Darbe ile Mücadele Eylem Planı Yazdır E-posta
Yazar Öner Bulut   
Salı, 14 Temmuz 2009

1. Yeni Anayasa yapılmalıhttp://sheikyermami.com/wp-content/uploads/2008/07/h_4_ill_1029440_akp.jpg

1980 darbesinin ürünü olan ve tüm hücrelerinde bu melanetin kokusunu ve kirli kanını taşıyan 1982 Anayasası ile darbelerden kurtarılmış ve çağdaş bir demokrasi kurmak imkânsız bir hayaldir. Çünkü darbe mahsulü bir anayasa, darbeden başka bir gelecek getirmez. Bu nedenle, tatil dönüşü yeni başkanını seçecek olan parlamentonun, daha sonraki süreçte öncelikli ve acil görevi, en baştan ve yeni bir anayasa yapmaktır. Yapılacak yeni anayasanın, nasıl olması gerektiği artık herkesçe malum.

2. Avrupa Birliği hedefi doğrultusunda atılacak adımlar hızlandırılmalı.

Türkiye’de mutlu bir gelecekte, refah ve zenginlik içerisinde yaşamak isteyen insanların, şuan için en önemli güvencesi, Avrupa Birliği’dir. Avrupa Birliği, aynı zamanda askeri darbelerden korunaklı bir demokrasinin inşası için de yegâne teminattır.

Hükümet, 2005 yılından sonra askıya aldığı AB hedefinin önemini bir an evvel anlamalı, müzakerelerin yavaşlaması konusunda AB üyesi ülkeler, AB yetkilileri ve AB kurumlarına suç bulmak, “önce iç siyasette askerle anlaşalım, dış siyaseti sonra düşünürüz” demek yerine, tam üyelik hedefi doğrultusunda müzakereleri hızlandırmak için üzerine düşen tüm görevleri eksiksiz ve zamanında yerine getirmelidir.

Zira AB’ye tam üyelik için halen yolun başında olduğumuz acı gerçeği, artık kamuoyundan gizlenemeyecek kadar aşikâr bir hal aldı.

Son zamanlarda can sıkan ilerleme raporlarında da vurguladığı üzere, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirme yolundaki isteksizliği, kurumsallaşmış ve sağlam bir demokratik siyasi hayatın henüz tesis edilememiş olması, AB yetkililerince artık görmezden gelinmeyecek kusurlardır. Korkarım ki bundan sonraki dönemde, Türkiye’nin müzakereler konusundaki bu isteksiz tavrı nedeniyle, AB tarafından uyarı müeyyidesi yerine, müzakerelerin dondurulması da dâhil daha sert müeyyideler uygulanabilir.

3. Devlet idaresi sivilleştirilmeli.

Gerçek bir demokratik rejim kurabilmek ve bu yolda samimiyetle ve ciddiyetle ilerleyebilmek için, devlet idaresinin, ‘askeri tahakküm altında yöneticilik oyunu oynayan sivilimsilerden’ bir an evvel kurtarılması ve gerçek sivillere teslim edilmesi gerekir. Türkiye’nin özel şartları, milli güvenlik kaygıları, dâhili ve harici düşmanlar ve benzeri sudan bahanelerin bir kenara itilerek, askerin siyasi arenayı sivillere terk etmesinin ve kışlasına dönerek, sadece askerlik vazifelerini yerine getirmesinin vakti gelmedi mi?

4. Yargı reformu yapılmalı.

Tarafsız, özgürlükçü ve modern bir yargı mekanizmasının tesis edilebilmesi için, kapsamlı ve etkin bir yargı reformuna ihtiyaç olduğu yıllardan beri her hükümet tarafından söylenegelmekte. Lakin iş bu konuda söylev çekmeye gelince mangalda kül bırakmayan mevcut hükümet de dâhil hiçbir hükümet, bu reformu gerçekleştirme dirayetini gösteremedi. Evrensel hukuk kurallarını içselleştirmemiş, bireyi odak edinmemiş, bu çağda bile, halen devletçiliği tüm uygulamalarına şiar alan yargı mekanizmasının, adaletsizlikleri giderebileceğini düşünmek, fazlasıyla saflık olacaktır.

Yargı reformunun başlangıç noktası, birinci maddede belirttiğim gibi yeni bir anayasa yapmaktır. Bir diğer önemli reform da, yargıda çift başlılığın sembolü olan ve her daim yargı erkleri arasında görev ve yetki çatışmasına neden olan, askeri yargı mekanizmasının, birçok modern demokrasilerde olduğu gibi tamamen kaldırılması olmalıdır.

Sivil yargı mekanizması tarafından 39 yıl hapis cezasına mahkûm edilen Şemdinli’nin malum iyi çocuklarının, askeri mahkemelerce derhal serbest bırakılması, kamuoyu gözünde, askeri yargı mekanizmasının görevini yerine getirirken, asker kişilere karşı tarafsız kalamadığı intibaını uyandırmıştır. Bu konuda medyaya fazlasıyla yansıyan bu örnek haricinde de birçok örnek olduğu bilinmekte ve zaman zaman ilgililerce ve bilgililerce söylenmekte.

Yine ‘Dağlıca Baskınındaki ihmal’ ve ‘AKP’yi bitirme planı’ gibi kamuoyu nezdinde infial yaratan haberlerin ardından, askeri mahkemeler tarafından verilen ve sansür anlamına gelen haber yasakları, askeri mahkemelerin, evrensel hukuk kurallarını uygulamak yerine, tarafgirlikle hareket ettiği şüphelerini artırmıştır.

Malum gece yarısı önergesi üzerine parlamentodan geçen ve Cumhurbaşkanınca ‘nihayet’ onaylanarak kanunlaşan değişiklikle, asker kişilere barış zamanında sivil mahkemeler önünde yargılanma yolunu açan yetersiz düzenleme, hükümetin bu konuda yeterli cesareti gösteremediği için, takiye yapma yolunu tercih ettiğini düşündürmektedir. Hükümet, görünürde AB’nin gönlünü yapmak isterken, iç siyasetin oyunlarını da kuralına göre oynayarak, ‘367 kararı’ ve ‘türban kararı’nda olduğu gibi, askeri yargı-sivil yargı tartışmasında da topu yine Anayasa Mahkemesi’ne attı. Eminim ki Anayasa Mahkemesi’nin bu değişikliği iptal etmesi halinde, AKP yine “biz demokratikleşmek istiyoruz, ama ne yapalım ki zinde güçler buna izin vermiyor” bahanesini ileri sürecektir. Oysaki Anayasa Mahkemesi’nin yapısı, işleyişi ve görevlerini tanzim etme ve değiştirme yetkisi de parlamentoda ve dolayısıyla hükümettedir. Mevcut çağdışı Anayasa’yı değiştirme yetkisinin de bu yasama organında ve hükümette olduğu gibi.

Hükümet ve parlamento, yani yürütme ve yasama erkleri, ülkenin geleceğini ne yazık ki Anayasa Mahkemesi’nin, yani yargı erkinin eline vermekte ve artık öyle düşünüyorum ki bunu kasten yapmaktadır. AKP, demokrasi ideali yolunda köklü reformlar yapmak yerine, klasik bir merkez sağ parti gibi, vitrini düzelterek işi kotarabileceğini düşünmekte.

5. Toplumsal barış sağlanmalı.

Her ne kadar demokratikleşme, sivilleşme yolunda adımlar atılsa da, her ne kadar AB ile resmen tam üyelik müzakereleri yürütülse de, toplumda, devletin sakıncalı gördüğü grupların hak ve özgürlüklerinde halen somut bir iyileşme sağlanamadı. Bu durum, toplum içerisinde halen bir gerginlik kaynağıdır. Toplumsal barış tesis edilmeden, toplumun en küçük birimi, tek bir ferdi bile, devlet karşısında diğerleriyle aynı kıymete erişmeden, demokrasinin darbe tehdidi altına yaşamaktan kurtulması mümkün olmayacaktır. Çatışma unsurlarının varlığı, darbeci zihniyetin iştahını kabartmakta ve bu zihniyetin eline darbe yapabilmek konusunda elverişli vasıtalar vermektedir. Bu nedenledir ki, toplumsal sükûnu ve eşitliği sağlamak, darbesiz demokrasinin ön şartlarındandır.
Son Güncelleme ( Pazartesi, 13 Temmuz 2009 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

< Önceki   Sonraki >
design by macroajans