| Çalışanların Birey Kalabilmeleri |
|
|
| Yazar Ebuzer Irkıçatal | |
| Salı, 22 Aralık 2009 | |
|
Bir çalışan, ister özel sektörde olsun, ister devlet memuru olsun, kendisinden beklenen görevi yerine getirmelidir. Fakat bu, onu bireyin ötesinde bir makine çarkı yapmaz. Fakat bir çalışanı sadece çalıştığı sıfatla değerlendirmek ve o sıfata hapsetmek gereksiz olur. Bir kişi ne olursa olsun kendi benliğinden soyutlanmaz, bunu beklemek de abesle iştigalden başka bir şey değildir zaten. Tabi daha işin burası, sosyolojik bir mesele olarak devam ettirilebilir… O zaman bir çalışan, bireyden ziyade bir bilgisayar gibi tasavvur edilebilir mi? Ya çalışan evden işe gittiğinde, örneğin bir mühendis, sadece mühendis olarak oraya gelmez, gelmesi beklenemez. O mühendis, muhtemelen kendi arzularını, isteklerini, gerçekleştirmek için mühendislik yapıyordur. Belki çocuklarının düşünerek çalışmasına devam ediyordur. Sonuçta herkes kendisi için bir amaçtır, başkaları için bir araçtır. Bir mühendisin, yalnızca toplum için bir araç olduğu yönündeki kolektif sığ zihniyet tabi ki kabul edilemez. Dolayısıyla bir mühendis her şeyden önce bir bireydir. Tabi benim kastettiğim; insanların hiyerarşiden bağımsız bir şekilde, tamamen serbest bir şekilde, kendi keyif ve iradesi ekseninde çalışması gerektiği değildir. Bir araç olarak değil, çalışan bir birey olarak algılanması gerektiğidir. Mesela devlet memurlarıyla ilgili garip bir anlayış vardır. Devlet memuru herkesin vergisiyle orada bulunduğu için, nötr olmak zorundadır. Halkın vergileriyle alınan bir bilgisayardan farklı olmadığını düşünenler vardır. Bunu somutlaştırarak, bir devlet memurunun başörtülü olamayacağını, hiçbir dini simgeleyemeyeceği görüşü mevcuttur. Tabi bu görüşün hiçbir elle tutulur, mantıken kabul gören tarafı yoktur. Her şeyden önce, yukarıda da değindiğim gibi, bir çalışan, ne olursa olsun bir bireydir. Bir ofis malzemesi değildir. Her şeyini evde bırakıp çalışmaya gitmez. Dini ve dini yaşantısı, kişiyi takip eder. Birey işini aksatmadığı sürece, vergilerin karşılığında maaş alan herhanig iki kişi, maaşı hak etmeleri bakımından farklı nitelendirilemezler. Ayrıca başörtüsünü takanların çoğu dini bir vecibe olduğuna inandıkları için takarlar. Bir simge olarak görmek, bence sadece hakarettir. Tabi simge olsa dahi, yasaklanabileceğini düşünmem. Ayrıca bir devlet memurunu nötr olması, nötr giyinmesi çok havada kalan bir değerlendirmedir. Kime göre, neye göre nötrdür? O halde pekala, dini inançları hassas olan birisi de başı açık bir bayandan rahatsız olacağını söylese, ve dolayısıyla da bütün devlet memurlarının, işlerinin yaparlarken nötr olmaları için tesettürlü olmaları gerektiğini söylese, şahsî kanaatimce aksi düşünce kadar haklı bir düşünceye sahip olmuş olur. Gerçi eşit derecede haksız iki düşünce desek daha doğru bir tabir olur. Başörtülü devlet memuru olamayacağını savunan anlayış, objektiflikten çok uzak, sekülerizmin ve din eksenli ayrımcılığın başka bir tezahürüdür. Ben burada bir örnek üzerinden gittim. Bu durumu başörtüsüyle sınırlı kılmıyorum. Her ne kadar özel sektör için, kamu çalışanları için düşündüğümle tamamen aynı istikamette düşünmesem de, netice de bireye birey gözüyle bakılmalıdır. Bir çalışandan ibaret olarak diğer her şeyini evde bırakıp geldiği sanılmayıp, kendi amaçları doğrultusunda çalıştığı işi yapan bir birey olduğu unutulmamalıdır… |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Yorumlar
Peki simge giysiler yasaklanmalı mıdır? Bazen yasaklanabilir. Örneğin bir giysi toplumsal bir çatışmanın simgesi haline gelmişse, 70lerin yeşil parkası gibi... Bu durumda devlet kurumları bu kadar sivri bir anlam kazanan bir kıyafetin işletmelerinde huzursuzluk çıkaracağını düşünüp yasaklayabilirl er. Ve bunun elbette bir mantığı vardır.
Ancak bunun da ötesinde.... Elbette yaşamın dayattığı kurallar da vardır. Kimi zaman insanların başının açık olması iş kuralları gereği gerekebilir. En azından kim olduklarının gözlenebilmesi için. Bu durumda eğer eğer bir inanç yine de başının kapalı olmasını dikte ediyorsa o zaman o inanç yaşamın kuralları ile çelişiyor demektir.
Şöyle anlatayım. Diyelim ben öyle bir dine inanıyorum ki, inancım benim günün her saati çırılçıplak gezmemi gerektiriyor. Tek bir parça giysi giysem bile büyük bir günah işlemiş olacağım, cehenneme gideceğim.
Bu durumda inancım böyle diye sokakta dolaşabilir miyim? Hayır dolaşamam, çünkü çıplak dolaşmayı yasaklayan bir kanun vardır. Sonuç olarak inancım ne olursa olsun kanuna uymak zorundayım. Aynı şekilde eğer her hangi bir koşul baş örtülerini açmalarını gerektiriyorsa türbanlı bir kadının bunu yapabiliyor olması, yaşamdan kopuk olmaması adına gerekli bir şeydir.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.