İslam ve Liberalizm Yazdır E-posta
Yazar Ebuzer Irkıçatal   
Salı, 18 Ağustos 2009

 Liberalizm İslamla aynı değildir. Fakat liberal bir ortamda İslam yaşanabilir. Kimseye zorla İslam dininin empoze edilmesi söz konusu olmadığı için, herkesin inançlarını özgürce yaşayacağı ortam olan liberal bir toplum, müslümanların en rahat edeceği sistemdir.


 

 http://nukegingrich.files.wordpress.com/2007/05/shoe-bomb-spot.gifİslam ve liberalizm ilişkisine yönelik tartışmalar son zamanlarda iyice artmaya başladı. Tabi karşı çıkanların da sesi yükseliyor, bağdaştıranların da... İslamî liberalizm tabirini duyan birçok muhafazakar, "İslami liberalizm mi olur? İslam islamdır" diye düşünmüş olabilir. Haksız olduklarını söyleyemem. Çünkü bu toplum devletçi bir zihniyetle yetişmiştir. Devlete itaat her zaman vurgulanan bir olgudur. Dolayısıyla bu ülkede özellikle de dindar insanlarda liberalizmin yer bulmaması çok anormal birşey değil. Fakat işe biraz da farklı boyutların bakmasını bilmeli.

Mesela İslam'ın doğuşuna bakalım. Hz. Muhammed (s.a.v), Medine'de ilk İslam devletini (onu da devlet olarak tanımlarsak) kurup vefatına kadar müslümanların lideriydi. Aksi de düşünülemez zaten. Bilakis o bizim gibi veya sonrasında gelecek islam devleti yöneticileri gibi değildi. Bizzat Allah tarafından seçildiği için O'nun yöneticiliği müslümanlar için son derece meşru idi. Vefatıyla Müslümanlar kendi aralarında Hz. Ebu Bekir'i halife seçmişlerdi. Ardından Hz. Ömer gelmiş, İslam devletini en güzel şekilde yönetmişti. Sonrasında gelen Hz. Osman iyi niyetli de olsa otoriter değildi ve belki de etrafındaki insanlar onu kendilerine rant sağlamak için yumuşak huyluluğunu suistimal ediyorlardı. Şehadetiyle Halife Hz. Ali olmuştu. Müslümanların liderliğinin cazibesine kapılan zihniyet peygamber damadının kanını döktü. ve İslam'da olması gereken halifelik dönemi kapandı.

İslam Devleti'nin başında olan Muaviye saltanatı getirerek devlet yönetimini ailesine bahşetti. Sanki Allah karşısında bir ırk veya bir aile diğerlerinden üstün olabilirmiş gibi bir aileye geçen yönetme şekli hep bu şekilde gitti. Sonrasında; İslam'ın öngörüsü olan istişare mantalitesinin günümüz tabiriyle demokrasiye, müslümanların geçişi yüzyıllar aldı.

Burada durup meseleye bir bakmak gerekir. İktidarın ve gücün cazibesi karşısında insanlar yenik düşerler. Başa geçen herkes güçten ve yönetme isteğinden kendini soyutlayamaz. Dolayısıyla güçlü yönetim, bir kişinin veya grubun çıkarlarına çalışmaya başlar. Ne kadar devlet otoritesi halka veya Hakk'a hizmet etse de en büyük rant kendinedir.

Osmanlı'yı ele alacak olursak bir İslam devleti olduğunu söylememiz zor olur. Osmanlı'da padişahlar seferlerini, faaliyetlerini şeyhülislamın cevazlarına göre yapmıyorlardı. O mevki işi meşru göstermek için kullanılıyordu. Yani önce bir yere sefer kararı alınıyordu daha sonra bunu meşru gösteren fetva şeyhülislam tarafından veriliyordu. Zaten İslam devleti olsa idi şeyhülislam padişahın kararlarını değiştirme yetkisine sahip olurdu. Ya da en azından sadrazamdan daha üstün bir mevkide olması gerekirdi. Devletçilik anlayışı Osmanlı'da iyice gelişmiş, pekiştirilmişti. İslam öncesi kut anlayışı yine devam ediyordu. Saltanat ailesinin Allah tarafından seçilmiş olduğu düşünülüyordu. Halk teba idi. Yani Padişahlar üstün kişilerdi. İslam'daki anlayış ise insanların, bir tarağın dişleri gibi eşit olmalarıdır. Yani padişahların veya devlet yöneticilerinin sıradan kabul edilen halktan bir farkı yoktur. Sadece bir şekilde oraya gelmişlerdir.

Yani devlet tanrısal bir kurum değildir. Bireye hizmet etmesi gereken bir kurumdur. Fakat ne kadar büyük ve güçlü olursa onu yönetenlerin menfaatlerine hizmet etme ihtimali de o kadar artacağı için küçülmelidir. Osmanlı veya diğer İslam devletleri halkı güzel yönetmiş de olsalar onlar İslam'ın kendisi değillerdi hiçbir zaman.

Tabi işin ayrı bir boyutu da vardır ki; islam dininde zorlama yoktur. Yani siz kimseyi zorla inandıramazsınız ya da kimseye zorla ibadet ettiremezsiniz. Sadece tebliğde bulunabilirsiniz. Zaten dinde olmayan bu zorlamalara gidildiğinde ortaya münafıklık ve içten içe din düşmanlığından başka bir şey de çıkmayacaktır. Dolayısıyla din, özgür ortamda yaşanır.

İslam dini barış dinidir. Adaletli olmayı ve högörüyü de önemser. Yani liberalizmle çok fazla ortak noktası vardır.

Tabi ki İslam liberalizmle aynı şey değildir. Çeliştiği noktalarda vardır.

Mesela faiz haramdır. Liberalizmin öngördüğü ekonomik sitem olan kapitalizmde faiz bulunmaktadır. Fakat bir müslüman kapitalizm ortamında faize girmeden de hayatını sürdürebilir. Kapitalizmde de, İslam'da da çalışkanlık esastır. Allah boş duranı sevmez... Kapitalizmde olmayan zekat ve sadakanın verilmesi de isteyen müslümanların yapabileceği eylemdir. Kaldı ki, İslam Peygamberi tüccardı ve ticareti öven sözleri de mevcuttu. Serbest mübadeleye müdahaleyi kabul etmeyen, üretimi özel mülkiyete bırakan bu dine kapitalizmi dayandırmak, çok da aykırı gelmiyor bana.

Hasılı Liberalizm İslamla aynı değildir. Fakat liberal bir ortamda İslam yaşanabilir. Kimseye zorla İslam dininin empoze edilmesi söz konusu olmadığı için, herkesin inançlarını özgürce yaşayacağı ortam olan liberal bir toplum, müslümanların en rahat edeceği sistemdir. Bırakalım liberal sistemde herkes istediği gibi yaşasın, müslümanlar da inandıkları ve istedikleri şekilde İslam'ı yaşasınlar. Bir müslüman olarak ben bu inançtayım. Çünkü İslam bir siyasi ideoloji değil, bir dindir. Ve öğretilerinde İslam Devleti diye bir şey yoktur.

Hasılı, Müslümanlar liberalizmden korkmamalı. Tabuları yıkıp özellikle, sol jargondan bağımsız düşünmeli... Tabi İslamî liberalizm derken, "liberalizmi islama uyarlamalı, ortak bir versiyonunu türetmeliyiz" demiyorum. İslamın liberalizmle bağdaştığını düşünüyorum. Yani İslam toplumunda da bildiğimiz liberalizm gelişebilir ve bu İslam'a zarar da vermez. Bilakis Müslüman toplumun liberal bakış açısına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 28 Eylül 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans