| Kürt Açılımını APO ile Baltalamayın |
|
|
| Yazar Alper Akalın | |
| Cumartesi, 15 Ağustos 2009 | |
|
DTP içerisinde bir takım isimlerin çıkıp da “APO muhattap alınmalı” tarzında yaklaşımları, bence çözüme hiç bir katkı sağlamayacak ve hatta bu süreci baltalayacaktır. APO, artık kamuoyu önünde ismi tamamiyle lekelenmiş (ki bunu haketmiş) ve çoğunluk çevrelerce itibar görmeyen bir isimdir. Elbette Kürtlerin bir kısmı bu adama teveccüh gösterebilir ama unutmayın ki Türklerin içerisinde bir kısım insan da Bahçeli’ye teveccüh göstermektedir. Bahçeli’nin Kürt meselesinde ne kadar yapıcı olabileceğinden umutluysak, aynı umudu APO için de beklememiz insafsızca olmayacaktır.
Benim kişisel yaklaşımım, tüm bu sorulara olumsuz cevap vermeye meğilii. Bu soruları sormak, “Kürt Açılımına” ilgi duyan herkesi biraz empati yapmaya davet edebilir. Zira, bu meselenin çözümünde çok önemli bir yer tutan DTP, Abdullah Öcalan’ın dolaylı şekilde muhattap alınmasını ve bu adamın sözünün bir şekilde dinlenilmesini diretiyor. Ve bu inadını da kıracağa hiç benzemeyecek bir “demokrat-milliyetçi” parti ile karşı karşıyayız sanırım. Kürt sorununun çözümünde Öcalan’ın önemini irdelemeden önce, bu meselenin neden dün değil de bugün çözülmeye karar verildiğini de sorsak fena olmaz.. Kafamda 3-4 madde var, sıralayayım: 1) ABD’nin Yeni Irak Stratejisi: Böyle hassas meselelerin çözümünde uluslararası güçlerin rolüne pek itibar eden birisi değilim. Komplo teorileri, bazen işin özünü kaçırmamıza da vesile olabiliyor. Ama bazı olayların üst üste gelmesi, ilk sırada bu sorunun çözümünde itici güçün ABD olabileceği ipuçlarını verdi bana.. Mesela yakın zamanda bir ABD düşünce kuruluşu, Kuzey Irak’ın Türkiye’ye katılabileceğini iddia etti ve bu iddia Türk kamuoyunda da yer buldu. ABD’nin Irak’tan çekileceğini çok önceden açıklayan OBAMA, bu planı 2 yıla kadar dervreye sokmaya bakıyor. Tabi, ABD’nin emanete göz kulak olacak bir uydu devlete ihtiyaç olacağı da belli. Çünkü oradaki çatışmalar ve güvensizlik ortamı, ülkenin ekonomisi ve özellikle petrol piyasasına darbe vuracağı için, ABD olası zararları minimize edecek bir komşu bekçi ile gözü arkada kalmayacak şekilde tüm odağını Afganistan’a kaydırabilir. Obama’nın ilk ziyareti için Türkiye’yi seçmesini bir tesadüf değil de Bush döneminde soğuyan ilşkileri daha ılımlı hale getirmek için yapıldığını da göz önüne aldığımızda, ABD’nin bu konuda Türkiye’ye güvendiğini iddia edebiliriz. 2) Türkiye’in Geçen Yılki Kuzey Irak Operasyonu: ABD, Türkiye’de güven tazeleme işine esasında geçen seneden başlamıştı. Hatırlarsanız geçen kış Türkiye, Kuzey Irak’taki PKK güçlerine bir operasyon yürütmüştü. Bu operasyona da, ABD lojistik veya teknik destek sağlamasa da, verdiği istihbaratlarla yardımcı olmuştu. Her ne kadar operasyon göz boyamaya yönelik olsa ve yerleşim merkezi yerine boş bayır ve çayırların bombalanmasıyla sonuçlansa da, PKK bu operasyonla köşeye sıkıştığını iyice hissetmişti. Operasyonun ardından, bir çok uluslararası ilişkiler uzmanı, PKK’nın artık ABD desteğini kaybettiğini ve silahlı direnişinin zora girdiğinden bahsediyordu. Bir sene sonra ateşkes ilanının ve çözüm sürecine girilmesi de bana bu operasyonları hatırlattı. 3) 2009 Yerel Seçimler Sonuçları: Nihayet, Kürt meselesinin çözümünde Türkiye halkının sağduyusunu pasifize eden ve onları dışlayan iki etmenden sonra, benim en çok sahiplenmek istediğim üçüncü noktaya geldik. 2009 Yerel Seçimleri sonucunda AK Parti, doğu ve güneydoğuda resmen darbe yedi. Bir çok belediyeyi kaybetti, zira Başbakan önderliğinde hükümet Kürtlerin güvenini kaybetmişti. Bunda elbette, 2007’den itibaren askerin ve kemalist bürokrasinin kapatma davası ile birlikte suyuna gitmek gibi korkak bir tutuma giren AK Partinin büyük rolü vardı. Ve bu hüsrandan sonra, AK Parti doğuyu tamamen elinden kaybetmemek için Kürt meselesinde çözüme öncelik verdi. Ve gayet de iyi yaptı.. Açıkçası Kürt Meselesi yıllardır hep vardı, ama çözümün bugüne gelmesinde benim en önemli gördüğüm 3 faktör bunlar. Eksiğim varsa, düzeltilmeye hazırım. Farkettiyseniz, 3 faktörde de APO’nun hiç bir rolü yok. Tabi, Kürt meselesinin Türk Devleti tarafından tanınması ve bu meselenin çözüme yaklaşılmasında PKK’nın uygulamış olduğu vahşetin rolünü elbette göz ardı edemeyiz. Ama işte PKK’nın rolü bu kadardı zaten; daha fazlası değildi. PKK, “bu ülkede Kürtler ezildiği için biz dağlara çıkıyoruz ve masumları öldürüyoruz” diye mesajını verdi, Devlet de bu mesajı geç de olsa aldı ve bitti. APO şu an olsa da olmasa da, çözüm konjonktur gereği bugüne kısmetmiş. Kimileri APO’nun 15 Ağustos da açıklayacağı yol haritasından dolayı hükümetin aksiyona geçtiğine iddia etse de, ben şahsen PKK’nın köşeye sıkışmasından dolayı çözüme yanaştığı kanaatinde ısrarcıyım. Zira yıllardır güneydoğuda öyle bir saltanat ve güç elde etti ki bu örgüt, oradaki çıkar ve rantı bırakmamak için yıllardır kendileri de çözümsüzlüğü tercih etti, Kürtlerin haklarını istemeyi bahane ederek. Bu yüzden, şimdi çözüm sürecinde muhattap alınması gerekenler şiddeti değil barışı önemseyenlerdir. Her ne kadar PKK ile grift bir ilişki içerisinde de olsa, DTP burada önemsenmesi gereken tek kurumdur. Bu kurum hem meşru hem legal olmakla birlikte, başta Ahmet Türk olmak üzere bir çok milletvekilinin yapıcı tavırlarıyla samimiyetini ispatlamıştır. Yalnız, DTP içerisinde bir takım isimlerin çıkıp da “APO muhattap alınmalı” tarzında yaklaşımları, bence çözüme hiç bir katkı sağlamayacak ve hatta bu süreci baltalayacaktır. APO, artık kamuoyu önünde ismi tamamiyle lekelenmiş (ki bunu haketmiş) ve çoğunluk çevrelerce itibar görmeyen bir isimdir. Elbette Kürtlerin bir kısmı bu adama teveccüh gösterebilir ama unutmayın ki Türklerin içerisinde bir kısım insan da Bahçeli’ye teveccüh göstermektedir. Bahçeli’nin Kürt meselesinde ne kadar yapıcı olabileceğinden umutluysak, aynı umudu APO için de beklememiz insafsızca olmayacaktır. Amaç şayet Kürt halkının sosyo-kültürel haklarını tanımak ve ona saygı göstermekse, Kürt Halkının kendi öz yönetim haklarını genişletmek ve bu hakları anayasal güvence altına almaksa, bunlar basbayağı meclis içerisinde halledilebiliriz. O yüzden, DTP’liler şuna karar vermeli: Biz bu meseleyi çözmek mi istiyoruz, yoksa milliyetçi egomuz okşansın mı istiyoruz? Biz özgürlüklerden ve barıştan mı yanayız, yoksa statukodan ve çözümsüzlükten mi? Bizler kemalist dayatmadan kurtulmak mı istiyoruz, yoksa kendi Kemal'imizi yaratma derdinde miyiz? DTP bu soruların ilkine yaklaştıkça, çözüm günü yaklaşacaktır. |
|
| Son Güncelleme ( Cuma, 14 Ağustos 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.