| Türkiye'de Din ve Devlet |
|
|
| Yazar Ümit Çalık | |
| Salı, 03 Kasım 2009 | |
|
Aslında ülkemizde din devlet ilişkisine yönelik sorunların kökenine baktığımızda, özellikle devletin dini alana müdahalesinin bahsi geçen problemlerin kaynağı olduğu görülür. Ülkemizde rejimin her ne kadar laik olduğu iddia edilse de devletin dini alana yoğun bir müdahalesi mevcuttur. Herşeyden önce Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun varlığı, okullarda okutulan zorunlu din dersleri gibi noktalar bu durumun en açık göstergeleridir. Ülkemizde devlet okulları aracılığıyla din görevlisi yetiştirilmekte, yetiştirilen din görevlileri yine devlet tarafından camilere atanmakta, bu görevliler maaş karşılığı devletin memuru olarak görev yapmaktadırlar. Bu noktada akıllara birçok soru gelmektedir. Devlet din ayrımı yapmaksızın tüm vatandaşlarından topladığı vergilerle Müslüman-Sünni vatandaşlarına hizmet vermek üzere din görevlisi yetiştirmekte ve dahası bu görevlilere maaş ödemektedir. Bilindiği üzere ülkemiz sınırları içerisinde her ne kadar kendini Müslüman-Sünni olarak tanımlayan vatandaşlarımız çoğunluktaysa da bu tanımın dışında kalan vatandaşlarımız da (başka bir din-mezhep mensubu veya inançsız) nüfusumuzun azınsanmayacak bir bölümünü oluşturmaktadır. Böylece vatandaşlarımızdan bazıları devlet eliyle yetiştirilen din görevlilerinden hizmet almadığı halde bu görevlilerin maaşının ödenmesine zorunlu olarak katkıda bulunmaktadır. Bu durum ülkemizdeki son derece çarpık din devlet ilişkisine gösterebileceğimiz örneklerden biridir. Yine diğer bir konu zorunlu din dersleridir. İlköğretim düzeyinde çocuklarımıza zorunlu olarak dini eğitim verilmektedir. Müslüman olmayan öğrenciler bu derslerden muaf olsalar da sonuç olarak Müslüman olup da farklı mezhep ve inançlara sahip çocuklarımız için bu dersler problem yaratmaktadır. Müslüman-Sünni inançlar bu derslerde çocuklarımıza dayatılmaktadır. Herşeyden önce çocukların dini inançlarını açıklamak zorunda bırakılmaları büyük bir sorundur. Hıristiyan bir çocuğumuzun bu derslerden muaf olabilmesi için bunu açıklamak zorunda olması insan haklarına aykırı bir durumdur. Bu durum özellikle küçük yaştaki çocukların psikolojileri açısından sorun doğurabilecek niteliktedir. Müslüman olan fakat Sünni mezhebine dahil olmayan bir çocuğumuz içinse durum daha da vahimdir. Zorunlu din dersleri aracılığıyla İslamiyet’ in içindeki farklı inanç ve yorumlar törpülenmektedir. Din devlet ilişkisi açısından son günlerde sıkça gündeme gelen bir diğer konu da ibadethaneler konusudur. Özellikle Alevi vatandaşlarımız Cem evlerinin de ibadethane sayılmasının gerekliliğine vurgu yapmakta, devletin kendilerine ayrımcılık yaptığından dem vurmaktadırlar. Bu son bahsettiğimiz sorunun varlığı bile tek başına durumun trajikomikliğini göstermeye yetecek niteliktedir. Devlet hangi ibadethanelerin ibadethane olarak kabul edilebileceğini belirlemektedir. İnsanların bir araya gelip ibadet ettikleri, ibadethane olarak tanımladıkları bir yerin, devletten alınacak burası ibadethanedir gibi bir onaya ihtiyacı var mıdır? Ne acı ki 21. Yüzyılda ülkemizde hala bu konular tartışılmakta, hala din devlet ilişkisini tanımlanamamıştır. Aslında konuya ilişkin akıllara gelen soruların cevabı çok basit ve nettir; devlet dini alandan elini çekmelidir, çekecektir. Hiçbir bireyin dinsel inancı devleti ilgilendirmemelidir. Devlet tüm bireylere inançlarını sorgulamaksızın eşit uzaklıkta olmalıdır. Bu noktada devletin din alanından elini tamamen çekmesiyle birlikte bir takım dini işlerin nasıl yürütüleceği konusu gelebilir. Sorunun cevabı devletin dini alandan çekilmesiyle birlikte halkın dini işlerini kendinin yürüteceğidir. Örneğin, her inanç grubu maliyetlerini kendisi karşılayarak kendi ibadethanesini özgürce kurabilecektir; Aleviler Cem evlerini, Sünniler camilerini, Hıristiyanlar kiliselerini gibi. Böylece ortada ne ibadethanelerin devlet tarafından ibadethane olarak onaylanması sorunu kalacaktır ne de vatandaşların ödedikleri vergilerin istemedikleri alanlara akması sorunu. Yine ibadethane konusunda özgürlüğün yanında zorunlu din derslerinin de kaldırılmasıyla çocuklar dini inançlarını açıklama zorunluluğundan kurtulacaklardır. Bu noktada zorunlu din derslerinin kaldırılmasının yanında derslerin ciddi bir içerik değişikliğiyle birlikte devamı düşünülebilir. Burada içerik değişikliğinden kastımız derslerde baskın olarak bir inancın öğretilmesi yerine tüm inançlara eşit ölçüde yer verilmesi ve çocuklara genel bir din bilgisinin kültürel düzeyde sunulmasıdır. Görüldüğü gibi aslında çözüm basit ve maliyetsizdir. Aslolan bireylerin kendi hallerine bırakılmaları kendi inançlarını diledikleri gibi yaşamalarını sağlayacak zeminin yaratılmasıdır. |
|
| Son Güncelleme ( Pazartesi, 02 Kasım 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

