Homo Homini Lupus Yazdır E-posta
Yazar Kürşat Çetinkoz   
Pazar, 10 Ocak 2010
http://2.bp.blogspot.com/__I2iJadEaDQ/SXCgPn-xvZI/AAAAAAAAAAU/tNsKfe1xNjQ/s400/homo+homini+lupus.jpgIrkçılık, Türkiye ve Avrupa’da milliyetçilik adı altında sinsi sinsi yükseliyor. İşin acı yanı da bu ırkçılığa maruz kalan azınlıklar diğer azınlıklara karşı pek de dostane bir tutum izlemiyorlar. Gayri Müslim azınlık bu konuda daha barışçıl bir tutum izliyor. Gerçi Varlık vergisi, 6-7 eylül olayları, Sinagog saldırıları falan derken memlekette pek Gayri Müslim azınlık bırakmadık ama geri kalan bir avuç insan daha barışçıl bir tutum izliyor diyelim daha yerinde bir söylem olsun.

Örneğin Çingene ve Kürt azınlıklar bu konuda çok güzel bir örnek. Manisa ve Mersin de yaşanan olaylarda bir anda mahalledeki bir gurubun diğerine karşı çoğunlukla bir olup nasıl kin kustuğunu gördüğünde bir insan nasıl rahatsızlık hissetmez. Bu kitlelerin masumiyeti veya suçluluğunun olamayacağının en güzel örneğidir. İnsan habis ruhludur ve çoğunlukla bir olup azınlığı ezmekten zevk alır. Yeter ki içindeki o canavarı çıkarması için birileri bir yerde ateş yaksın.

“Homo Homini Lupus” - insan insanın kurdudur -. Yani bir insanın düşmanı diğer bir insandır. Fırsatını buldu mu gözünü kırpmadan geçirir hançeri.

Bunun ne kadar doğru olduğunu anlamak için mesela BDP’nin güvercinlerine bir sorun: “Kürt – Türk Fedarasyonu kurulsa burada Çingenelerin yeri ne olacak?” Bakın o “ezilen halkın” temsilcileri size nasıl bir senaryo çiziyor. Bunu kafamdan atıyor da değilim. Şöyle bir arşivlere girin DTP’li yöneticlerin zamanında bu konularda neler dediğini duyacaksınız. Ya da 1915 Ermeni olaylarında bölgedeki Kürt aşiretlerinin tutumlarını şöyle bir araştırın neler göreceksiniz. Mesela DTP “Kürtlere soykırım yapıldı” dediğinde Ermenistan hükümetinin tepkisine bakın ne dediğimi anlayacaksınız.

Aynı  şey Çingeneler için de geçerli. Mesela daha bundan kısa bir süre evvel Çingene vatandaşlarımız Manisada toplu bir şekilde şiddete maruz kaldılar. Evlerinden yerlerinden yurtlarından edildiler. Sadece Çingene oldukları için. İki ayrı küçük grubun kavgası bir etnik kimliğe mal edilip bu olayla hiçbir şekilde alakası olmayan kişiler yerlerinden edildiler.  Tüm yurtta bu olay ayıplandı. Çingeneler ayrımcılıktan ne kadar mağdur olduklarından bahsettiler. Etnik ayrımcılıktan ırkçılıktan şikayet ettiler. Bizlerde norma vatandaşlarız dediler. Hatta Çingene’yiz ama biz de Türk’üz dediler. Bu Anayasamızla herkes “Türk’tür” dayatmasının bir nevi Çingeneler tarafında ne kadar başarılı ama Türkler tarafında ne kadar başarısız bir dayatma olduğunu gösterir. Çingeneler Türküm diyor Türkler değilsin diyor. Ama onlara Türk olduklarını dayatan da Türkler. Dayatılan kabul etmiş dayatan kabul etmemiş. 

Bu olayın üzerinden çok bir zaman geçmeden Mersin’de Kürtlere karşı bir hareketlilik oluştu. Bu sefer Çingeneler bir olmuş Kürtlere saldırıyor. Yine iki kişinin meselesi kitlelere mal olmuş. Bir hafta evvel ayrımcılıktan, ırkçılıktan şikayet eden Çingeneler hep bir ağızdan bağırmaya başlıyorlar: “Şehitler ölmez vatan bölünmez.” Dağdaki terörist Kürt diye mahallesindeki Kürtlere terörist muamelesi yapıyor. Bir hafta evvel: “Bazı Çingeneler hırsızlık yapıyor, fuhuş işine karıştı diye hepimize aynı muamele yapılıyor yeter artık!” diye şikayet eden Çingeneler bir hafta sonra aynısını Kürtlere yapıyor.

Sorunlara etnik kimliklerle çözmeye çalıştığımız zaman soruna çözüm bulmamız mümkün görünmüyor. Çünkü bu sefer etnik grubun kendi içinde sorunları başlayacak. Misal BDP bütün Kürtlerin üzerinde hakimiyet kurma çabasında girecek. Sorunun çözümü  en büyük azınlık olan birey temelli bir yaklaşımda. Suçun da masumiyetinde bireylerin üzerinden tartışılmasında. Dil din her türlü özgürlüğün birey temelli tanınmasında. Eğer bunu yapmazsak insanın habis ruhu nedeniyle sorunu çözemeyiz. Özgürlük bireyde başlar diğer bireyin haklarının başladığı yerde biter. Bunu tanımlarken en büyük hata bunu grup temelli algılamaktır.

İşte bu yüzden Hükümeti birey açılımı yapmaya davet ediyorum. Bir kişi kendini ne olarak tanımlarsa tanımlasın onu o yapan kimliklerinin hiç birini tehdit altında hissetmemeli ve asla kendisini bir özelliği nedeniyle diğerinin üzerinde görmemeli. İşte hükümet bunu güvence altına almalıdır.

Özel Not: ”Vergi yükü körü” Maliye bakanımızı evliliğinden dolayı tebrik ederim. Allah bir yastıkta kocatsın. Eskiler der ya ”evlilikte keramet vardır”. Belki bu sayede Sayın Bakanımızın gözü açılır da sanayi ve ticaret dünyasının sırtındaki vergi yükünü görür. Hani görülmeyecek kadar küçük de değil ya olsun…

Son Güncelleme ( Pazar, 10 Ocak 2010 )
 

Yorumlar  

 
+1 #1 Bekleme Odası'na kadar..Murat Aygen 2010-01-15 16:38
Ayakta gümrük muhafaza ve kambiyo kontrol memurlarının gayretleri ile duran bir ekonomiden nemalananlar isteseler de istemeseler de ulusalcı, ırkçı ve kafatasçı olmak zorundadırlar. Öyle marka giysiler giyip, marka kokular sürmekle ?kozmopolit? olduklarını sanan ?Türkiyeliler? bu yanılgılarının bedelini en azından ruh sağlıklarından yitirerek öderler. ?Bekleme Odası?na kadardır böyle kozmopolitlik.. Ordan ötesi ?izindeyiz ne mutlu? tâlimidir. Yunusça anlamayana Yavuzca anlatacağız: Ey kerem-kân-ı Rasul-ü Kibriyâ; Kemterindir bu Selîmî pür-hatâ; Dergahından irtica eder ATA; El-meded ey mâden-i nur-u Hûdâ :)
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans