Demokrasi Teorisinde Güncel Bir Tartışma: Rawls ve Habermas Tartışması (III) Yazdır E-posta
Yazar Efe Baştürk   
Salı, 01 Aralık 2009

http://davelah.files.wordpress.com/2009/05/habermas.jpgHabermas: İletişimsellik, Kamusallık ve Demokrasi

Habermas, İletişimsel Eylem Kuram’ının giriş kısmında iki problemi tartışır ve kuramını bu iki problemin çözümü üzerine odaklar. Bunlardan ilki; iletişim ve müzakere süreçlerinin, eylemler dizgisine dönüşerek, toplulukları topluma geçiren önemli bir köprü olduğu varsayımıdır. İkincisi ise, öznel yönelimli eylemlerin uygulanabilirliğinin ancak nesnel değerlendirme ölçütleriyle mümkün kılınabileceğidir. İlkinde kamusallığın yapısal dönüşümünü kast eden Habermas, ikincisinde demokrasi teorisini geliştirmektedir.

Kamusal kelimesi maalesef ki Türkçe’mize tamamen yanlış ve “yanlı” olarak tercüme edilmiştir. Türkçe’deki kamusal tabiri, öznel değerlerin iletişim ve müzakere sahası olan genel alandan (bunu kamusal diye okuyunuz) dışlanmasını içerir. Halbuki Habermas, bu tabir ile, nesnel alanın oluşumunu tamamen öznel değerler ve bunların birbirileri ile müzakeresi üzerine odaklar. Dolayısıyla Habermas, Türkçe’deki kamusal tabirinden tamamen farklı bir kamusallık öngörmektedir, bu nedenle Habermas’ın kamusal tabirini, “aleni” olarak okumak daha mümkündür. Aleni kelimesi, her şeyin apaçıklığını, ulaşılabilirliğini, nesnel ölçütlerin değerlendirmesi altına alınabileceğini varsayan bir kelimedir.

Habermas, Rawls’ın teorisine karşı çıkarken ilk başta, Rawls’ın rasyonelliğini eleştirir. Ona göre, Rawls, rasyonelliği sadece edinim sorunu olarak görür ve rasyonelliği araçsallığa indirger. Oysa rasyonellik, bilgiye sahip olmaktan ziyade, onun nasıl edinildiğiyle ilgilidir ve öznelerin onu nasıl elde ettiği ve nasıl kullanacağı üzerine odaklanır. Öznel süreç ve yöntemlerin nesnel değerlendirilmeye tabi tutularak, üzerlerinde mutabakata varılabileceğini varsayan Habermas, önemli olan noktanın, doğruluk iddialarının geçerli olmasını sağlayan şeyin bilginin kendisi değil, bilgiye ulaştıran düşünümsel süreçler olduğunu öne sürer. Çünkü bu süreçler, yeni bilgilere ulaşmanın nesnel ölçütlerini sağlamaktadır.

Rasyonelliğin nesnel ölçütlerce değerlendirilebilir kılınması ile söz konusu önermelerin geçerliliğinin test edilmesi mümkün olur, böylece öznel düşünme süreçleri ve yöntemlerinin nesnel dünya ile bağlantısı ortaya konur. Ancak bu değerlendirme karşılıklı olmak zorundadır: rasyonellik iddiasını ortaya atan ve onun nesnelliğini değerlendirme altına alan pratik yargılayıcılar. Aksi takdirde, salt rasyonellik iddiası taşıyıcısının nesnellik ölçütünü belirlediği bir düzlemde, nesnellik hiçbir şekilde nesnel iddiası taşıyamayacaktır. Bu epistemolojik ön kabul, demokratik süreçlerde müzakere ve değerlendirme süreçlerinin ontolojik önemlerini ortaya koyar.

Habermas, demokratik sürecin özneler arası öznel iddialarından nesnel durumlara geçmesini sağlayan unsurun, tüm öznelerin kamusal akılda buluşmalarına imkan sağlayan geçerli ve evrensel nesnel ilkenin yaratılması olarak görür. Nesnel dünya, tüm özneler tarafından kabul edildiği zaman ortaya çıkabilir. Bu çerçeve ilkenin tesisi için, öznelerin ortak akıl ilkeleri üzerinde birleşmeleri gerekmektedir. Bu ilkeler, her değerin, öznel iddialarından vazgeçmeden, ortak akıl yöntemi çerçevesinde bir araya gelmesi ve iddialarının geçerliliğini karşı tarafın değerlendirme sürecinde aramasıdır. Yani her öznel değer karşı tarafa yönlendirilmiş, onun eleştirisine tabi kılınmış olmalıdır. Bu aleniliğin yaratılması ile, geçerlilik iddiasına sahip her öznel değer, nesnel ölçütlerde değerlendirilme ve nesnel dünyaya aktarılma şansına sahip olur. Kısaca demokrasi, bu kuramın özüne göre, karşılıklı –  aleni olmak zorundadır, ve karşı tarafın değerlendirilmesine bırakılmalıdır.

Modern devletin teknik – özerk ve kapalı yapısı karşısında toplumun bu teknik ve içe kapalı bürokratik teamüllerin karşısında etkisizleştiğini öne süren Habermas, bu olgunun aleniyete zarar verdiğini ve toplumsal yaşamın ilkelerini kuran siyasi yönetişim süreçlerinin doğrudan toplumdaki öznelerin nesnel değerlendirme kıstaslarına açılması gerektiğini ifade eder. Kamusallık tabirinden anlaşılması gereken bu çok boyutlu ilişki, toplumun belirleyiciliğini artırmaya dönük ve ilkeleri kendi başlarına ayrı birer değer ya da nesnel kadir-i mutlak gerçeklikler olarak kabul etmeyen bir kabule dayanır. Bu ön kabul, tüm ilkelerin tartışmaya açılmasını öngörmektedir, çünkü Habermas’ın epistemolojik varsayımına göre, tüm nesnel gerçeklikler, ancak nesnel ölçütlerde yapılan değerlendirme kriterlerine uygunluk sağlarlarsa pratikte geçerlilik kazanabilirler (bu epistemolojik varsayımların detaylı anlatımı için, “İletişimsel Eylem Kuramı” adlı kitabının 25-168 sayfalarına bakılabilir). İşte demokratik süreç, bu varsayımlara dayanır ve Rawls’ın hipotezlerinden bütünüyle farklılaşır. Şimdi kısaca bu farklılıklara değinelim:

Habermas’ın Rawls’a Cevabı

Habermas, Rawls’un aksine, siyasal erkin rasyonel ilkelerden türetilebileceği fkrine katılmaz, o, siyasal erkin, ancak tüm vatandaşların eşit ve özgür olarak, ortak akıl ölçütleriyle kabul edebilecekleri idealler ve ilkeler altında onaylayabileceklerini, bu nedenle de, siyasal erkin meşruiyetinin, soyut ilkelerde değil, nesnel değerlendirme süreçlerinde aranması gerektiğini ifade eder.

Hakların eşit dağılımı probleminde de aynı ilke geçerlidir: hakların eşit dağılımını belirleyen temel ölçüt, bu hakların yararını ifade eden soyut formülasyonlar değil, bu hakların özneler arası “karşılıklı” olarak nasıl kullanılacağının öngörülmesidir. Çünkü haklar, bu nesnel değerlendirme sürecinde kullanılabilecek meşru geçerliliklerdir ve ilişki düzenleyicidir, sahip olunabilecek basit mülk yapıları değildir.

Habermas, arzu edilen özerkliğin Rawls’un teorisiyle elde edilebileceği hususunda şüphelere sahiptir. Bir kere Rawls, Habermas’a göre, prosedürel ilkelere ve normatifliğe aşırı önem vererek, özneleri bu normatiflik altında “boğmuştur”. Habermas, paradoksal biçimde, Rawls’un, her bireyi standart rasyonel ve değer sahibi pozisyonuna sahip özneler olarak kabul ederek, özerkliği ortadan kaldırdığına dikkat çekmiştir. Çünkü Rawls, yine Habermas’a göre, normlara aşırı bir bağlılık göstererek, müzakerenin nedenselliğini oluşturan farklı öznel değerlerin varlığını kabul etme eğilimi göstermemiştir. Çünkü Rawls, müzakereyi ancak normlara uygunluk sağlandığı sürece rasyonel ve geçerli kabul etmiştir. O halde Rawls, Habermas’a göre, baştan ön kabullerle hareket ederek, bireyleri bu kurgulanmış siyasal yapıyı akıl edebildikleri ölçüde özerk, eşit ve özgür saymıştır.

Rawls’ın, teorisini meşrulaştırmak için kullandığı ve herkes için eşitlik sağladığını öne süren “başlangıç durumu” fikrinin, çelişki barındırdığını öne sürer. Şöyle ki, Rawls, kimsenin geleceğe dair herhangi bir somut veri ve bilgiye sahip olmadığı, kimsenin hiçbir değer standardına sahip olmadığı soyut bir düzende, herkesin ortak hareket nedenini ve ortak amacını bulduğunu iddia etmişti. Herkes için temel kaygı, yaşamını garanti altına almak ve varlığını sürdürmekti (ortak hareket nedeni). Herkesin ortak amacı, gelecekte, şu an içinde bulundukları durumdan daha kötü durumda olmamaktı (ortak amaç). Böyle bir düzende bireyler, en kötü kimin olacağını bilmediklerinden ve kendilerinin en kötü durumda olabileceğini düşündüklerinden, oluşturulacak adalet düzeninin, “en kötüleri en avantajlı duruma getirmek” saikiyle kurgulanmasını kabul ederler.

Habermas açısından çelişki şudur: Rawls, bireylerin bu soyut düzenden pratik düzene geçişlerinde tamamen özerk karar verdiklerini söyler. Halbuki, bu düzenin geçerliliği hiç de sanıldığı gibi özerkliğe dayalı değildir. Bu düzenin geçerliliği, Rawls’un önkabullerinden türetilen “rasyonel birey”, “özerklik sahibi vatandaş”, hakkaniyetli işbirliği” gibi kavramların sürekliliğine bağlıdır. Bu düzen, bireylerin özgürlüğü ile değil, bireylerin ancak Rawls’un ön kabullerine bağlı biçimde yaşadıkları sürece teminat altına alınabilir. Bireyler, Rawls’un sistamtiğinde, rasyonel oldukları müddetçe özerk vatandaş olarak kabul edilirler.


Sonuç

Bu tartışmayı yaparken sonuç başlığı kullanmayı hiç istemem. Çünkü her iki filozof arasındaki bu derin tartışma, demokrasinin istikrarlı kılınmasına ve iktidar alanlarının bireylerin kararlarına bağlı hale getirilmesine imkan sağlayacak derecede önemli ve geçerli bir tartışmayı içermektedir. Bu nedenle yazının bu sonuç başlığı umarım sadece bu yazı için geçerli olur.

 

Referanslar

Habermas, Jurgen, (1996), “İletişimsel Eylem Kuramı”, çev. Mustafa Tüzel, Kabalcı, İstanbul: 1996

_______________, (2007), “Kamusallığın Yapısal Dönüşümü”, çev. Tanıl Bora ve Mithat Sancar, İletişim, İstanbul

Kymlicka, Will, (1988), Liberalism and Communautarianism, Canadian Journal of Philosophy, 18, s. 181-204

______________, (1989), Liberalism, Community and Culture, Oxford University Press, Oxford 

Rawls, John, (1999), A Theory of Justice, Oxford University Press, New York: 1999

__________, (2007), Siyasal Liberalizm, çev. Mehmet Fevzi Bilgin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul: 2007

__________, (1987), The Idea of an Overlapping Consensus, Oxford Journal for Legal Studies, 1, s. 1-25

__________, (1988), The Priority of Rights and Ideas of the Good, Philosophy and Public Affairs, 17, s. 251-76

__________, (1989), The Domain of the Political and Overlapping Consensus, New York University Law Review, 64, s. 235-8

Sandel, Michael, (1982), Liberalism and the Limits of Justice, Oxford University Press, Oxford

______________, (1984), Morality and the Liberal Ideal, The New Republic, 19, s. 15-17

Walzer, Michael, (1983), Spheres of Justice, Martin Robertson, Oxford

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 30 Kasım 2009 )
 

Yorumlar  

 
+4 #2 :) :) :)Halit YY 2010-05-04 23:50
Sizin okulda ''Scholarly Writing'' dersini sen mi veriyon hocam, bravo! :)
Alıntı
 
 
+4 #1 Fikir Hırsızlığı...Huseyin 2010-05-04 21:24
Bu yazıda ve bu yazı dizisinin önceki iki bölümlerinde de intihal yani aşırma yani fikir hırsızlığı var.

Referansların yazının sonunda liste halinde verilmesi yeterli değildir. Yazının içerisinde gerekli atıflarla hangi düşüncenin yazara ait olduğu, hangi düşüncenin ise kaynaklara ait olduğu açıkça ayırt edilmelidir.

Eğer başka eserlerden özetleme yoluyla da olsa çeşitli fikirler alınıyorsa, bu eserlerin ismi kaynaklar arasında zikredilse dahi, bu bölümler eğer yazarın kendi fikirlerinden açıkça ayırt edilemiyorsa, bu açıkça bir fikir hırsızlığıdır.

Fikir mülkiyeti konusunda hassas olmakta fayda var.

"Mülkiyetsiz Özgürlük Anlayışı?na HAYIR!"
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans