Liberalizm (1): Farklı Liberalizm Anlayışları Yazdır E-posta
Yazar F. A. von Hayek   
Pazar, 06 Aralık 2009

F. A. von Hayek’in, ilk olarak 1973 yılında basılan Liberalizm adlı monografını, Ünsal Çetin’in çevirisiyle, bir yazı dizisi olarak okuyucularımıza sunuyoruz.. Bu çeviri ile birlikte, Klasik Liberalizm'in tarihsel gelişimini ve temel ilkelerini inceleme şansına sahip olacaksınız.


http://www.debate.net.au/images/political2_issue3.jpg

 TAKDİM

1. Farklı Liberalizm Anlayışları

        Liberalizm terimi, artık, on dokuzuncu yüzyıl ve yirminci yüzyılın başlangıç dönemleri süresince, başlangıçta kendisi tarafından belirtilen fikirlere doğrudan karşı çıkan fikirleri de içine alarak, yeni fikirlere açıklığın tanımlanmasının ötesinde çok az ortak noktası olan farklı anlamlarla kullanılmaktadır. Bu çalışmada üzerinde düşünülecek yegâne şey, söz konusu dönemde Batı ve Orta Avrupa’da, gelişmelere yol gösteren en etkili entelektüel güçlerden birisi olarak liberalizm adı altında işletilen politik ideallerin bu ana akımıdır. Bununla birlikte, bu akım iki farklı kaynaktan ve bu kaynakların neden oldukları iki gelenekten türemiştir, ancak bu iki gelenek muhtelif seviyelerde birbirine karıştırılmış, sadece gergin bir ortaklıkla bir arada var olmuşturlar, ve eğer liberal akımın gelişimi anlaşılacak ise açık bir şekilde birbirinden ayırd edilmelidirler.

        Bu geleneklerden “liberalizm” adından çok daha eski olanı klâsik ilkçağa kadar geriye uzanır ve İngiliz Whig’lerinin politik doktrinleri olarak on yedinci yüzyılın sonları ve on sekizinci yüzyıl süresince modern şeklini almıştır. Bu gelenek on dokuzuncu yüzyıl Avrupa liberalizminin büyük kısmının takip ettiği politik kurumların modelini sağlamıştır. Mutlakiyetçiliğin, büyük ölçüde Britanya’da korunmuş, ortaçağa özgü hürriyetlerin çoğunu tahrip ettiği Kıta Avrupası ülkelerinde özgürlük hareketine ilham veren ülke olan Büyük Britanya vatandaşları için bir “hukuk devleti”nin emniyet altına aldığı şey bireysel özgürlüktür.

        Bununla birlikte, bu kurumlar, Kıta Avrupa’sında Britanya’da hâkim evrimsel anlayışlardan oldukça farklı bir felsefî geleneğin, yani bütün toplumun aklın ilkelerine göre bilinçli bir şekilde yeniden inşa edilmesini isteyen rasyonalist ya da kurucu görüşün ışığı altında yorumlandılar. Bu yaklaşım herkesten çok Rene Descartes tarafından (ayrıca Thomas Hobbes tarafından Britanya’da) geliştirilen yeni bir rasyonalist felsefeden türedi ve on sekizinci yüzyılda Fransız Aydınlanması filozofları sayesinde azamî nüfuzuna ulaştı. Voltaire ve J. J. Rousseau Fransız Devrimin’de doruğa ulaşan ve liberalizm’in Kıta Avrupası veya kurucu tipinin kendisinden türediği entellektüel hareketin en etkili şahsiyetleriydiler. Bu akımın esası, genel bir aklî tutum, rasyonel bir şekilde haklı çıkarılamayan bütün önyargı ve inançlardan azade olmak ve “rahiplerin ve kralların” otoritesinden kurtuluş için bir talep olarak Britanya geleneğinin aksine, çok fazla belirli bir politik doktrin değildi. Bu hareketin en iyi ifadesi muhtemelen B. de Spinoza’nın “O yalnızca aklın emirlerine göre yaşayan hür bir adamdır” şeklindeki ifadesidir.

        On dokuzuncu yüzyılda liberalizm diye adlandırılan şeyin belli başlı muhtevasını sağlayan düşüncenin bu iki farklı kolu düşünce, ifade ve basın hürriyeti gibi birkaç aslî ilke hakkında, muhafazakâr ve otoriteryen görüşlere karşı müşterek muhalefet yaratmak ve bu nedenle müşterek bir hareketin parçası olarak ortaya çıkmak için, yeterli seviyede uzlaşma içindeydiler. Liberalizm taraftarlarının çoğu aynı anda bireysel girişim özgürlüğüne ve bir nevi bütün insanların eşitliği fikrine inançlarını ikrar ederler ama daha yakın bir inceleme, anahtar terimler “özgürlük” ve “eşitlik” bir dereceye kadar farklı anlamlarla kullanıldığından, bu uzlaşmanın kısmen sadece lafzî olduğunu gösterir. Eski Britanya geleneği için her türlü keyfî zor kullanımına karşı yasal koruma anlamındaki bireysel özgürlük temel değer iken, Kıta Avrupası geleneğinde, her grubun kendi hükümet şekline dair self-determinasyon talebi en önemli yeri işgal etti. Bu, Kıta Avrupası akımının, Britanya tipi liberal geleneğin başlıca kaygısından farklı bir problem ile ilgilenen, demokrasi hareketi ile erken ortaklığına ve adeta özdeşleşmesine yol açtı.

        On dokuzuncu yüzyılda liberalizm diye bilinen bu fikirler, biçimlenme dönemleri süresince, henüz bu isimle tanımlanmamıştı. “Liberal” sıfatı tedricen, Adam Smith “liberal eşitlik planı, özgürlük, ve adalet” ifadelerini yazdığındaki gibi tesadüfî ibarelerde kullanıldığında, on sekizinci yüzyılın son dönemlerinde politik anlamını üstlendi. Bununla birlikte, liberalizm bir politik hareketin ismi olarak ancak sonraki yüzyılın başlangıcında, önce 1812’de İspanyol Liberal Partisi’nce kullanıldığında ve kısa süre sonra Fransa’da parti ismi olarak kabul edildiğinde meydana çıkar. Britanya’da, Liberalizm terimi ancak Whigler ve Radikaller 1840’ların başlangıcından itibaren Liberal Parti adıyla bilinen tek bir partide birleştikten sonra bu suretle kullanılmaya başlandı. Radikaller Kıta Avrupası geleneği diye tanımladığımız akım tarafından büyük ölçüde esinlendirildiklerinden, azamî nüfuz dönemindeyken İngiliz Liberal Partisi dahi bahsedilen iki geleneğin bir birleşimine dayalıydı.

        Bu vakıalar karşısında, “liberal” terimini münhasıran bu farklı geleneklerin her ikisi için de benimsemek yanıltıcı olacaktır. Bazen bu geleneklere, sırasıyla, “İngiliz”, “klâsik” veya “evrimci” ve “Kıta Avrupası” ya da “kurucu” tip akımlar şeklinde atıfta bulunulmaktadır. Aşağıdaki tarihsel incelemede her iki tip üzerinde de durulacaktır, ancak sadece ilki belirli bir politik doktrin geliştirdiğinden, sonraki sistematik yorumlama ilki üzerine yoğunlaşmak zorunda kalacaktır.

        Burada ifade edilmelidir ki, ABD, on dokuzuncu yüzyıl süresince Avrupa’nın büyük kısmına tesir eden, Avrupa’da milliyetçiliğin ve sosyalizmin daha genç hareketleri ile mücadele eden, ve 1870’lerde etkisinin doruğuna ulaşan, ve bundan sonra yavaşça gerileyen ama yine de 1914’e kadar kamu hayatı iklimini belirleyen akımla karşılaştırılabilir liberal bir akımı asla geliştirmedi. Benzer bir hareketin ABD’de bulunmayış nedeni, esasen, Avrupa liberalizminin başlıca yüce gayelerinin ekseriyetle kuruluşundan itibaren Birleşik Devletler’in kurumlarında somutlaştırılmış ve kısmen de politik partilerin gelişiminin ideolojilere dayalı partilerin gelişimine elverişsiz yönde olmasıydı. Gerçekten de, son zamanlarda “liberal” terimi ABD’de Avrupa’da sosyalizm diye adlandırılan akımı tanımlamak için kullanılmakta iken, Avrupa’da şu an ve geçmişte de “liberal” terimiyle adlandırılan akım günümüzde ABD’de, bir miktar mazur görme ile, “muhafazakâr” olarak adlandırılmaktadır. Fakat Avrupa’da “liberal” unvanını kullanan politik partilerin hiçbirisinin artık on dokuzuncu yüzyıl liberal ilkelerine bağlı olmayışları da aynı şekilde doğrudur.


 

Sonraki Yazı: Liberalizm'de Klâsik ve Ortaçağa Ait Kökler

 

 

 

Son Güncelleme ( Cumartesi, 05 Aralık 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans