikte pozlar verip fotoğraflar, videolar çektirdiler. Ona “aslanım benim” diye hitap ettiler. Katili Türk bayrağının ve “Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez” yazılı takvimin önüne dikip görüntülediler, bu görüntüleri yaymaktan, dağıtmaktan çekinmediler. Samsun Başsavcılığı, “kamu görevlilerinin katil zanlısına sempati duyduğu intibaının oluştuğuna, bunun suç teşkil etmediğine” karar verdi. Emniyet Sözcüsü İsmail Çalışkan, video skandalına ilişkin görüşü sorulduğunda şöyle dedi: “Polisin profesyonel olması lâzım. Duygu ve düşüncesini yaptığı işe yansıtmaması gerekir.” Ne yaparsınız ki, “kamu görevlilerinin” hissiyatı buydu.

• Hrant öldürülmeden bir hafta önce Agos’ta şöyle yazmıştı: “Birileri karar verdi ve ‘Bu Hrant Dink artık çok olmaya başladı... Ona haddini bildirmek gerek’ diyerek harekete geçti. Kabul ediyorum, kendimi ve Ermeni kimliğimi çok merkeze alan bir iddia bu. (...) Ne var ki benim ruhsal algılamam bu...” Hrant’ın ruh hali de buydu.
Son Güncelleme ( Pazartesi, 18 Ocak 2010 )
 

Yorumlar  

 
0 #1 DOĞAN sen ne çabuk . .Murat Aygen 2010-01-19 07:33
Hani yazılarınızı RADiKAL gastesinde yayımlayan Doğan neşriyat var ya; bugün yapmış ulusallığını: Birinci sayfa karikatüründe şişeden çıkan dev "birey"e "dile benden ne dilersin" diye soruyor. "Birey"in yanıtı: "HRANT iÇiN ADALET"! Perişan gençliğim üzgün bakıyor / Kalbimi bir korku sarmış yakıyor / Şimdi gözlerimden seller akıyor / DOĞAN sen ne çabuk harcadın beni :)
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans