Ahmet Selim'in Kavram Karmaşası Yazdır E-posta
Yazar Ebuzer Irkıçatal   
Cumartesi, 31 Ekim 2009

http://pointriderrepublican.typepad.com/dictatorship.jpg Zaman gazetesi köşe yazarlarından Ali Bulaç'ın etkisiyle mi yazmış bilemiyorum ama, son yazısında, yine aynı gazetenin köşe yazarı olan Ahmet Selim de liberalizme saldırayım demiş. Bazı kavramları kendisi anlayamamış ve zannımca ki bunu da "Kavram Oyunları" diye belirtmiş. Gerçekten mi bazı kavramları anlamlandıramıyor bilemiyeceğim fakat ben yine de bazı kavramları naçizane açıklamaya çalışacağım.

Selim, bir yabancı düşünürün (yabancıysa kötüdür zaten) "Ben liberal bir diktatörü, liberalizme yer vermeyen bir demokrasiye tercih ederim." sözüyle yazısına başlamış. Sonra da parantez açıp bir diktatörün liberal olabileceği, fakat demokrasinin liberal değerler barındıramayabileceği fikriyle dalga geçmiş. peh peh... O "peh peh"lerine geleceğim, fakat önce bir noktaya değinmek gerekiyor. Yukarıda sözünü ettiği ünlü düşünür, 20. yüzyılın büyük liberal düşünürlerinden ve Nobel ödüllü Avusturya iktisatçısı Friedrich August Von Hayek. Hayek yukarıdaki sözü evet söylemiştir.

Şunu belirtmek gerekir ki Hayek haytının son 2 senensinde hafıza kaybı yaşamıştır ve bu sözü de son yıllarında, bunamaya başlamasıyle birlikte söylemiştir. bunu da ihmal etmemek gerekir. Velev ki bu sözü akıl sağlığı yerindeyken söylemiş olsun, ne çıkar bundan. Bir liberal düşünür, değerli ve önemli fikirler sundu diye her sözü de doğru kabul edilecek diye birşey yok ki... Hiç kimseyi putlaştırmaya gerek yok. Liberalizm bir din değildir ve peygamberi de yoktur. Dolayısıyla üstad Hayek öyle bir şey söyledi diye, bunun tüm liberaller taradından kabul edilmesi beklenemez. Sonuçta liberalizm ucu açık ve dinamik bir ideolojidir, fikir babalarının aralarında da görüş ayrılıkları yok değildir.

Liberal diktatör ve demokrasi meselesine gelmeden şunu belirtelim ki, liberalizm insana güvenmez. Yetkiye ve güce sahip olan insan bunları keyfi bir şekilde gayet tabî kullanabilir. Bu yüzden liberalizm, diktatörlüğü kabul etmez. Ha tabi bir diktatör çıkıp kişisel hak ve özgürlüklere, piyasa ekonomisini müdahale etmeyebilir belki fakat bu diktatörlüğü liberal kılmaz. Bu yüzden demokrasi, parlementer rejim, anayasa, güçler ayrılığı gibi kavramlar liberal kavramlardır. Bir kişinin hegomanyasına güvenilemez. Fakat demokrasi kendi başına, bireysel hak ve özgürlükleri korumada yeterli olmaz. Pekala çoğunluğun azınlığa tahakkümüne dönüşebilir. Dolayısıyla domakrasi her halde liberal olacak değil. Ama yönetim için de yegane alternatif olduğunu da inkar etmemek lazım. Bu konuda en yerinde tanımlamayı Churchill yapmış. "Diğer tüm yönetim biçimleri hariç, demokrasi en kötü yönetim biçimidir." Bu tanım üzerine daha fazla birşey söylemeye gerek yok zannımca...

Daha sonra zaten herkesin nefret ettiği kapitalizm meselesine getirmiş sözü, Ahmet Selim. Liberal olmak, kapitalizmin son versiyonunu savunmak çıkarımında bulunmuş yazar. "Kapitalizm ve iktisadi liberalizm nedir?" diye sorulduğunda, genel manada, üretim araçlarının özel mülkiyette olduğu, fiyatları piyasanın belirlediği ekonomiye kapitalizm; kapitalizmin en pür, en saf haline yani devletin hiç bir şekilde ekonomiye müdahale etmediği, sadece gece bekçisi ve hakem rolü oynadığı sisteme de iktisadî liberalizm denir desek yanlış tanım yapmış olmayız zannımca. Bu bağlamda Selim'in çıkarımı da doğrudur. Evet Liberal olmak kapitalizmin en son halini savunmaktır.

Ayrıca Hayek'in, sadece liberalizmin ekonomik yönüyle yani kapitalizmle ilgilendiğini iddia etmiş ki bu fecaate değinmiyeceğim hiç. Ama şu da var ki bir liberal ekonomist, liberalizmin siyasi-sosyal yönünü de savunuyor diye, bunlardan da bahsetmek istemiyorsa bahsetmeye de bilir. İlla bir liberal ekonomist, hukukla ilgili bir kitap yazacak değil ya. Bu niçin bir suçlama sebebi olsun onu kavrayamadım. Ayrıca kimse liberalizmin mükemmel bir "akıllı robot" olduğunu iddia etmiyor. Piyasanın sorunları da elbette mevcuttur, fakat belli bir insan aklının işletebileceği, yönlendirebileceği bir duruma göre her zaman daha iyi sonuçlar verir. Kapitalizmi emparyalizmle, barış karşıtlığıyla suçlamak da klasik sosyalist söylem. Liberaller piyasa, serbest ticaret diyor, burdan savaş anlamı nasıl çıkıyor. Hayır efendim, kapitalizm savaş istememiştir. Kapitailizmi nispeten iyi uygulayan bir takım kimseler savaş yaptı diye, savaşı kapitalizme atmak, temelsiz bir suçlama değil midir? Gel gör ki mal ve paranın geçmediği sınırlardan silah ve askerlerin geçtiğini de tarih görmedi mi? Bakınız: 2. Dünya Savaşı... Kapitalizm savunucularının dediği serbest ticaret yerine korumacılık tercih edilmeseydi kim bilir, belki de bu harb-i muazzamayı görmeyecekti, insanoğlu. Bu arada 2. Dünya Savaşı demişken aklıma, demokrasiyle iş başına gelmiş, müthiş cani bir diktatör geldi. Deomkrasiye tekrar dönmeyeceğim... Kapitalizmi bu şekilde eleştiren birisinin acaba alternatifi var mıdır diye sorsak ne diyecek?

Ayrıca bir işin oluşma sebebine bakarak yargılayamayız. 12 Eylül darbesinin Türkiye'yi liberalize etmek için yapıldığını zannımca Sayın Selim de iddia etmiyordur. Fakat 24 Ocak kararlarından dolayı 12 Eylül'ü liberal bir vak'a olarak algılamak, mantığın tükenişidir kanaatimce. Velev ki 24 Ocak karaklarının müsebbibi 12 Eylül olsun, yine de bu bir darbeyi illiberal olmaktan çıkarmaz. Şöyle bir örnek belki daha da açıklayıcı olur: İslam inancına göre mülkünü korurken ölen birisi şehittir. Bir yağma olayı gerçekleşse ve mülk sahibi de buna dirense ve ölse şehit olur. Bir müslüman için şehadet en hayırlı ölüm biçimidir. Fakat o yağma olmasaydı bu kişi belki de şehit olmayacaktı. Dolayısıyla şehadeti hayırlı gören birisi, bu sebeple yağmayı, gaspı, hırsızlığı da hayırlı görebiliyorsa; 12 Eylül'e de liberal(!) bir darbe diyebilir fevkalade. Ama mantık bunu haliyle kabıl etmez.

Son olarak da şunu belirtiyeyim ki, kapitalizmi ekonominin yegane belirleyicisi yapmak insanı ihmal etmek değildir. Selim bu anlamı nasıl çıkarttı bilemiyorum fakat insan faktörü yüzünden zaten piyasaya yapılan tüm müdahaleler beklenmedik sonuçlar doğuruyor. İnsanlar makina veya bir bilgisayar programı değillerdir. Hangi durum karşısında ne tepki verecekleri kestirelemez, kestirilemiyor. Dolayısılya ekonomi de piyasayı serbest bırakmak lazımdır. Müdahale etmek, insan faktörünü ihmal etmektir. Toplum bireylerden oluşur ve bu bireylerin herbiri birbirinden farklı istek, zevk, tecrübe ve bilgiye sahiptirler. Onlar hakkında kimse doğru kararı veremez. Ergin bir birey dışında kimse kendisi için daha dopru kararı veremez. Kapitalizm insan faktörünü ihmal ediyorsa etmeyen sistem nasıl olacak merak ediyorum. Sosyalizm mi, Keynesyenizm mi?

Sonuç olarak her ne kadar Ali Bulaç gibi, Ahmet Selim gibi entellektüeller ve yazarlar kapitalizme ve liberalizme saldırsa da türkiye'de liberalizm gün geçtikçe daha fazla rağbet görüyor. Bu çıkarımı yapmak için de Türkiye'de ki muhafazakarlara bakmamız yeterlidir. Muhafazakarlar içinden kendine "liberal" demeye başlayanların sayısı çok fazla olmasa da, liberal değerler gün geçtikçe daha fazla ağbet görüyor. Bugün Türkiye'de muhafazakarların oyuyla iktidara gelmiş Ak Parti, Kapitalizmin doruk noktası olan ABD'den daha liberal bir politika sergilemişse, özgürlük adına umutlu günler bizi bekliyordur diyebilirz. Ne mutlu liberallere. Ve ne yazık ki muhafazakarların içerisinde ki o sosyalistlerin ya da sosyalizm sempatizanlarının muvaffakiyetsizliğine..

Son Güncelleme ( Cumartesi, 31 Ekim 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans