| İran'ın Özgürlük ve Çoğulculuk Arayışı |
|
|
| Yazar Bilal Sambur | |
| Cumartesi, 11 Temmuz 2009 | |
|
İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlayan kitlesel olaylar, bütün dünyanın gözünün bu ülkeye dönmesine neden oldu. Batı basınında birçok kişi, bu olayları İran İslam devri için sonun başlangıcı olarak okudu. Ancak yaşanan olaylar, İran’da çok daha fazla şeyin olduğunu ortaya koymaktadır
DIŞARIDAN DEĞİŞ DEMEKLE OLMAZ Kitlesel protestolar, her şeyden önce İran halkının kendisine dışarıdan değiş denmesinden hoşlanmadığını ortaya koymaktadır. Halk, dışarıdan kimsenin kendisine hiçbir şey demesine gerek kalmadan, değişim talebini kendisi ifade etmeye başlamıştır. İran halkı, birilerinin kendisine değişmesi gerektiğini söylemeye ihtiyaç duymamaktadır. Toplumun kendisi değişim ihtiyacını ortaya koymaktadır. İran’da değişim talebi, dışarıdan bir müdahale ile değil, toplumun içinden gelmektedir. İran’daki olaylar Sovyetler Birliği’nin yıkılması sürecinde Komünist ülkelerde yaşanan kitle gösterilerine benzemektedir. Şimdiye kadar İran hephomojen bir toplum olarak dünyaya sunuldu. Son olaylar ise yekpare İran imajını alt üst etmiştir. İran toplumu, teokratik militarist rejime karşı reformcu bir alternatif yaratmayı başarmıştır. Statükocuların karşısında reformcularınciddi bir güç olarak ortaya çıkmasını, İran toplumunun önemli bir başarısı ve kazanımı olarak değerlendirmek mümkündür. Ahmedinecad döneminde İran teokratik bir rejim olmaktan çıkmış bulunmaktadır. İran Teokratik Molla rejimi, bu dönemde ideolojik militarist bir rejime dönüşmüş bulunmaktadır. Devrim Muhafızları, bugün ülkedeki tek muktedir güçtür. Bütün kilit pozisyonlar, Devrim Muhafızlarının kontrolüne geçmiş bulunmaktadır.İran’ın teokratik rejimden ideolojik militarist bir rejime geçme şeklindeki dönüşümü, rejim ve toplum arasındaki uçurumu derinleştirdiği gibi halkın özgürlük ve çoğulculuk talepleri ile militer rejimin baskı ve güç tutkusunu kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya getirmiştir. Kitlesel gösterileri şiddetle bastırmak suretiyle Devrim Muhafızları, bütün dünyaya ‘en güçlü biziz’ mesajını vermişlerdir. Temelde Devrim Muhafızları’nın güç şovunun, toplumun özgürlük ve çoğulculuk taleplerini geriletmeye yönelik olduğu unutulmamalıdır. İran olayları, seçim sonuçlarından duyulan rahatsızlığı ortaya koymaktan öte bir anlam taşıyacak bir boyuta ulaşmıştır. Yaşanan olaylar, en çok İran’daki dini otoriteyi ve hiyerarşiyi zayıflatmıştır. En yüksek dini otorite konumunda olan Aayetullah Hameney’in toplum üzerindeki otoritesi tartışılır hale gelmiş ve protestoların ana hedeflerinden biri haline gelmiştir. Yaşanan olayları doğru okumamak, İran’ın dini bürokratik iktidarına çok pahalıya mal olmuştur. Farkında olmadan Mollalar, kendilerini sosyal ve siyasi güç merkezi olmaktan çıkarmış, Devrim Muhafızları’nın elit kadrolarının yeni iktidar sınıfı olarak ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Bu olaylar vesilesiyle sessiz bir şekilde devrim muhafızları, ciddi bir darbe gerçekleştirmişlerdir. İran Nizamı’nın ya da derin devletinin içinde gerçekleşen bu yönetim darbesi, İran Devrimi’nden bu yana yönetimde gerçekleşen en önemli dönüşümlerden biridir. Musavi’nin işbaşına gelmesi durumunda değişimin dışarıdan değil içeriden başlayabileceği olasılığından duydukları endişe yüzünden Mollalar, Devrim Muhafızları’nın asıl muktedir konumuna geçmesine pek ses çıkarmamışlardır. Halk, geçen seçimde mollaların gücünü kırması için Ahmedinecad’a oy verdi. Ahmedinecad, geçen iktidar dönemindedevrim muhafızlarının bütün güç alanlarını kontrol etmelerini sağlamıştır. Devrim Muhafızları, Ahmedinejat’ın ikinci iktidar döneminde İran’ı petrolden beslenen ikinci bir Burma’ya çevirme arzusunda olduklarının işaretlerini vermektedirler. İran toplumu, ülkelerinin Burmalaşma tehlikesine karşı sesini yükseltmekte ve Nida örneğinde olduğu gibi büyük bedeller ödemeyi göze almaktadır. Baskı ve şiddetle insanların protestolarını bastırmanın artık imkanı kalmamıştır. Güç kullanarak protestoları bastıran İran yönetimi, dünyanın gözünde şiddete dayanan bir rejim şeklinde bir görüntü vermektedir. Nida isimli bayanın öldürülmesi, onu bütün dünyada baskıya karşı özgürlüğün sembolü haline getirmiş ve onun öldürülme kareleri İran yönetimine derin bir nefretin uyanmasına yol açmıştır. Kısa vadede Devrim Muhafızları, protestoları şiddetle bastırabilirler, ancak toplumun değişim, özgürlük ve çoğulculuk taleplerini geriletemeyeceklerdir. Protesto gösterileri, İran rejiminin zayıflığını bütün dünyaya göstermiştir. Halktan kopuk bir rejim görüntüsü, İran yönetiminin meşruiyetini tartışmaya açtığı gibi, dünyaya hep vermeye çalıştığı korkusuz güçlü duruş imajı da büyük zarar görmüştür. REJİM TOPLUMU KAYBEDİYOR İran’daki kitlesel protestoları okumak sanıldığından daha zordur. Çoğu zamanideolojik önyargılarımızı, bu protesto gösterilerinin gerçek anlamı olarak ifade etme tehlikesiyle yüz yüze bulunmaktayız. Bu seçim sonuçlarıyla Ahmedinecad ve devrimin büyük bir toplumsal desteğe sahip olduğu gerçeği ortaya çıktığı gibi, sonuçlara bakarak Musavi gibi İslam devrimine sadakatle bağlıbir eski Devrim Muhafızına verilen destek de Batı tipi demokrasiye verilen destek şeklinde yorumlanmamalı. Olayları okumanın zorluğuna rağmen şunu söylemek mümkün gözükmektedir: İranlılar, seçimde yapmış oldukları tercihlerle dini yönetime tamamen karşı olmadıklarını, ancak toplumsal hayata her fırsatta müdahale eden ve kendilerine zorla bir yaşam tarzı dayatan baskıcı bir yönetim değil, daha fazla özgürlük ve çoğulculuğa müsaade eden demokratik bir dini yönetim istedikleri şeklindeki taleplerini deklare etmişlerdir. Ancak İran rejimi, toplumun demokratikleşme, özgürlük ve çoğulculuk talebini derinliğine okumamakla, toplumu bütünüyle kaybetme tehlikesiyle yüz yüze bulunmaktadır. |
|
| Son Güncelleme ( Cumartesi, 11 Temmuz 2009 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

